Uğur’lar olsun…
“Uğur Mumcu’yu katleden bomba uzaktan kumandalıydı.”
***
Dönemin MİT Daire Başkanı Yavuz Ataç, Hürriyet’e verdiği beyanatta söyledi, bu gerçeği!
Resmi tezi berhava eden bir gerçekten söz ediyoruz.
***
Adalet Bakanı Akın Gürlek, geçenlerde açıkladı:
-Mumcu Dosyası, tam otuz üç yıl sonra yeniden mercek altına alınacak.
Bu vesileyle konuştuğu anlaşılan Yavuz Ataç, Uğur Mumcu Suikastında “olay yerine giden” tek MİT mensubuydu.
“Oraya görevli olarak gitmediğini, zaten MİT’in de böyle bir görevi olmadığını” söylüyor.
PÜF NOKTASI
Fevkalade mühim (bir nevi kritik eşik) olan ayrıntıları şöyle anlatıyor:
“Ben, yurtdışında ‘Patlama Sonrası Araştırma’ kursu gördüm.
Suikast sonrasında, olay yerinde dikkatimi çeken detaylara göre bu patlamanın uzaktan kumandayla yapılmış olabileceği kanaati oluştu, bende…
Muhtemelen, Mumcu tam otomobilin kapısını açarken uzaktan kumanda ile bombayı patlattılar.
Kumandanın da arabayı gören bir yerde olması gerekiyordu.
Arabayı gören yerlerin hepsinin tespit edilip oralara kimlerin gelip gittiğine dair araştırmalar yapılması lazımdı…
Araştırmalar, incelemeler eksik kaldı.
Olay yerinin hemen süpürülmesi de yanlıştı.”
(30 Temmuz 2026)
BATARYA PARÇASI
Yavuz Ataç, kendisinde “Otomobile önceden yerleştirilmiş bombanın uzaktan kumanda sistemiyle patlatıldığı” kanaatinin oluşmasına, “Aracın yakınında bir batarya parçası görmesinin neden olduğunu” söylüyor.
Batarya parçasını teslim ettiği polislere bu durumu izah etmiş; ne var ki, “yeterli tecrübeye sahip olmadığına” dikkat çektiği polisler, bu kritik ayrıntıyı es geçmiş!
PSİKOLOJİK HARP
Bu satırların yazarı, tam otuz üç yıldır, resmi tezin tam aksine bombanın uzaktan kumandayla patlatıldığı gerçeğini her bir vesileyle sayısız kez dile getirdi.
***
Onca senedir, mevzu hakkında sahne alan/fikir beyan eden siyasilerden medya mensuplarına kadar çokları ise…
-İşbu kritik hususa gözlerini tamamen kapattı; bir papağan gibi sürekli resmi tezi tekrarladılar.
Kamuoyunu itina ile yanılttılar.
***
Kafa konforları, bir anlamda “resmi hizmete mahsus” idi…
Zaten, malum cephedeki bakış açısı da “Gerçeğin, laikçi bir öyküyü bozmasına izin vermiyordu!”
***
Bu “resmi yalan” o denli kanıksandı ki…
Selda Bağcan’ın merhum Uğur Mumcu için söylediği o pek etkileyici ve hüzünlü türküde bile bu gerçek dışı husus tekrar ediliyordu:
“Çevirdim anahtarı apansız bir ölüme
Şarapnel parçaları saplandı ciğerime
Uğurlar olsun, uğurlar olsun”
NİHAYET
Otuz üç sene sonra, “Uzaktan Kumanda” istasyonuna gelmiş bulunuyoruz.
***
Peki, bu mevzu neden çok önemli?
Sırayla gidelim…
Uğur Mumcu’nun arabasına bindikten sonra kontak anahtarını çevirmesiyle bombanın patladığına dair üretilmiş kanaat, ta ilk andan itibaren tekrarlanan/yedirilen resmi görüştür.
Kamuoyunun bu şekilde yönlendirilmesiyle sadece tetikçilerin değil suikastın arka planındaki derin organizasyonun da üzeri örtülüyordu.
O yıllarda, “uzaktan kumanda” ile bir bombanın patlatılması mekanizmasını kullanan bir terör örgütü olmadığı gibi, böylesi bir imha tekniği “sadece istihbarat örgütlerinin elinde vardı!”
GÜLDAL MUMCU, NE YAZMIŞTI?
Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Hanım, daha ilk andan itibaren “Bombanın Uğur Mumcu aracına binmeden hemen öncesinde uzaktan kumandayla patlatılmış olduğunu” düşünüyordu.
***
Güldal Mumcu’nun “İçimden Geçen Zaman” adlı kitabında (2012) yer alan çarpıcı anlatımlar, fevkalade aydınlatıcıdır.
***
“Kontak anahtarı yerinde takılı değildi; olaydan hemen sonra gözümün önünde kontak anahtarını yerde bulup almışlardı” diye yazmıştı.
***
Evde konuyu tartıştığı yetkililere “Bomba raporunu yetersiz bulduğunu” söylüyordu.
Yetkililer ise “Mumcu’nun arabaya binip kontak anahtarını çevirmesiyle birlikte bombanın patladığı” hususunda ISRAR ediyorlardı.
“Misinanın ucundaki, kontak anahtarını çevirince infilak eden bomba” hikayesinde diretiyorlardı.
***
Emniyetçilerden gazetecilere, Erdal İnönü’nün de aralarında bulunduğu siyasilere kadar herkes, inatla “uzaktan kumanda” gerçeğine itiraz ediyorlardı.
***
Yine, Güldal Mumcu’nun kitabında yazdığına göre…
Patlamanın gerçekleştiği anda; sokağa girip olay yerine doğru yaklaşmış olan Murat marka otomobilin sürücüsü “Mumcu’yu aracın dışında gördüğünü” söylemişti.
Ancak, sonrasında ne olduysa “Hatırlamıyorum” diyecekti!
***
Güldal Hanım’a “Bu işi çözmek namus borcumuzdur” diyen DYP-SHP koalisyon hükümetinin hiçbir üyesi onun fikirlerini dikkate almadı.
***
Suikast soruşturmasının ilk Savcı’sı, Güldal Mumcu’ya…
“Bu işi devlet yapmıştır. Hükümet isterse çözer. Ancak, söylediklerimi basına açıklarsanız yalanlarım” demişti!
YEŞİL’İN ZİYARETİ
Güldal Hanım’ın söz konusu kitabında; 1996 yılının Mayıs ayında ‘Yeşil’ diye bilinen JİTEM mensubu şahsın, bir bayram günü kendisini iki çocukla birlikte ziyaret ettiği bir bölüm de yer alıyor ki, pek mühimdir.
Evdeki o konuşmada geçen enteresan bir metafor var:
Yeşil’in, Mumcu’nun evinin karşısında ancak yüksek kotta yer alan camiyi “Tİ Camii” diye işaretlemesi…
Otomobile daha evvelden (geceden) yerleştirilmiş o bombayı patlatan uzaktan kumandaya sahip tetikçi şahsın “bu caminin avlusunda konuşlanmış olabileceğini” akla getiriyordu!
***
“Tİ/TI” kısaltması, İngilizce’deki Target (Hedef) sözcüğünün karşılığı olarak kullanılıyor.
Askeri ve havacılık terminolojisinde ise “Target Indication” (Hedef Gösterme) ve “Target Indicator” (Hedef İşaretleyicisi) tabirleri var.
FİNAL
Bir Asur özdeyişindeki gibi seslenelim:
“-Sen gerçeği söyle, isterse gökyüzü delinsin”
***
Şu “sekizde sekiz” gerçekten kaçış yok:
Merhum Uğur Mumcu, yıllarca tekrarlandığı gibi “arabasına binip kontak anahtarını çevirdikten sonra” değil…
Tam otomobiline binmek üzere olduğu anda/esnada aracındaki bombanın “uzaktan kumanda” ile patlatılması sonucu hayatını kaybetmişti.
***
Ezcümle: Gerçeğin, önünde sonunda ortaya çıkmak gibi (“iyi” veya “kötü”) bir huyu vardır.