Enflasyon beklentilerinde kırılgan denge
Türkiye ekonomisinin en önemli gündem maddesi olan enflasyon konusunda beklentiler, Ağustos 2026 verileriyle birlikte dikkat çekici bir tablo ortaya koydu. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın Piyasa Katılımcıları Anketi, enflasyonla mücadelede bazı olumlu sinyallerin bulunduğunu gösterirken, aynı zamanda ekonomide beklentilerin henüz tam anlamıyla ortak bir noktada buluşamadığını da ortaya koydu.
Ağustos ayında piyasa katılımcılarının 2026 yıl sonu tüketici enflasyonu beklentisi yüzde 29,21’den yüzde 29,43’e yükseldi. Buna karşılık 12 ay sonrası enflasyon beklentisi yüzde 23,95’ten yüzde 23,69’a geriledi. Ancak 24 ay sonrası beklentinin yüzde 17,83’ten yüzde 18,03’e yükselmesi, enflasyonun geleceğine ilişkin temkinli yaklaşımın devam ettiğini gösterdi.
Bu tablo ilk bakışta çelişkili gibi görünebilir. Bir yandan kısa ve orta vadeli enflasyon beklentilerinde sınırlı düşüşler yaşanırken, diğer yandan yıl sonu ve daha uzun vadeli tahminlerde yukarı yönlü hareketler görülüyor. Ancak aslında bu durum, Türkiye ekonomisinin içinden geçtiği hassas sürecin bir yansıması olarak değerlendirilmelidir.
PİYASA ENFLASYONUN DÜŞECEĞİNE İNANIYOR, AMA TEMKİNLİ
Ekonomide beklentiler en az gerçekleşen enflasyon kadar önemlidir. Çünkü bir işletme gelecek yıl maliyetlerinin ne kadar artacağını düşünüyorsa fiyatını buna göre belirler. Bir çalışan gelecekte hayat pahalılığının ne olacağını tahmin ediyorsa ücret talebini buna göre şekillendirir. Vatandaş ise parasının değer kaybedeceğini düşünüyorsa tasarruf ve harcama kararlarını değiştirir.
Bu nedenle enflasyonla mücadelede yalnızca fiyatların düşmesi yeterli değildir. Toplumun ve piyasanın gelecekte fiyat artışlarının yavaşlayacağına inanması gerekir.
Ağustos ayı anketinde 12 ay sonrası enflasyon beklentisinin yüzde 23,69’a gerilemesi bu açıdan olumlu bir gelişme olarak görülüyor. Ancak bu düşüşün oldukça sınırlı kalması, piyasanın enflasyonun kontrol altına alınacağına ilişkin beklentisinin henüz güçlü bir güvene dönüşmediğini gösteriyor.
Katılımcıların önemli bir bölümü gelecek 12 ayda enflasyonun yüzde 22 ile yüzde 25 aralığında gerçekleşmesini bekliyor. Bu durum, piyasaların enflasyonda belirgin bir gerileme öngörmesine rağmen, fiyat artışlarının günlük hayat üzerindeki etkisinin uzun süre devam edeceği düşüncesini koruduğunu ortaya koyuyor.
VATANDAŞ İLE PİYASA ARASINDA BÜYÜK FARK
Ağustos verilerinin en dikkat çekici yönlerinden biri ise piyasa katılımcıları, reel sektör ve vatandaşların enflasyon beklentileri arasındaki fark oldu.
TCMB'nin sektörel enflasyon beklentileri verilerine göre, piyasa katılımcılarının 12 ay sonrası enflasyon beklentisi yüzde 23,69'a gerilerken, reel sektörün beklentisi yüzde 32,80'e yükseldi. Hanehalkının 12 ay sonrası enflasyon beklentisi ise yüzde 45,58 seviyesine çıktı.
Aradaki fark oldukça büyük.
Finans piyasalarında görev yapan uzmanlar ve ekonomistler enflasyonun gelecek bir yıl içinde yüzde 24 civarına yaklaşacağını öngörürken, vatandaşın beklentisi bunun neredeyse iki katına yakın bir seviyede bulunuyor.
Bu farklılık yalnızca ekonomik tahmin yöntemleriyle açıklanamaz. Vatandaşın enflasyon algısı, doğrudan market raflarında, kira fiyatlarında, elektrik ve doğalgaz faturalarında, ulaşım giderlerinde ve eğitim masraflarında karşılaştığı fiyatlarla şekilleniyor.
Ekonomik göstergeler belirli bir hızla iyileşse bile vatandaşın günlük hayatında fiyat baskısı devam ediyorsa enflasyon beklentisinin hızla düşmesi kolay olmuyor.
BEKLENTİLER NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?
Enflasyon ekonomide kendi kendini besleyebilen bir mekanizmaya dönüşebilir. Esnaf, gelecekte maliyetlerin artacağını düşünerek bugünden fiyat artırabilir. İşveren, gelecekte ücret maliyetinin yükseleceğini hesaplayarak ürün fiyatlarını yükseltebilir. Vatandaş ise fiyatların daha da artacağı düşüncesiyle harcamalarını öne çekebilir.
Bu durum talebi canlı tutarken fiyatların düşmesini zorlaştırabilir.
Bu nedenle Merkez Bankası açısından beklentilerin aşağı çekilmesi, faiz politikası kadar önemli bir mücadele alanıdır. Ağustos ayında piyasa katılımcılarının 12 ay sonrası beklentisindeki sınırlı gerileme olumlu bir işaret olsa da reel sektör ve hanehalkı beklentilerindeki yükseliş, beklenti yönetiminde daha alınacak mesafe bulunduğunu göstermektedir.
Özellikle hanehalkının yalnızca yüzde 16,85'inin gelecek 12 aylık dönemde enflasyonun düşeceğini beklemesi dikkat çekici bir göstergedir. Bu oranın önceki aya göre de gerilemesi, vatandaşın enflasyondaki düşüşe henüz güçlü biçimde ikna olmadığını ortaya koymaktadır.
DOLAR VE FAİZ BEKLENTİLERİ DE TABLOYU ETKİLİYOR
Enflasyon beklentilerini yalnızca fiyat hareketleri belirlemiyor. Döviz kuru, faiz oranları, ücret artışları, enerji fiyatları ve küresel gelişmeler de beklentiler üzerinde etkili oluyor.
Ağustos ayı anketinde 2026 yıl sonu dolar/TL beklentisinin 51,66 TL'ye yükselmesi, katılımcıların kur konusunda yukarı yönlü hareket beklentisini sürdürdüğünü gösterdi. 12 ay sonrası dolar/TL beklentisinin de 57,43 TL'ye yükselmesi, enflasyon tahminlerinde kur geçişkenliğinin önemini koruduğuna işaret ediyor.
Öte yandan büyüme beklentisinin cari yıl için yüzde 3,1 seviyesinde kalması, ekonomide sert bir daralma beklenmediğini gösteriyor. Bu durum, ekonomi yönetimi açısından enflasyonu düşürürken büyümeyi tamamen kaybetmeme hedefinin devam ettiğini ortaya koyuyor.
SONUÇ: EN ZOR SINAV GÜVENİ KAZANMAK
Ağustos ayı enflasyon beklenti anketinin ortaya koyduğu temel sonuç şudur: Türkiye'de enflasyonla mücadele yalnızca rakamlarla değil, güvenle de kazanılacak.
Piyasa katılımcılarının 12 ay sonrası beklentisindeki düşüş, olumlu bir gelişmedir. Ancak yıl sonu ve 24 ay sonrası beklentilerdeki yukarı yönlü hareket, enflasyonun geleceğine ilişkin soru işaretlerinin tamamen ortadan kalkmadığını gösteriyor.
Daha önemlisi, vatandaş ile piyasa arasındaki beklenti farkı ekonomik politikanın önündeki en büyük sorunlardan biri olmaya devam ediyor.
Enflasyon rakamlarının düşmesi elbette önemlidir. Fakat vatandaş markete gittiğinde, kirasını ödediğinde ve faturalarıyla karşılaştığında hayat pahalılığının gerçekten azaldığını hissetmedikçe beklentilerin kalıcı biçimde düzelmesi zor olacaktır.
Önümüzdeki dönemde Türkiye ekonomisinin en önemli sınavı, enflasyonu yalnızca istatistiklerde değil, vatandaşın günlük hayatında da aşağı çekebilmektir. Çünkü gerçek başarı, piyasa uzmanlarının tahminlerinden çok, toplumun geleceğe daha güvenle bakmaya başlamasıyla ölçülecektir.