Keyfi ve günlük kararlarla yapılan doğrudan piyasa baskısı

Zafer Özcivan

Zafer Özcivan

Yazar
Tüm Yazıları

Ekonomi bazen büyük bir gemiye benzetilir. Bu geminin içinde üretici vardır, işçi vardır, esnaf vardır, çiftçi vardır, yatırımcı vardır. Herkes bu geminin belirli bir rota üzerinde ilerlemesini ister. Çünkü insanlar önünü görmek ister. Ancak dümeni tutanlar her gün farklı yöne kırarsa, gemi yalnızca yön değiştirmez; içindeki herkesin dengesi de bozulur.

Son yıllarda sık duyulan kavramlardan biri de piyasalara doğrudan müdahale meselesidir. Devletlerin veya karar vericilerin ekonomi üzerinde etkisi elbette vardır. Vergi düzenler, teşvik verir, kriz dönemlerinde destek paketleri açıklar. Bunlar birçok ülkede normal uygulamalardır. Ancak sorun, ekonomik kararların belirli kurallara, planlara ve uzun vadeli hedeflere göre değil; günlük gelişmelere, anlık tepkilere veya keyfi tercihlere göre alınmasıyla başlar.

Çünkü ekonomi sadece bugün yaşanan bir olay değildir. Ekonomi yarına dair beklenti işidir.

Bir bakkal düşünelim. Mahallesinde küçük bir dükkân işletiyor olsun. Toptancıdan mal alırken gelecek ay fiyatların ne olacağını tahmin etmeye çalışır. Eğer her gün farklı bir karar açıklanıyorsa, farklı kurallar devreye giriyorsa, yeni uygulamalar bir anda ortaya çıkıyorsa o esnaf hesap yapmakta zorlanır.

Bugün bir ürünün ithalatı serbest bırakılır, yarın yeni sınırlamalar gelir. Bugün kredi koşulları değişir, birkaç gün sonra farklı düzenleme gelir. Bugün döviz konusunda farklı mesajlar verilir, ertesi gün başka açıklamalar yapılır. İşte bu durumda ekonomik aktörler hesap makinesiyle değil, tahmin oyunuyla yaşamaya başlar.

Ekonominin en sevmediği şeylerden biri belirsizliktir.

Bir vatandaş markete giderken bile geleceği düşünür. "Acaba bu ürün gelecek ay daha pahalı mı olacak?" diye sorar. İşletmeler ise daha büyük sorular sorar:

"Yeni fabrika açmalı mıyım?"

"Yeni personel almalı mıyım?"

"Yatırım yapmalı mıyım?"

Bu soruların cevabı güven ortamına bağlıdır.

Eğer piyasa oyuncuları sürekli değişen kararlarla karşılaşıyorsa, insanlar beklemeye geçer. Çünkü belirsizlik ortamında en güvenli hareket çoğu zaman hareketsiz kalmaktır.

Bir çiftçi düşünelim. Yeni sezon için gübre alacak, tohum alacak, kredi çekecek. Ancak her gün ekonomik kurallar değişiyorsa çiftçi de risk almak istemez. Sonuçta üretim azalabilir.

Bir sanayici düşünelim. Fabrikasına yeni makine almak istiyor. Ama kuralların birkaç hafta sonra nasıl değişeceğini bilmiyorsa yatırım kararını erteleyebilir.

Bir yabancı yatırımcı düşünelim. Dünyanın farklı ülkelerine yatırım yapabilecek imkânı var. Önünde iki ülke olsun:

Bir ülkede kurallar yıllarca büyük ölçüde sabit kalıyor.

Diğer ülkede ise her hafta yeni açıklamalar yapılıyor.

Yatırımcı çoğunlukla öngörülebilir olanı seçer.

Çünkü sermaye yüksek sesin değil, güvenin peşinden gider.

Burada önemli olan bir noktayı ayırmak gerekir. Devletin piyasaya müdahale etmesi her zaman kötü değildir. Büyük krizlerde devletler devreye girer. Pandemi döneminde birçok ülke işletmelere destek verdi, işsiz kalanlara yardım sağladı. Finansal krizlerde merkez bankaları piyasaları rahatlatmak için adımlar attı.

Sorun müdahalenin varlığı değil, yöntemi ve sıklığıdır.

Ekonomide kurallı yönetim anlayışı, sürücünün trafik kurallarına uymasına benzer. Kırmızı ışıkta duracağınızı herkes bilir. Bu yüzden trafik düzenli akar. Ama bir gün kırmızı ışık geç anlamına gelir, ertesi gün farklı bir şey ifade ederse şehirde trafik kilitlenir.

Piyasalarda da durum benzerdir.

Kuralların önceden bilinmesi gerekir.

Kararların gerekçelerinin açık olması gerekir.

Uzun vadeli hedeflerin net olması gerekir.

Günlük kararlarla piyasaya sürekli yön verilmeye çalışıldığında başka bir sorun daha ortaya çıkar: güven kaybı.

Güven görünmeyen ama ekonominin en değerli sermayelerinden biridir.

Bir ülkenin doğal kaynakları olabilir, büyük şirketleri olabilir, güçlü sanayisi olabilir. Ancak insanlar geleceğe güvenmiyorsa bu avantajlar tek başına yeterli olmayabilir.

Çünkü güven kaybolmaya başladığında vatandaş tasarruf davranışını değiştirir, şirket yatırım planlarını erteler, yabancı yatırımcı beklemeye geçer.

Bunun etkileri zamanla hissedilir:

Yatırımlar yavaşlayabilir.

Üretim düşebilir.

İstihdam olumsuz etkilenebilir.

Fiyat dalgalanmaları artabilir.

Ekonomik büyüme ivme kaybedebilir.

Bir ev inşa ederken temel her gün yer değiştirmez. Temel sabit kalır, bina onun üzerine yükselir. Ekonomide de sağlam kurumlar, net kurallar ve öngörülebilir politikalar temel görevi görür.

Günlük kararlarla piyasayı sürekli yönlendirmeye çalışmak kısa vadede bazı sonuçlar verebilir. Fakat uzun vadede ekonominin en önemli ihtiyacı olan güven duygusunu zayıflatma riski taşır.

Çünkü ekonomi sadece rakamlardan oluşmaz.

Ekonomi aynı zamanda insanların yarına dair inancıdır.

Ve insanlar yarını göremediğinde, sadece yatırımlar değil, umutlar da beklemeye geçebilir.