“Acıyı Bal Yapan” Adam

Tamer Korkmaz

Tamer Korkmaz

Yazar
Tüm Yazıları

1986’nın sonlarında bir gün, Güneş gazetesinin sahibi Mehmet Ali Yılmaz, yazarların çalıştığı odaya geldi ve onlara şöyle seslendi:

“Yarın, Cumhurbaşkanı Kenan Evren gazeteyi ziyarete gelecek.

Tüm yazarların bu karşılamada hazır bulunmasını istiyor.”

***

Duyduğu bu sözler, Acıyı Bal Yapan Adam’a çok itici geldi:

“Ne oluyordu, yani? Burası, askeri kışla mıydı ki, böyle bir emir verebiliyordu? Hem yüzü var mıydı, bunca gazetecinin karşısına çıkmaya?”

***

Ertesi gün, gazetenin önde gelen yazarları en şık elbiselerini giyinmiş halde Evren’i karşıladılar. Hep birlikte gazetenin toplantı salonuna geçtiler.

***

Kenan Evren, “saçma sapan” esprilerle “şirin” görünmeye çalışırken, Acıyı Bal Yapan Adam’ın orada olmadığını fark etti.

Gazetenin sahibine, onun neden aralarında bulunmadığını sordu.

Mehmet Ali Bey, tepki görmemek için vaziyeti idare etmeye çalıştı ve “Efendim, kendisi aniden rahatsızlandı, odasında istirahat etmek mecburiyetinde kaldı” dedi.

***

Bu sözler üzerine Evren, hiç beklenmedik bir karar aldı:

“O halde, onu ziyaret edip geçmiş olsun diyelim” karşılığını verdi!

***

Gazete patronunun yol göstermesiyle yazarın odasına giren Evren daha ilk anda Acıyı Bal Yapan Adam’ın rahatsızlık geçirmediğini anladı ve kinayeli bir üslupla ona şöyle seslendi:

“Rahatsızmışsınız, size geçmiş olsun demek için odanıza geldim!”

***

Acıyı Bal Yapan Yazar’ın yüzünde en ufak bir yumuşama veya mutlu olma belirtisi yoktu. Kinayeli o lafın altında kalmadı:

“Gidişiniz olsun da dönüşünüz olmasın!”

***

O anda, odada buz gibi bir hava esti…

Evren, hiçbir şey söylemeden sinirli bir şekilde odadan çıktı.

Toplantı salonuna uğramadan, gazete binasından ayrıldı.

***

Gazetenin sahibi ile yazarları olan biteni korku ve endişe dolu gözlerle izlediler.

Bu sahneden dolayı gazetenin zarar görebileceğini düşünüyorlardı.

***

12 Eylül askeri darbesinin “astığı astık kestiği kestik” lideri Evren Paşa, o vakit “Cumhurbaşkanı” idi ama Başbakan da Turgut Özal’dı.

-Olay, ucuz atlatılmıştı.

***

Evren’e bu klas hareketi çeken Cesur Yürekli Yazar mı?

-Lütfü Oflaz’dan başkası değildi!

İKİ KEZ TUTUKLANDI

Oflaz, 12 Eylül 1980 darbesine karşı ilk insan hakları kampanyasını başlatan gazeteciydi.

Bu yüzden ona “Tek Kişilik Direniş Örgütü” denmişti!

***

O dönemde savunması dahi alınmadan ilk tutuklanan gazeteci de oydu.

-Darbeye, darbe dediği ve karşı çıktığı için tutuklanmıştı!

Temyiz hakkı da elinden alınmıştı.

***

İlk hapisliğini tamamladıktan sonra fazla geçmeden bir kez daha tutuklandı ve Mamak Cezaevi’nde ağır işkencelere tabi tutuldu.

“ÜST YAPI”

Lütfü Oflaz “Arka planda görünmez birileri her şeye karar veriyordu. Vitrinde görünenler kuklalardı. Darbecilerin dönemi bittiğinde bile aynı düzen sürdü!” diyordu…

İşte o gizli karar vericiler için ‘Derin Devlet’ tabirini ilk kullanan kişi oldu.

Kastettiği o Gizli Yapı mı; “Törkiş Gladyo/Üst Yapı” idi.

“HALKIN ADAYI”

Bu satırların yazarı, Lütfü Oflaz’ın yazılarını yetmişli yıllardan beri ilgiyle takip etti.

İlk kez, -Demirel ‘Cumhurbaşkanı’ iken- Çankaya Köşkü’ndeki bir resepsiyonda tanıştılar.

***

2000’de Demirel’in görev süresi bittiğinde, birbirinden çok farklı kesimlerdeki tanınmış isimler “Cumhurbaşkanı’nı Meclis değil, halk seçsin: Adayımız, Lütfü Oflaz!” diye çağrı yaptılar.

Yazarınız, o günlerde Oflaz için şunları söyledi:

“Her türlü zulme başkaldırdı. Egemenlere direndi, çok ağır bedeller ödedi. Ama bir gün bile kalemini satmayı aklının ucundan geçirmedi. Yalnız kalsa da mazlumun yanında, zalimin karşısında saf tuttu.”

KRİTİK TERCİH

Oflaz ile Demirel’in yolları ise Süleyman Bey 1964’te Adalet Partisi genel başkanlığına seçilmeden bir süre önce kesişmişti.

Süleyman Bey’in ilk başbakanlık yıllarından itibaren, onun “manevi evladı” gibiydi, Oflaz…

Epeyce bir süre, Demirel’lerin Güniz Sokak’taki evinde kaldı.

***

1978 senesine gelindiğinde, Demirel ile yolları ayrıldı; çünkü, fikir ayrılığı zirvedeydi.

Lütfü Oflaz, bir iç sorgulama yapmıştı:

“Eğer kafanın içindekileri özgürce dile getirmek istiyorsan bir tercih yapmak zorundasın. Ya kafanın içindekilerden vazgeçeceksin ya da Başbakan’dan!”

***

Süleyman Bey, onu ikna etmek için uğraştı ama Oflaz kendi yoluna gitti.

Bu ayrılıktan sonra, Demirel ile ilk karşılaşması Aralık 1978’deki Kahramanmaraş katliamının hemen ardından gerçekleşti.

O sırada ana muhalefet partisinin başında olan Demirel’i takip eden gazeteciler arasındaydı ve ona “Cinayetleri sağcılar mı işledi?” diye sordu.

***

Süleyman Bey’in beklemediği bir sualdi bu, üstelik hiç beklemediği birinden gelmişti.

Kendisini toparlasa da sinirlendiği belliydi; uzun yıllar hatırlanacak olan o meşhur cevabı verdi:

“-Bana, ‘Sağcılar ve milliyetçiler cinayet işliyor’ dedirtemezsiniz!”

***

Oflaz da diğer gazeteciler gibi oradan uzaklaşan Demirel’e bakakaldı.

Kendisinden çok şey öğrendiği Süleyman Bey ile ilgili hayal kırıklığı iyice artmıştı.

FRİDA’DAN OFLAZ’A

Lütfü Oflaz’ın “Ruhum Eyfel Kulesi, Bedenim Pisa Kulesi” diye tarif ettiği, olağanüstü acılar ve mücadelelerle geçen hayatı…

Kısa bir süre önce “Acıyı Bal Yapan Adam” adıyla kitaplaştırıldı.

***

İbrahim Horuz’un Doğu Kitabevi’nden çıkan kitabını, yayıncı şöyle tanıttı:

“Bu kitap, dünyada ‘Acıların Kadını’ olarak tanınan Frida Kahlo’dan çok daha fazla travma yaşamış Lütfü Oflaz’ın hayat hikayesidir…

Oflaz, tepeden tırnağa her türlü engeline rağmen, asla başarılamaz denilenleri başardı…”

HERŞEYE RAĞMEN

Frida Kahlo gibi, Lütfü Oflaz’ın da hayat öyküsü film yapılacak.

Ayakları çarpık olarak doğan, daha ilk yaşlarından itibaren içine çelik tabanlıklar konulan ayakkabılarla yürümek zorunda olan bir çocuktu.

Bu halde bir çocukken, çok ağır bir trafik kazası geçirdi…

Bedeni hurdahaş olmuş, iç organları hasar görmüştü…

Doktorlar, “Bu çocuk böyle yaşayamaz. Yaşasa bile yürüyemez!” demişlerdi.

***

Aile içinde yaşadığı seri dramlardan, gençliğinde içinde bulunduğu otomobilin silahlı saldırıya uğramasına…

Cezaevlerinde maruz kaldığı işkencelerden, ömrünün ekseriyetini hastanelerde geçirmesine kadar bir dolu sarsıcı hadise…

-Lütfü Oflaz’ı mücadeleden, direnmekten alıkoyamadı.

***

Hayata asla küsmedi; umutsuzluk onun semtine hiç uğramadı.

Hallerini çok iyi bildiği hastalara gönüllü bakıcılık yaptı…

Kazancının büyük kısmını ihtiyaç sahipleriyle paylaştı…

“Mutlu et, mutlu ol” onun hayattaki formülü olmaya devam ediyor.

***

Mizah dergisi Akbaba’da başlayan ve dünya görüşleri birbirinden farklı muhtelif gazetelerde uzun yıllar süren yazı hayatında birçok kitaba da imza attı.

BİR LOKMA, BİR HIRKA

“Yazıkatür” tarzının usta ismi Oflaz, 74 yaşında…

Gecesiyle gündüzüyle sağlık sorunlarının eşlik ettiği mütevazı hayatını İstanbul/Eyüp’te yoksul bir mahallede çok küçük bir evde tek başına sürdürüyor.

***

Birçok sosyal yardım ve paylaşım faaliyetine katıldı.

Yaşlı insanların barınacağı/bakılacağı “Yeryüzü Sağlıklı Yaşam Evleri” kurmak istiyor.

***

Vicdanları titretmeye, gönüllere seslenmeye devam ediyor…