Sağlığımız İçin Doğru Beslenmenin Önemi… (6)
Bazıları lüks içinde bir yaşam sürerken, diğerleri sefalet içinde yaşıyordu. Bazıları çok su tüketirken, diğerleri içmiyordu. Kimisi hiç alkol kullanmazken, kimisi kullanıyordu. Tütün içenler olduğu gibi içmeyenler de vardı. Bazıları sadece sebze yiyor, diğerleri çoğunlukla hayvansal besinler tüketiyordu. Kimisi zihniyle çalışırken, kimisi bedeniyle çalışıyordu. Günde tek öğün yiyenlerin yanı sıra dört veya beş öğün tüketenler de mevcuttu.
Aslında beslenme düzenlerinde ve günlük alışkanlıklarında çok büyük farklar olduğunu gördük. Fakat beslenme alışkanlıkları ile ilgili güvenilir bilgiler edindiğimiz tüm bu kişilerde, uzun yaşamalarını açıklayan tek bir ortak nokta bulabildik: Besin tüketiminde "ılımlılık", yani ölçülü olmak. Bu araştırma, yediğimiz yiyeceğin çeşidi ne olursa olsun midemizi tıka basa doldurmanın zararlarını ve doldurmamanın faydalarını net bir şekilde gözler önüne sermektedir.
Sorumluluğunu bilen insanlar olarak; çeşitli gerekçelerle, her bahanede hastanelere gidip ikide bir vücudumuzun "fabrika ayarlarıyla" oynamadan, "yiyecek eşittir sağlık" kuralına uymalıyız. Artık yemek için yaşamayı bırakıp, yaşamak için yemeyi öğrenmek zorundayız.
Eğer ölçülü beslenme kurallarına uygun olarak kendimize özel bir program yapar, buna inanarak istikrarlı bir şekilde uygular ve hayat tarzımız hâline getirirsek; fazla kilo ve hastalıklara karşı başarılı olamama ihtimalimiz yok gibidir. Gerçekten de kilo almamak veya hasta olmamak; hasta olup iyileşmeye uğraşmaktan ya da kilo alıp zayıflamaya çalışmaktan çok daha kolaydır.
YAPTIĞIMIZ BESLENME HATALARI SAĞLIĞIMIZI NE HÂLE GETİRDİ?
Günümüzde her konuda olduğu gibi beslenme konusunda da ciddi bir bilgi kirliliği mevcut. Sadece para kazanma, zevk alma ve tüketime yönelik modern hayat tarzı bazı açılardan insanları memnun etse de birçok sağlık sorununu da beraberinde getirmektedir. Özellikle beslenme konusunda yaptığımız uzun süreli yanlışların hem sindirim sistemimizi hem de genel sağlığımızı nasıl etkilediğini tespit etmek açısından etrafımıza şöyle yakından bir baktığımızda; kırk yaşından sonra tamamen sağlıklı bir insan bulmanın neredeyse imkânsız olduğunu görürüz...