Trump'ın ipiyle kuyuya inen Netanyahu
Bir zamanlar söylenen bir söz vardı:
"İsrail'in en büyük güvencesi Amerika'dır."
Artık eksik kalıyor gibi.
Buna bir cümle daha eklemek gerekiyor.
"Amerika'nın desteğine fazla güvenen liderler için en büyük risk de yine Amerika'dır."
*
Netanyahu bunu belki de ilk kez bu kadar net görüyor.
Yıllardır İsrail siyasetini ayakta tutan en önemli unsur, ABD ile kurduğu yakın ilişkiydi.
Özellikle Donald Trump döneminde.
Kudüs'ün İsrail'in başkenti olarak tanınması...
Golan Tepeleri kararı...
İbrahim Anlaşmaları...
Ve İsrail'in güvenlik politikalarına verilen koşulsuz destek...
*
Netanyahu açısından bakıldığında; Trump yalnızca bir Amerikan Başkanı değil, siyasi kariyerinin en önemli müttefiklerinden biriydi.
2017 ile 2021 arasındaki dönem Netanyahu açısından yalnızca diplomatik kazanımların değil, aynı zamanda İsrail'in bölgesel yalnızlığını azaltan stratejik hamlelerin de dönüm noktası oldu.
Washington'dan gelen destek sayesinde İsrail ilk kez Arap dünyasının bir bölümüyle onlara göre "normalleşme" sürecine girdi.
Bu Netanyahu'nun içerideki siyasi gücünü de tahkim etti.
Ancak aynı dönemde kurulan denklem bir varsayıma dayanıyordu:
Amerika'nın öncelikleri ile İsrail'in öncelikleri her zaman aynı kalacaktı.
*
Trump'ın son günlerde İran konusunda Netanyahu'yaverdiği mesajlar alışılmış diplomatik açıklamaların çok ötesinde.
Mesaj açık ve tam da beklediğimiz gibi.
"Benim planımı bozarsan yalnız kalırsın."
Parmak sallayan bu cümle yalnızca İran'la ilgili değil.
Aslında Trump'ın ikinci dönem dış politikasının özeti.
Çünkü Trump'ın önceliği ne Netanyahu'nun siyasi geleceği ne de diğer ülkelerin kendi menfaati!
Amerikan ekonomisi...
Enerji fiyatları...
*
İran'la yaşanacak geniş çaplı bir savaşın faturası Washington'a çıkacak.
Baştan beri bilinenlerden biri de bu sonuçtu.
Çünkü...
Hürmüz Boğazı'nın riske girmesi demek enerji piyasalarının sarsılması demek.
Petrol fiyatlarının yükselmesi demek...
ABD'deki enflasyonunun yeniden tartışılması demek.
Trump'ın seçim kampanyalarında en çok kullandığı argümanlardan biri ekonomik istikrardı.
Bu nedenle de İran Savaşı'nda Netanyahu'nun istediği kadar rahat hareket etmesine izin vermedi.
*
Üstelik Trump yönetimi açısından mesele yalnızca petrol fiyatları da değil.
Çin ile rekabetin sertleştiği, Rusya-Ukrayna savaşının küresel etkilerinin sürdüğü bir dönemde Washington yeni ve kontrol edilmesi zor bir Ortadoğu savaşının içine çekilmek istemiyor.
Bu nedenle İran dosyasında Netanyahu'nun güvenlik öncelikleri ile Trump'ın ekonomik ve jeopolitik öncelikleri ilk kez açık biçimde karşı karşıya geliyor.
*
Peki, Trump neden Gazze konusunda aynı tavrı göstermedi?
Neden yıllardır devam eden bombardımanlar, katliamlar ve soykırım karşısında benzer bir baskı kurulmadı?
Neden İran'da "dur" diyen Washington, Gazze'de aynı kararlılığı göstermedi?
Sorunun cevabı aslında çok basit.
Çünkü Gazze'nin bedelini Amerikalılar ödemiyor.
Gazze'nin bedelini Gazzeliler ödüyor.
*
7 Ekim saldırılarının ardından başlayan savaşın ilk aylarında Washington yönetimi İsrail'e güçlü destek verdi.
Ancak savaş uzadıkça tablo değişmeye başladı.
Uluslararası Adalet Divanı süreci, Birleşmiş Milletler'dekitartışmalar...
Avrupa başkentlerinden yükselen eleştiriler ve Amerikan üniversitelerine kadar uzanan büyük protestolar...
İsrail'in zalim politikalarının maliyetini artırdı.
Buna rağmen Washington'un baskısı sınırlı kaldı.
Çünkü Gazze savaşı Amerika açısından öncelikle bir dış politika sorunu olarak görülüyor.
İran ise doğrudan küresel enerji güvenliği ve Amerikan ekonomisiyle bağlantılı bir dosya olarak değerlendiriliyor.
*
Trump açısından bakıldığında İran savaşı küresel ekonominin ta kendisi.
Gazze ise bölgesel bir kriz...
İran savaşı petrolü etkiliyor.
Gazze savaşı ise uluslararası kamuoyunu.
Biri piyasaları sarsıyor.
Diğeri diplomatik tartışmalar yaratıyor.
*
Çünkü Gazze'deki savaş Amerikan ekonomisini sarsmıyor....
İran ise başlı başına bir sarsıntı.
İşte bütün fark burada.
*
Netanyahu da bunun farkındaydı.
Bu durumun etinden sütünden beslendi.
Önü alınamayacak zararlar verdi ve vermeye devam ediyor.
Evangelist seçmeniyle...
İsrail lobisiyle...
Kısaca hepsiyle...
*
Ama...
Gazze savaşının kısa sürede sonuçlanmaması, rehineler meselesinin çözülememesi...
İsrail'in uluslararası alanda gittikçe artan büyük bir baskıyla karşılaşması Netanyahu'nun manevra alanını zaten daraltıyor.
Şimdi buna İran konusunda Washington ile yaşanan görüş ayrılıkları da eklendi.
Tadından yenmez bir "satılma" hikayesine dönüşmeye başladı.
*
Çünkü Trump artık Netanyahu'nun ihtiyaçlarına göre değil, kendi siyasi hesabına göre hareket ediyor.
Ve o hesapta sonsuz savaşlar yok.
Hızlı sonuçlar var.
Kontrol edilebilir krizler var.
"Zafer" hikayeleri var.
*
Trump, İran dosyasını bir anlaşmayla kapatıp bunu kendi hanesine yazmak istiyor.
Netanyahu ise İran baskısının devam etmesini istiyor.
Birinin siyasi kazancı diğerinin siyasi riskine dönüşmüş durumda.
Netanyahu yıllar boyunca Amerikan siyasetindeki "doğru isimlere" yatırım yaptı.
Ancak bugün karşısındaki tablo kişisel ilişkilerin sınırlarını gösteriyor.
Washington için öncelik değiştiğinde, en yakın müttefikler bile ikinci plana düşebiliyor.
İran konusunda verilen mesaj tam olarak bu.
*
Kısaca...
Netanyahu'nun karşı karşıya olduğu asıl sorun da Trumpdeğil.