Yankı Odası'ndan çıkanların başına neler geliyor?

Sima Güleser Polat

Sima Güleser Polat

Yazar
Tüm Yazıları

Siyasi yapımız iyice tuhaflaşmaya başlamadı mı?

Aynı masalardan farklı farklı sesler geliyor...

Kimse kimseyi dinlemiyor...

*

Türkiye’de toplumsal zemin, uzun zamandır iki devasa "yankı odasına" bölünmüş durumda.

Bir önceki yazımda altını çizmiştim.

Artık sağ-sol bitti, mevziler başladı.

Ama bu mevziler öyle bir hâl aldı ki; kimin eli kimin cebinde, kimin sözü kimin adına yankılanıyor, kimse bilmiyor.

Odaların kapıları dış dünyaya kapalı.

Ama içerideki trafik, Mansur Yavaş'ın bitmek bilmeyen güzergâh planlamasına benziyor…

Karmaşık ve nereye varacağı belirsiz.

*

Merhum Deniz Baykal’ın siyasetin bu çok sesli hali için diyeceği belliydi...

Onunla müsemma o meşhur sözünü bilirsiniz: "Optik Çarpıtma".

Gerçek gölgelendi, menfaat çatışmaları her şeyin önüne geçti.

Hak teslim edenler, edenleri linç edenler ve arada kalıp sadece ülkesini sevenler…

*

"YİĞİDİM ASLANIM'LA BU İŞ OLMUYOR "

CHP cenahına bakalım:

Kendi içlerindeki hesaplaşmalar o kadar gürültülü ki, dışarıya "demokrasi" diye verdikleri ses içerideki çatlağı örtmeye yetmiyor.

*

Her şeyin güzel olamayışına bakalım:

İmamoğlu'nun Belediyenin 560 milyar liralık bütçesini harcaması ve üstüne İstanbul içinde ve dışında 400 milyar lira da kredi borcu yapması iddiası...

Daha niceleri de olabilir...

Ancak CHP cenahında hala daha kabul edilemiyor.

Bizim ülkemizde zaten kıyasa tabi kahramanlaştırma refleksi var...

Yasa boşluğu olsa da yasalar da boş değil hani.

*

Bu yolsuzluğu bir türlü kabul etmeyen Özgür Özel, düzenli miting yapıp hak aramaya devam ediyor.

Ama parti içinden bu demokrasi pardon cumhurbaşkanlığı seçimi mitingine tepkiler de geliyor.

Yolsuzluk sanığı Ekrem İmamoğlu'nun danışmanı İbrahim Özkan:

"CHP, at gözlüğü ile dünyaya bakmayı bırakmalı. Yiğidim aslanım romantizmiyle bu iş olmuyor, mitinge gidenler artık gitmiyor." dedi.

*

Parti içi çatırdamaların bir çoğu Özel'in kabullenmediği, İmamoğlu'nun tutuklanmasının ardından iyice alevlendi.

Can havliyle İngiltere'den medet ummuştu.

"Türkiye'de Belediye başkanı tutuklanıyor, nerede müttefik ülke?" demişti.

*

İlk zamanlarda bu şaşkınlığı yaşayanlar sadece CHP de değildi.

Cumhurbaşkanı seçimleri sürecinde İmamoğlu'na sarılmadan duramayan altılı masanın "kraliçesi" Meral Akşener, olayın vahametini öğrenince feryat etmişti:

"Dürüst olduğuna kefalet koyup seçilmesine vesile olduklarımızın kocaman birer hırsız olduğunu anladığımızda çektiğimiz acıları anlatmam mümkün değil"

EZBERİN DIŞINA ÇIKAN HERKES HEDEFTE

CHP kendi kendini içten kemiriyor...

Dava arkadaşları birbirlerine hırsız demediği zamanlarda da, bu kargaşanın içinde rasyonel kalıp hakkı teslim edenler ise o yankı odalarından kovuluyor.

Hakkını helal etmeyen Gürsel Tekin ne demişti:

"Beni kürsüde yuhalattınız. Ayıptır günahtır, aynı yerde aynı mesaileri yaptık. Ne oldu size?"

*

Bugünlerde adından pek de iyi söz ettiremeyen Gazeteci Enver Aysever’in iddiasına göre; şu mitinglerde aslan kesilen Özgür Özel, Kılıçdaroğlu’nu arayıp, "Bu adam (İmamoğlu) benim başıma bela oldu, lütfen beni bu adamdan kurtarın" demiş.

Eğer doğruysa bu, Özgür Özel'in onca propagandayı ikili oynayarak yapmış olma ihtimalini de düşünmemiz gerekiyor...

*

Bu yankı odaları, sadece fikir üretmiyor; insan da tasarlıyor.

Kim ne zaman konuşacak, ne zaman susacak, neye alkış tutulacak, kime linç yapılacak…

Rutinin dışına çıkan herkes hedefte.

*

Gazeteciler Yılmaz Özdil ve Cüneyt Özdemir bunun en görünür örnekleri.

Yıllarca kendi mahallelerinin sözcülüğünü yapmış, görüşlerini açık açık dile getirmiş isimler.

Ama ne zaman Suriye meselesi dahil birkaç başlıkta devletin hakkını teslim ederek, “Burada

doğru yapılan bir şey var” diyen bir cümle kursalar…

Odalarından linç yediler.

Çünkü bu odalarda kural basit:

Ya tamamen bizimlesin ya da “karşı tarafın adamı”.

*

Ortası yok.

Hakkaniyet yok.

Samimiyet hiç yok.

*

Yılmaz Özdil ve Cüneyt Özdemir milli konularda devletin hakkını teslim ettiklerinde kendi mahallelerinde "hain" ilan edildiler.

Çünkü bu mevzi siyasetinde doğruya "doğru" demek en büyük suç !

*

Kutuplaşmanın en tipik ve en tehlikeli örneklerinden biri ise Kürt meselesi üzerinden yürüyen bu optik çarpıtma.

Türkiye sürecinde kaygılı ve kaçıngan bir tavır sergileyen CHP; Türkiye’nin bütünlüğü konusunda toplumun çok büyük bir kısmı aynı zeminde buluşabiliyorken, hâlâ 90’lardan kalma paslı çomağı elinden düşürmüyor.

Özgür Özel’in Kürt seçmen üzerinden kurduğu o "Ayazı unutmazlar" edebiyatı, sınırda terör yapılanmasının sonuna gelindiği bir dönemde kimi, neden tehdit ediyor?

Bir genel başkan, Suriye’deki bu stratejik hamlelerin vatandaşın huzuruyla bağını bilmeyecek de kim bilecek?

Meseleyi hâlâ 90’ların diliyle başka yerlere çekme çabası, topluma ne kazandırır?

Uzay çağında ne ilkel bir yöntem!

*

Tüm bu gürültü sürerken, AK Parti cenahında o derin ve stratejik sessizlik hakim.

Bunu neden yapıyorlar bilemiyoruz.

Seçmen olmasa bakış açılarını tahmin etmemiz imkansız hale gelecek.

Bu sessizlik aynı zamanda karşı tarafın kendi içindeki bu "hırsız kim" keşmekeşini uzaktan izleyen bir "bekleme odası"na benziyor.

*

Kutuplar serin tabi, sıcak sulara inmek isteyenler de olmuyor değil.

Kimsenin kimseye itimadı kalmadı.

Siyaset deneme yanılma döngüsünde...

*

Hatırlarsınız, CHP Mersin Milletvekili Hasan Ufuk Çakır'a, "AK Parti'den teklif gelirse kabul eder misiniz" diye sorulmuştu.

"Hiç böyle bir düşüncem yok, kimse böyle uyduruk işler yapmasın" dedi.

2026’nın ilk günlerinde AK Parti’ye geçti.

Böylelikle, AK Partili CHP'liler süreci de tescillenmiş oldu.

*

Neticede...

Altta kalanların canı çıkıyor.

Geri kalan her şey ise sadece bir sonraki seçime kadar sürecek bir illüzyondan ibaret.

*

Bir de tabi merak ediyorum:

Kemal Kılıçdaroğlu hala mutfakta mı?