Akaryakıt fiyatlarındaki artış herkesin cebini yakıyor
Sabah işe gitmek için aracına binen de tarlasını sürmeye çalışan çiftçi de kamyonuyla yük taşıyan nakliyeci de minibüs kullanan şoför de aynı soruyu soruyor: "Akaryakıt fiyatları daha nereye kadar yükselecek?"
Bugün artık akaryakıt sadece otomobil sahiplerini ilgilendiren bir konu olmaktan çıktı. Çünkü mazot ve benzin fiyatlarındaki her artış, markette aldığımız ekmeğin, sebzenin, meyvenin, giydiğimiz kıyafetin, kullandığımız ilacın ve hatta ödediğimiz kiranın bile maliyetini etkiliyor. Kısacası akaryakıt zamları, toplumun tamamının cebini doğrudan ilgilendiriyor.
Bir ürünün fabrikadan çıkıp market rafına ulaşabilmesi için kamyonlara, tırlara, gemilere ve çeşitli taşıma araçlarına ihtiyaç vardır. Bu araçların en büyük giderlerinden biri ise yakıttır. Yakıt pahalanınca taşımacılık maliyetleri artar. Taşımacılık maliyetleri arttığında ise bu fark ürünlerin satış fiyatına eklenir. Sonuçta faturayı yine vatandaş öder.
Peki akaryakıt neden sürekli zamlanıyor?
Bunun birçok nedeni var. Öncelikle Türkiye, petrol ihtiyacının büyük bölümünü ithalat yoluyla karşılıyor. Yani kullandığımız ham petrolün önemli kısmını yurt dışından döviz ödeyerek satın alıyoruz. Dünyada petrol fiyatları yükseldiğinde veya döviz kuru arttığında Türkiye'nin ödediği maliyet de yükseliyor.
Bunun yanında uluslararası gelişmeler de fiyatları doğrudan etkiliyor. Orta Doğu'da yaşanan savaşlar, küresel ticaret gerilimleri, petrol üreticisi ülkelerin üretimi kısmaları ya da deniz taşımacılığında yaşanan sorunlar petrol fiyatlarını yukarı çekebiliyor. Dünya piyasasında yaşanan her dalgalanma, kısa süre içinde Türkiye'deki pompaya da yansıyor.
Akaryakıt fiyatlarının içinde sadece petrol maliyeti bulunmuyor. Vergiler de önemli bir yer tutuyor. Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) ve Katma Değer Vergisi (KDV) gibi kalemler, pompa fiyatının önemli bölümünü oluşturuyor. Bu nedenle uluslararası petrol fiyatı değişmese bile vergi düzenlemeleri nedeniyle fiyatlarda artış görülebiliyor.
En fazla etkilenen kesimlerin başında ise çiftçiler geliyor. Traktörünü mazotla çalıştıran üretici, her zam sonrası daha fazla maliyetle karşılaşıyor. Gübre pahalı, ilaç pahalı, tohum pahalı derken bir de mazot fiyatı yükselince üretim maliyetleri katlanıyor. Bu durum sadece çiftçiyi değil, soframıza gelen tüm gıda ürünlerini etkiliyor. Domates, patates, buğday ya da süt... Hepsinin fiyatında yakıt maliyetinin payı bulunuyor.
Nakliyeciler de benzer sıkıntılar yaşıyor. Bir kamyonun aylık yakıt gideri binlerce lira artınca taşımacılık ücretleri de yükseliyor. Fabrikalar ürünlerini daha yüksek maliyetle taşıyor. Esnaf daha pahalı mal alıyor. Son tüketici ise alışveriş yaparken daha yüksek fiyatlarla karşılaşıyor.
Toplu taşıma sektöründe de tablo farklı değil. Belediyeler artan yakıt giderleri nedeniyle ulaşım hizmetlerini daha yüksek maliyetle sunuyor. Servis taşımacılığı yapan şirketler, okul servisleri ve şehirler arası otobüs firmaları da artan maliyetleri bilet fiyatlarına yansıtmak zorunda kalıyor.
Sanayi kuruluşları da enerji ve lojistik maliyetlerindeki artıştan olumsuz etkileniyor. Üretici daha pahalı üretim yapıyor. İhracat yapan firmaların rekabet gücü azalabiliyor. Özellikle düşük kâr marjıyla çalışan işletmeler için akaryakıt fiyatları önemli bir maliyet kalemi haline geliyor.
Peki çözüm ne olabilir?
Öncelikle Türkiye'nin enerji alanında dışa bağımlılığını azaltması büyük önem taşıyor. Yerli enerji kaynaklarının daha etkin kullanılması, yenilenebilir enerji yatırımlarının artırılması ve enerji verimliliğinin yaygınlaştırılması uzun vadede olumlu sonuçlar verebilir.
Toplu taşımanın daha cazip hale getirilmesi de yakıt tüketimini azaltabilir. Raylı sistemlerin yaygınlaştırılması, elektrikli otobüslerin artırılması ve şehir içi ulaşımın daha verimli planlanması hem vatandaşın bütçesine hem de ülke ekonomisine katkı sağlayacaktır.
Elektrikli araçların yaygınlaşması da gelecekte önemli bir alternatif olabilir. Ancak bunun için şarj altyapısının güçlendirilmesi, elektrikli araç fiyatlarının daha ulaşılabilir seviyelere gelmesi ve yerli üretimin desteklenmesi gerekiyor.
Tarım ve taşımacılık sektörlerinde belirli dönemlerde sağlanacak hedefli destekler de üretim maliyetlerini azaltabilir. Çünkü üretim ne kadar güçlü olursa fiyat artışlarının vatandaşa yansıması da o kadar sınırlı olur.
Vatandaş olarak bizlerin de yakıt tasarrufuna önem vermesi gerekiyor. Araç bakımının düzenli yapılması, gereksiz araç kullanımından kaçınılması, ortak araç kullanımı ve toplu taşımaya yönelmek bireysel tüketimi azaltabilir. Elbette bunlar tek başına fiyatları düşürmez; ancak aile bütçesine katkı sağlar.
Unutulmamalıdır ki akaryakıt fiyatları sadece pompada gördüğümüz rakamlardan ibaret değildir. O rakamlar, mutfaktaki alışverişten sanayideki üretime, çiftçinin tarlasından ihracatçının rekabet gücüne kadar ekonominin her alanını etkiler.
Ekonomide sıkça kullanılan bir söz vardır: "Enerji pahalıysa hayat da pahalıdır." Bugün yaşadığımız tablo da bunu açıkça gösteriyor. Akaryakıt fiyatlarındaki artış yalnızca araç sahiplerinin değil, 86 milyon vatandaşın ortak sorunudur. Bu nedenle kısa vadeli çözümler kadar, enerji bağımsızlığını güçlendirecek uzun vadeli politikaların hayata geçirilmesi büyük önem taşımaktadır. Çünkü enerji maliyetleri kontrol altına alınmadan hayat pahalılığıyla kalıcı mücadele etmek de kolay olmayacaktır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar
Zaferozcivan59@gmail.com