OECD'den dünya ekonomisine uyarı

Zafer Özcivan

Zafer Özcivan

Yazar
Tüm Yazıları

Dünya ekonomisi son yıllarda peş peşe gelen krizlerle mücadele ediyor. Pandeminin etkileri tam olarak silinmeden başlayan enerji krizi, yüksek enflasyon, faiz artışları, tedarik zinciri sorunları ve bölgesel savaşlar küresel ekonominin hızını önemli ölçüde düşürdü. Şimdi ise Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), yayımladığı son raporla dünya ekonomisine ilişkin yeni bir uyarıda bulundu. Örgüt, özellikle Orta Doğu'da devam eden çatışmaların etkisiyle küresel büyümenin önümüzdeki yıllarda belirgin şekilde yavaşlayacağını öngörüyor.

OECD'nin değerlendirmesine göre dünya ekonomisi 2025 yılında yüzde 3,4 büyürken, 2026 ve 2027 yıllarında bu performansın gerisinde kalacak. Küresel büyümedeki yavaşlamanın temel nedenleri arasında jeopolitik gerilimler, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar, ticaret savaşları ve yüksek faiz oranları yer alıyor.

SAVAŞLAR EKONOMİYİ DE VURUYOR

Ekonomide güven, yatırım ve ticaret büyük önem taşır. Ancak savaşlar ve siyasi gerilimler bu üç unsuru da olumsuz etkiler. Özellikle Orta Doğu'da yaşanan çatışmaların enerji piyasaları üzerinde yarattığı baskı dünya genelinde maliyetleri artırıyor.

Petrol ve doğal gaz fiyatlarının yükselmesi, üretim maliyetlerinin artmasına neden oluyor. Fabrikalar daha pahalı enerji kullanıyor, lojistik maliyetleri yükseliyor ve sonuçta bu maliyetler ürün fiyatlarına yansıyor. Bu durum enflasyonun yeniden yükselmesine yol açabiliyor.

Enflasyonun yükselmesi ise merkez bankalarını faizleri yüksek tutmaya zorluyor. Yüksek faiz ortamında şirketler daha az yatırım yapıyor, vatandaşlar daha az harcama gerçekleştiriyor ve ekonomik büyüme yavaşlıyor.

OECD'nin son raporunda dikkat çekilen en önemli noktalardan biri de tam olarak bu riskler oldu.

TÜRKİYE İÇİN BÜYÜME TAHMİNİ AŞAĞI ÇEKİLDİ

OECD'nin raporunda Türkiye ekonomisine ilişkin beklentiler de güncellendi. Mart ayında yayımlanan önceki raporda Türkiye'nin 2026 yılı için büyüme tahmini yüzde 3,3 olarak açıklanmıştı. Ancak son değerlendirmede bu tahmin yüzde 3,1'e indirildi.

2027 yılına ilişkin büyüme beklentisi ise yüzde 3,8 olarak korundu.

İlk bakışta yüzde 0,2 puanlık düşüş küçük gibi görünebilir. Ancak uluslararası kuruluşlar büyüme tahminlerini değiştirirken oldukça temkinli davranırlar. Bu nedenle yapılan her aşağı yönlü revizyon, ekonomik görünümde belirli risklerin arttığına işaret eder.

Bununla birlikte OECD'nin Türkiye için öngördüğü büyüme oranları halen birçok gelişmiş ülkenin üzerinde bulunuyor. Avrupa ekonomilerinin önemli bir kısmında yüzde 1 ila 2 seviyelerinde büyüme beklenirken Türkiye'nin yüzde 3'ün üzerinde büyüyecek olması dikkat çekiyor.

TÜRKİYE'NİN AVANTAJLARI NELER?

Türkiye'nin büyümesini destekleyen bazı önemli avantajlar bulunuyor.

Bunların başında genç nüfus geliyor. Çalışabilir nüfusun yüksek olması üretim kapasitesini destekliyor. Ayrıca Türkiye'nin güçlü sanayi altyapısı ve ihracat potansiyeli de büyüme açısından önemli bir avantaj oluşturuyor.

Son yıllarda savunma sanayisi, otomotiv, beyaz eşya, makine ve yazılım sektörlerinde elde edilen gelişmeler Türkiye'nin üretim gücünü artırıyor.

Turizm sektörünün güçlü performansı da ekonomiye önemli katkı sağlıyor. Her yıl milyonlarca turistin Türkiye'yi ziyaret etmesi döviz gelirlerini artırırken hizmet sektörünü de canlandırıyor.

Öte yandan Körfez ülkeleri, Avrupa Birliği ve Asya pazarlarıyla sürdürülen ticari ilişkiler de ekonomik faaliyetlerin devamlılığı açısından önem taşıyor.

RİSKLER DE DEVAM EDİYOR

Ancak ekonomik büyümenin önünde bazı riskler bulunmaya devam ediyor.

Yüksek enflasyon bunların başında geliyor. Enflasyonun kontrol altına alınması için uygulanan sıkı para politikası kısa vadede ekonomik faaliyetlerin hızını yavaşlatabiliyor.

Krediye erişimin zorlaşması, finansman maliyetlerinin yükselmesi ve tüketici harcamalarındaki temkinli davranışlar büyüme üzerinde baskı oluşturabiliyor.

Bunun yanında küresel ekonomide yaşanabilecek yeni bir durgunluk, ihracat pazarlarında talep daralmasına yol açabilir. Avrupa ekonomisindeki yavaşlama da Türkiye açısından dikkatle takip edilen gelişmeler arasında yer alıyor.

Enerji fiyatlarında yaşanabilecek ani yükselişler de hem cari dengeyi hem de enflasyonu olumsuz etkileyebilir.

VATANDAŞ İÇİN ANLAMI NE?

Ekonomik büyüme rakamları bazen vatandaşın günlük hayatından uzak kavramlar gibi algılanabiliyor. Ancak büyüme oranları aslında iş imkanlarından ücret artışlarına, yatırımlardan tüketici güvenine kadar birçok alanı etkiliyor.

Ekonominin büyümesi, yeni yatırımların yapılması ve yeni iş alanlarının oluşması anlamına geliyor. Şirketler büyüdükçe daha fazla çalışan istihdam ediyor. Gelirler arttıkça tüketim de canlanıyor.

Ancak büyümenin tek başına yüksek olması yeterli değil. Bu büyümenin enflasyonu düşürmesi, gelir dağılımını iyileştirmesi ve vatandaşın alım gücüne olumlu yansıması da gerekiyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde sadece büyüme rakamları değil; enflasyon, istihdam ve gelir artışları da yakından takip edilecek.

OECD'nin son raporu, dünya ekonomisinin zorlu bir dönemden geçtiğini bir kez daha ortaya koyuyor. Küresel büyümenin yavaşlaması beklenirken savaşlar, enerji fiyatları ve jeopolitik riskler ekonomilerin önündeki en büyük belirsizlikler olarak öne çıkıyor.

Türkiye için büyüme tahmininde küçük bir aşağı yönlü revizyon yapılmış olsa da ekonominin önümüzdeki iki yılda büyümeye devam edeceği öngörülüyor. Ancak bu büyümenin kalıcı ve sağlıklı olabilmesi için enflasyonla mücadele, üretim artışı, yatırım ortamının güçlendirilmesi ve dış ekonomik risklerin dikkatle yönetilmesi büyük önem taşıyor.

Dünya ekonomisinde rüzgârın yavaşladığı bir dönemde Türkiye'nin yönünü doğru belirlemesi hem vatandaşların refahı hem de ülkenin uzun vadeli kalkınması açısından kritik bir önem taşıyor.