Hürmüz Boğazı’nda kritik eşik: İran şartlarını açıkladı
Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilim, artık yalnızca İran ile ABD arasındaki siyasi ve askeri bir anlaşmazlık olmaktan çıkmış durumda. Dünyanın en önemli enerji geçiş noktalarından biri olan Hürmüz’de yaşanan her gelişme, petrol fiyatlarından taşımacılık maliyetlerine, enerji güvenliğinden küresel enflasyona kadar geniş bir alanı doğrudan etkiliyor.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın yaptığı son açıklama ise krizin kısa sürede sona ermeyebileceğine ilişkin önemli bir mesaj niteliğinde. Kalibaf, ABD’nin mutabakat kapsamında belirlenen şartları yerine getirmemesi halinde Hürmüz Boğazı’nın açılmayacağını açıkladı. İran tarafının sıraladığı şartlar arasında ablukanın kaldırılması, bloke edilmiş varlıkların serbest bırakılması, petrol yaptırımlarının sona erdirilmesi ve askeri tehditlerle operasyonların durdurulması bulunuyor.
Burada dikkat çekilmesi gereken nokta, Hürmüz Boğazı’nın yalnızca bölgesel bir ulaşım güzergâhı olmamasıdır. Boğaz, dünya enerji ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biridir. Reuters verilerine göre daha önce dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz taşımacılığının yaklaşık beşte biri bu güzergâhtan geçiyordu. Son gelişmeler nedeniyle gemi trafiği belirgin biçimde yavaşlamış durumda.
Bu nedenle İran’ın “şartlar yerine getirilmeden boğaz açılmayacak” açıklaması, enerji piyasaları açısından son derece ciddi bir gelişmedir.
PETROL FİYATLARI YÜKSELİŞ BASKISI ALTINDA
Hürmüz’deki belirsizlik petrol piyasalarında hemen karşılık buluyor. 19 Ağustos itibarıyla Brent petrolün varil fiyatı 91 doların üzerine çıkarken, piyasalarda jeopolitik risk priminin yeniden yükseldiği görülüyor.
Petrol fiyatının yükselmesi sadece akaryakıt fiyatlarını etkilemez. Taşımacılık, üretim, tarım, sanayi ve elektrik maliyetleri de bundan payını alır. Mazot fiyatındaki artış kamyon taşımacılığından tarımsal üretime, lojistikten market raflarına kadar zincirleme bir maliyet oluşturur.
Dolayısıyla Hürmüz’deki kriz uzadıkça dünyanın birçok ülkesinde yeni bir maliyet enflasyonu baskısı ortaya çıkabilir.
Türkiye açısından ise konu daha da önemlidir. Enerjide dışa bağımlılığı yüksek olan bir ekonomi açısından petrol fiyatlarındaki yükseliş, ithalat faturasını artırırken cari denge üzerinde de baskı oluşturabilir. Akaryakıt maliyetlerinin yükselmesi ise vatandaşın günlük yaşam giderlerine doğrudan yansıyabilir.
KRİZİN MERKEZİNDE SADECE PETROL YOK
Hürmüz Boğazı denildiğinde çoğu zaman akla ilk olarak petrol geliyor. Oysa mesele bundan çok daha büyük.
Enerji taşımacılığındaki aksama; doğal gaz, petrokimya ürünleri, gübre, ham madde ve çeşitli sanayi girdilerinin fiyatlarını da etkileyebilir. Deniz taşımacılığında risk yükseldikçe sigorta maliyetleri artar, gemilerin rotaları değişir ve teslimat süreleri uzar.
Bütün bunlar küresel ticaret açısından yeni bir maliyet anlamına gelir.
Bugün işletmelerin en büyük sorunlarından biri yalnızca ürün bulmak değil, ürünü hangi maliyetle ve ne kadar sürede taşıyabileceğidir. Hürmüz’deki belirsizlik bu sorunu daha da büyütebilir.
ABD VE İRAN ARASINDAKİ GÖRÜŞ AYRILIĞI DERİNLEŞİYOR
Krizin çözümünü zorlaştıran en önemli unsurlardan biri de Washington ile Tahran’ın Hürmüz’ün mevcut durumu konusunda farklı açıklamalar yapması.
ABD Başkanı Donald Trump, boğazın açık ve güvenli olduğunu savunurken İran tarafı boğazın şartlar yerine getirilmeden açılmayacağını belirtiyor. Reuters’ın aktardığına göre Washington ile Tahran arasında görüşmelerin devam edip etmediği konusunda da çelişkili açıklamalar bulunuyor.
Bu tablo, piyasalardaki belirsizliği daha da artırıyor.
Çünkü piyasalar yalnızca gerçekleşen olaylara değil, gerçekleşme ihtimali bulunan risklere de tepki veriyor. Bir gemi Hürmüz’den geçebiliyor olsa bile armatörler güvenlik endişesi nedeniyle bu güzergâhtan kaçınmaya başlıyorsa ekonomik sonuç yine ortaya çıkıyor.
Nitekim son veriler, Hürmüz’de ticari gemi geçişlerinin oldukça düşük seviyelerde kaldığını gösteriyor.
TÜRKİYE İÇİN EN ÖNEMLİ KONU ENERJİ GÜVENLİĞİ
Türkiye açısından bu gelişmelerin dikkatle takip edilmesi gerekiyor. Enerji arz güvenliği, artık yalnızca yeterli miktarda enerji bulabilmek anlamına gelmiyor. Enerjinin uygun fiyatla, güvenli ve kesintisiz biçimde ülkeye ulaştırılması da aynı derecede önemli.
Hürmüz’de gerilim uzun sürerse Türkiye açısından petrol ve enerji maliyetlerinin yanı sıra navlun ve sigorta giderlerinde de artış yaşanabilir.
Bu nedenle enerji politikalarında kaynak çeşitliliğinin artırılması, yenilenebilir enerjinin güçlendirilmesi, doğal gaz depolama kapasitesinin geliştirilmesi ve enerji verimliliğinin artırılması stratejik önem taşıyor.
DİPLOMASİYE İHTİYAÇ HER ZAMANKİNDEN DAHA FAZLA
Hürmüz Boğazı’nın geleceği yalnızca İran ile ABD arasındaki pazarlığın konusu olarak görülmemeli. Çünkü bu güzergâh küresel ekonominin damarlarından biri.
Boğazda yaşanacak uzun süreli bir kapanma veya ciddi trafik kısıtlaması; enerji fiyatlarını, küresel ticareti ve enflasyon beklentilerini olumsuz etkileyebilir.
Bu nedenle çözümün yolu daha fazla gerilimden değil, daha fazla diplomatik çabadan geçiyor.
İran’ın şartlarını açıkça ortaya koyması, ABD’nin ise bu şartlara nasıl karşılık vereceğinin önümüzdeki dönemde krizin yönünü belirlemesi bekleniyor. Ancak ortada değişmeyen bir gerçek var: Hürmüz Boğazı’ndaki belirsizlik devam ettiği sürece dünya ekonomisi de rahat bir nefes alamayacak.
Bugün Hürmüz’de yaşananlar bize bir kez daha gösteriyor ki enerji güvenliği, dış politika ve ekonomi birbirinden ayrı düşünülemez. Bir bölgede başlayan jeopolitik kriz, birkaç gün içinde dünyanın diğer ucundaki akaryakıt fiyatını, üretim maliyetini ve vatandaşın mutfak bütçesini etkileyebiliyor.
Bu nedenle Hürmüz Boğazı’nda kalıcı ve güvenli bir geçişin yeniden sağlanması yalnızca İran’ın, ABD’nin veya bölge ülkelerinin değil, küresel ekonominin ortak çıkarıdır.