2026 Mayıs ayında açlık sınırı

Zafer Özcivan

Zafer Özcivan

Yazar
Tüm Yazıları

Bir zamanlar insanlar ay sonunu getirebilmek için maaş gününü beklerdi. Bugün ise birçok kişi artık ay sonunu değil, haftanın sonunu getirebilmenin hesabını yapıyor. Çünkü markete her gidildiğinde aynı cümle daha sık duyuluyor: “Geçen hafta aldığım ürün bu kadar değildi.”

BİSAM’ın Mayıs 2026 verileri de vatandaşın günlük hayatta yaşadığı bu hissi rakamlara döktü. Açıklanan verilere göre dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması 34 bin 808 liraya ulaştı. Başka bir ifadeyle açlık sınırı 35 bin liraya dayanmış durumda. Toplam yoksulluk sınırı ise 114 bin 348 lira olarak hesaplandı.

Rakamlar ilk bakışta bir istatistik gibi görülebilir. Ancak bu sayıların arkasında gerçek hayatlar, gerçek sofralar ve gerçek insanlar var. Çünkü mesele yalnızca rakamların yükselmesi değil. Asıl mesele, insanların günlük yaşamlarının giderek zorlaşması.

Bir ailenin yalnızca mutfak için günlük harcaması yaklaşık 1.160 liraya çıkmış durumda. Yani dört kişilik bir evde sabah kahvaltısından akşam yemeğine kadar geçen sürede tüketilen temel gıda ürünleri için her gün dört haneli rakamlar gerekiyor.

Bu tabloya dışarıdan bakıldığında “Sadece gıda mı?” sorusu akla gelebilir. Evet, burada söz edilen rakam yalnızca mutfak masrafı. Buna kira, elektrik, su, doğalgaz, internet, çocukların okul giderleri, ulaşım masrafları, sağlık harcamaları ya da beklenmedik ihtiyaçlar dahil değil.

Aslında yoksulluk sınırının neden 114 bin lirayı aştığını da tam olarak burada anlamak gerekiyor.

Bugün bir aile düşünelim.

Anne ve baba çalışıyor olsun. Çocuklardan biri okula gidiyor, diğeri üniversiteye hazırlanıyor olsun. Evin kira gideri, faturaları ve mutfak masrafı düşünüldüğünde aylık harcamalar adım adım büyüyor. Daha maaşın ilk günlerinde kira ödeniyor, ardından faturalar geliyor. Market alışverişi yapılıyor, ulaşım kartları dolduruluyor, çocukların ihtiyaçları karşılanıyor. Geriye kalan miktar ise çoğu zaman insanların geleceğe dair plan yapmasına yetmiyor.

Eskiden aileler gelirlerinden bir miktarını kenara koymayı düşünürdü. Bugün ise birçok aile “Bu ay eksik vermeden nasıl geçireceğiz?” sorusuna cevap arıyor.

Market raflarında yaşanan değişim bunun en görünür örneği haline geldi.

Eskiden alışveriş listesi hazırlanırdı. Şimdi ise vatandaşlar çoğu zaman fiyat listesi hazırlıyor. Hangi markette yağ daha ucuz, hangi gün indirim var, hangi ürünün küçük boyu alınabilir gibi hesaplar yapılıyor.

Birçok insan artık ürün seçerken kaliteyi değil fiyatı öncelik haline getiriyor.

Kasapta et fiyatına bakıp vazgeçenler, meyve-sebze alırken gram hesabı yapanlar, markette iki ürün arasında uzun süre düşünen insanlar artık sıradan görüntüler oldu.

Bu durum yalnızca ekonomik bir mesele değil, aynı zamanda sosyal bir meseleye de dönüşüyor.

Çünkü yeterli ve dengeli beslenme yalnızca karın doyurmak anlamına gelmiyor. Sağlıklı yaşam, çocukların gelişimi, eğitim başarısı ve toplumun geleceği de doğrudan bununla bağlantılı.

Bir çocuk yeterli beslenemediğinde bu durum sadece o günün problemi olmuyor. Uzun vadede sağlık sorunlarından eğitim performansına kadar birçok alan etkilenebiliyor.

Ekonomik baskılar aile içindeki psikolojik yükü de artırıyor.

Evde sürekli para hesabı yapmak, çocukların isteklerini ertelemek, zorunlu ihtiyaçları bile sıraya koymak insanlarda ciddi bir stres oluşturuyor.

Bugün birçok kişi maaşını aldığı gün rahatlamak yerine yeni bir hesap yapmaya başlıyor:

“Bu ay kira ne kadar gelecek?”

“Elektrik faturası arttı mı?”

“Market masrafı ne olacak?”

“Çocukların ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağız?”

Bu sorular giderek daha fazla insanın gündelik yaşamının bir parçası haline geliyor.

Ekonomide bazen büyüme rakamları açıklanıyor, ihracat verileri paylaşılıyor, çeşitli göstergelerde artışlar görülüyor. Ancak vatandaş için ekonominin gerçek ölçüsü çoğu zaman mutfakta hissediliyor.

Çünkü insanlar ekonomiyi grafiklerden değil, pazardan ve marketten okuyor.

Bir kilo peynirin fiyatı, bir litre sütün maliyeti, bir ekmeğin kaç liraya alındığı günlük hayatın en somut göstergeleri oluyor.

Açlık sınırının 35 bin liraya yaklaşması yalnızca bir ekonomik veri olarak değerlendirilmemeli. Bu rakam, insanların yaşam standardı üzerindeki baskının büyüdüğünü gösteren önemli bir işaret niteliği taşıyor.

Çünkü mesele sadece daha fazla para harcamak değil. Mesele, insanların aynı gelirle daha az ürün alabilmesi.

Bir zamanlar marketten dolu poşetlerle dönülen bütçeler bugün daha küçük alışverişlerle tükenebiliyor.

Ve belki de bugün toplumun geniş kesimlerinde en çok konuşulan soru aynı:

“Bu gidişat nereye kadar sürecek?”

Bu sorunun cevabı sadece ekonomik verilerde değil; insanların daha güvenli, daha öngörülebilir ve daha rahat bir yaşam kurabilmesinde saklı görünüyor.

Çünkü sofradaki yük ağırlaştığında, hayatın diğer alanları da o ağırlığı hissetmeye başlıyor.