Derin Kronoloji: Dün, bugün, yarın!
1 Şubat günü (1979), Humeyni on beş senelik sürgün hayatından sonra İran’a döndü.
Aynı günün akşamında, Milliyet’in genel yayın müdürü Abdi İpekçi derin bir suikasta kurban gitti.
***
1979’un Mart ayında ise İstanbul’a bir Amerikan heyeti geldi.
Birkaç komprador iş insanı tarafından Boğaz’a nazır bir lokantada ağırlandılar.
***
Derin masada, Amerikan heyetinden kimler vardı?
Bu sualin cevabını, A. Franchon ile D. Vernet’in imzalarını taşıyan “Mesyanik Amerika” adlı kitapta (2004, Sayfa:102) buluyoruz.
Neo-Con’cu cephenin başöğretmeni olarak kabul edilen, Soğuk Savaş döneminin nükleer stratejisti, Albert Wohlstetter (1913-1997) ekibin başındaydı.
Yemekte, öğrencileri Richard Perle ile Paul Wolfowitz de vardı.
***
Derin kadroyu ağırlayan Törkiş kompradorlar…
İran devriminin çok konuşulduğu o günlerde Amerikan heyetinin başındaki Albert Wohlstetter’a “Sırada Türkiye mi var?” diye sorduklarında, aldıkları karşılık şu oldu:
“Türkiye, sıradaki problem değil, sıradaki cevaptır!”
PÜF NOKTASI
Albert Wohlstetter’ın bu sözleri, o günlerde henüz takvimi belli olmayan 12 Eylül 1980 askeri darbesinin “işaret fişeği” anlamına geliyordu.
Kenan Evren’in anılarında “darbenin harekât planı için hazırlıklara Mart 1979’dan itibaren başladıkları” yazılıdır!
***
Bu kıssadan, nasıl bir hisse çıkar?
Amerikan heyetinin Törkiş kompradorların öncü isimlerini ziyareti sonrasında, dönemin Genelkurmay Başkanı Evren’e derin bir talimat gittiği/verildiği anlaşılıyor!
***
Kenan Evren’in sınıf arkadaşı olan, 12 Eylül döneminin İkinci Ordu Komutanı Orgeneral Bedrettin Demirel’in yıllar sonra “ne dediğini” tam da burada hatırlayalım:
“Darbeyi bir sene evvel planlamıştık. Amma şartların olgunlaşmasını bekledik!”
İKİ KEZ ERTELENDİ
Askeri darbe için belirlenen ilk tarih, 11 Temmuz 1980’di.
İkinci tarih ise 12 Eylül’den bir hafta öncesi yani 5 Eylül 1980’dir.
***
İlkinin ertelenme sebebi, 2 Temmuz 1980’de Süleyman Demirel’in başbakanlığındaki hükümetin güvenoyu almasıdır.
İkinci erteleme için, her ne kadar Kenan Evren sonradan “Hazırlıklar tamamlanmamıştı” dese de…
Asıl gerekçe, 6 Eylül 1980’de Necmettin Erbakan’ın liderliğindeki Milli Selamet Partisi’nin Konya Mitingi’nde yaşanan “provokatif olayların” darbe gerekçeleri arasına eklenmesinin istenmesidir.
TÜSİAD’IN İLANLARI VE EVREN’İN ABD ZİYARETİ
1 Şubat 1979’da katledilen Abdi İpekçi, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in yakın arkadaşıydı.
Ecevit, 1979’un sonbaharında hükümetten ayrılmak zorunda kalışını, TÜSİAD’ın 13 Mayıs-13 Haziran 1979 tarihleri arasında yedi gazete ve bir dergide yirmi dört kez yayınlanan ilanlarına bağlamıştır.
(7 Şubat 1994’te TRT’deki açıklaması)
***
TÜSİAD ilanları son haftasına girdiğinde “şahane tesadüf!” bu ya, dönemin Genelkurmay Başkanı Evren’in ABD ziyareti başlamıştı.
Kenan Evren, 7-18 Haziran 1979’da ABD Genelkurmay Başkanı’nın davetlisi olarak yaptığı ziyarette, Başkan Carter’ın “Ulusal Güvenlik Danışmanı” Zbigniew Brzezinski ile de görüşmüştü.
Mayıs 1979’dan itibaren Jimmy Carter yönetiminin Türkiye ile ilgili toplantılarında “İstikrarın, ancak ve ancak generallerin müdahale etmesiyle kurulabileceği” görüşü seslendiriliyordu.
***
Türkiye’deki “Made in USA” 12 Eylül 1980 darbesinden iki ay kadar sonra ABD’deki başkanlık seçimini Ronald Reagan’a karşı kaybeden Jimmy Carter…
Cumhuriyet’e verdiği röportajda (21 Temmuz 1985) şöyle demişti:
“12 Eylül askeri darbesi ile ferahladık. İran’da monarşinin devrilmesi ve Afganistan’ın da Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmesinden sonra, Türkiye’deki bu istikrar hareketi içimizi ferahlatmıştı.”
“ON BİR” VE “ON İKİ” EYLÜL
1979’da yayın hayatına başlayan “Sızıntı” dergisinin 12 Eylül askeri darbesinden sonra piyasaya çıkan ilk nüshasında (Ekim 1980) “Son Karakol” başlıklı bir başyazı vardı.
Locaefendi Fetullah’ın kaleme aldığı ve 12 Eylül’e övgüler sıralayan bir makaleden söz ediyoruz!
***
Latif Erdoğan’ın birkaç sene önce açıkladığına göre…
Vaktiyle, Fetullah kendisine şöyle demiş:
“Evren Paşa’nın bacanağı Yakup Amca beni tanırdı. Bazen vaazlara da gelip giderdi…
İhtilal sonrasında Ankara’ya gitmiş, Evren’e birkaç vaaz kasetimi de götürüp dinletmiş, Evren müspet veya menfi bir şey söylememiş.”
***
Latif Erdoğan “Özel sohbette, Gülen bize bu görüşmeyi aktarırken; Evren’in, bacanağına ‘Madem öyle, şimdilik ortada gözükmesin’ diye konuştuğunu da nakletmişti” diyordu!
Sadece bu örnek bile Fetullah’ın 12 Eylül döneminde “aranmasının” göstermelik olduğunu işaretlemeye yetiyor.
***
İzmir’deki Fetullah, “12 Eylül darbesinden bir gün önce haberdar edildiğini” de vaktiyle Latif Erdoğan’a şöyle anlatmış:
“Askerlerden bir ikisi öğleye doğru bana geldi…
‘Alarm var, askeriyede bir hareket olabilir’ dediler…
Yani, ihtilal olacağını ben 11 Eylül gününden biliyordum!”
MİSTER PİKE’NİN PAŞASI ŞAHİNKAYA
Gülen’in, generallerin darbe yapacağını öğrendiği gün, dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya ABD ziyaretini bitirip Türkiye’ye dönmüştü!
Bu ziyaretin “darbeden hemen önce son talimatların alınmasıyla ilgili olduğunu” söylemeye gerek var mı?
***
Kritik 11 Eylül günü, Türkiye’deki NATO manevraları da başlamıştı ki, bu aslında darbenin “eli kulağında” olduğunu gösteriyordu.
Eğer, askeri müdahaleye karşı halktan bir mukavemet/direniş olursa; “Anvil Express” manevrası için Türkiye’de bulunan NATO’nun ‘Acil Müdahale Birliği’ direnen insanların üzerine ateş açacaktı!
BİR DARBE, İKİ İŞGAL
Mart 1979’daki Türkiye ziyaretinde darbe sürecinin fitilini ateşleyen Amerikan heyetinin başındaki Albert Wohlstetter (1913-1997) Soğuk Savaş döneminde ABD’nin nükleer analisti ve siyaset bilimcisiydi.
O ve istihbaratçı eşi Roberta Wohlstetter, 7 Kasım 1985’te dönemin başkanı Ronald Reagan’dan “Özgürlük Madalyası” aldılar!
***
Albert Wohlstetter’ın baba tarafından büyükannesi ve büyükbabası, 19. Yüzyılın ikinci yarısında ABD’ye göç eden bir Yahudi ailesiydi.
***
Wohlstetter, birkaç sene boyunca CIA kuruluşu Rand Corporation’da çalıştı.
1964’ten 1980 yılına kadar, Chicago Üniversitesi’nde siyaset bilimi dersleri verdi.
Paul Wolfowitz ile Zalmay Halilzad’ın doktora tezlerini inceleyen komiteye başkanlık etti.
***
Yahudi Paul Wolfowitz, ABD’nin 2003’teki Irak İşgali döneminde Savunma Bakan Yardımcısı idi.
Afganistan kökenli Amerikalı diplomat Zalmay Halilzad ise “Haçlı Kralı” İkinci Bush döneminde ABD’nin evvela Afganistan, sonra da Irak büyükelçisiydi.
DOKTOR “GARİPAŞK”
Albert Wohlstetter, ünlü yönetmen Stanley Kubrick’in “Doktor Strangelove” adlı siyasi hiciv filminin (1964) ilham kaynaklarından biridir!
Kubrick’in nükleer konulara ilgisi, dünyanın bir nükleer savaşın eşiğinden döndüğü 1962’deki Küba Füze Krizi sürecinde başlamıştı.
Wohlstetter, söz konusu kriz sırasında Başkan JFK’in danışmanları arasındaydı.
***
Bir “Kara Mizah” başyapıtı olan filmde üç farklı rolde oynayan Peter Sellers’ın canlandırdığı “Doktor Strangelove” karakteri ise…
Albert Wohlstetter’ın yanısıra Herman Kahn, Edward Teller, John von Neumann, Wernher von Braun gibi Rand Corporation ile ilişkili isimlerin kolajından/birleşiminden oluşuyordu.
NÜKLEER ÇİFTE STANDART
Stanley Kubrick’in unutulmaz filminin bir de alt başlığı vardır:
“-Bombaları dert etmeyi bırakıp onları nasıl sevdim!”
***
Haydut Devlet ABD, Soykırımcı İsrail’in nükleer silahlarını ta en başından beri (1960’ların sonları) zerre dert etmedi…
Onları teşvik etti; üstüne, acayip sevdi/seviyor!
***
Sarı Kovboy Trump, çılgınlıkta Doktor Strangelove karakterine tur üstüne tur bindiriyor.
Nükleer silah yapma “ihtimalinden” dolayı, İran’a savaş açtı…
-Tandemi Netanyahu ile kol kola; masumları, sivilleri katlettirdi.
***
Trump’ın ABD’si, Siyonist Devlet İsrail’in Gazze’deki soykırımının da suç ortağı ve finalde her iki terör devleti de belalarını bulacak!
DEHŞET DENGESİ
Nükleer çifte standardın konforuyla haydutluk/zorbalık yapıyorlar.
Her defasında, nükleer silahlarıyla “korkutmaca” oynuyorlar ama bu silahları kullanmaları mümkün değil, çünkü anında karşılığını alırlar!
“Dehşet Dengesi” diye bir gerçek var, yahu…
Bir doktor çıksın…
Tecavüzcü Trump ile Adolf Netanyahu’ya, Doktor Strangelove filminin final sahnesini, bir zahmet “reçete” diye yazsın!