Tarkan, sen bize ne yaptın?

Sima Güleser Polat

Sima Güleser Polat

Yazar
Tüm Yazıları

Hani bazen sırtınıza bir ağrı girer…

İçgüdüsel bir refleksle kendinizi geriye doğru esnetirsiniz.

Omurga yavaş yavaş açılır, nefes genişler, beden “oh be” der.

İşte tam o anı düşünün.

Sonra kulağınıza o tanıdık intro düşer…

Tarkan'ın “Hüp şarkısının girişi...

Ardından usulca ses yükselmeye başlar:

“Kalpten kalbe bir yol varsa, bu aşktır elbet…”

*

Ve sırası geldiğinde kalbin en orta yerinde, başka bir kapı açılır:

“Yanarım, sana, emeklerime yanarım…”

Bağıra bağıra...

İşte Tarkan "Ay" şarkısının, o kısmını söylediği anda, ekrandan izlerken bile,kalabalık, bir an sustu, sonra yer yerinden oynadı.

Sanki hepimizin içindeki o uzun zamandır bastırılmış çığlık dışarı fırladı.

Ve o anda hiç kimse sadece şarkı söylemedi.

*

Meğer içimizdeki o yanışın adı Tarkan’mış...

Ama bireysel bir aşk yanışı değil bu...

Artık ya da...

Yılların birikmiş toplumsal yorgunluğu, gerilimler, yalnızlık hissi...

*

Sonra bir bakmışız; ilk albümden bir şarkı düşmüş sahneye…

Ardından Şımarık, ardından Kış Güneşi…

Ay’ın o yanma kısmından sonra Şımarık patladığında herkes ayağa kalktı...

Kış Güneşi’nde ise gözyaşları akmaya başladı...

Sanki doksanlardaki o walkman kulaklıkları yeniden kulaklarımıza takıldı, ve o an hepimiz aynı yerden, aynı özlemden vurulduk.

*

Meğer içimizde biriken serzenişin adı varmış.

Çocukluğumuzun, gençliğimizin pandorası Tarkan’mış.

Hala doksanlarda kendini arayan biz fanilere "Aradığınız bende" dedi Tarkan...

*

Sayende hatırlardık be Tarkan…

Bize ne olduğunu da, neyi kaybettiğimizi de, neyi özlediğimizi de...

*

Siyasetin sert köşeleri, dünyanın o bitmek bilmeyen gürültüsü arasında ruhumuz da sessizce bavulunu toplayıp gitmişken; konserler hepimize iyi geldi.

Tarkan, sahnelerden bize sadece şarkılarını değil, unuttuğumuzu sandığımız gülümsemeyi geri verdi.

*

Bu konserler sadece müzik değildi; toplumsal bir rehabilitasyon gibiydi.

Gerilimlerin, kutuplaşmanın, yorgunluğun ortasında, on binlerce insan aynı anda “yalnız değiliz” dedi.

Ortak bir hafızada buluştu.

Kısa bir süreliğine de olsa hep birlikte nefes aldık.

*

Özellikle Y kuşağına kendini hatırlattı.

O yıllarda büyüyen bizlere, “hâlâ içimizde o ateş var” dedi.

O, sahnede dans ederken biz de hayata yeniden tutunacak bir sebep bulduk.

O parladıkça, bizim karanlıkta kalmış yanlarımıza bir ışık sızdı.

*

Aslen Rize İkizdereli olan Tarkan Tevetoğlu’nun hikayesi, aslında hepimizin bir parça kendinden bir şeyler bulduğu o uzun ve sabırlı “kavuşma” yolculuğuna benziyor.

1972’de Almanya’da dünyaya geldiğinde, annesi Neşe Hanım ona bir çizgi roman kahramanının adını vermişti.

Belki de kaderi o gün usulca fısıldandı:

Adının timsali bir kahraman olacaktı, ama kılıcıyla değil...

Kalbe, gönüllere dokunan sesiyle kazanacaktı zaferini.

*

Tarkan bu kez bambaşkaydı.

Sadece şarkı söyleyip gitmedi; sahnesini paylaştı, paylaşmanın o unutulan asaletini anlattı.

O devasa rekabet duygusunu, "en büyük benim" savaşlarını bir kenara itip, birleştirici olmanın zarafetini sundu.

Herkese tek tek seslendi.

Orada olduklarından emin oldu.

*

Sahneye çıkışı sadece bir müzik olayı değil...

Derin, sosyolojik karşılığı olan sessiz bir başkaldırıydı.

Bugün küçük çatılar altında, kendi yarattıkları dev narsizmlerin himayesinde dönen o sahte dünyalara inat...

Koskoca bir Megastar, sahneyi paylaşmanın ve gerçek büyüklüğün ne demek olduğunu herkese yeniden hatırlattı.

Sosyal medyada kendisine seslenenlere bile o içtenlikle cevap verişiyle...

Kibrin değil, kalpten gelen samimiyetin kazandığı bir dünyanın mümkün olduğunu gösterdi.

*

O yüzden bu sıralar verdiği konserleri, sadece bir eğlence değil; adeta ruhun terapisigibiydi.

Orada olanlar, kendilerini gerçekleştirdiler.

Biz izleyenler de o kolektif mutluluğun bir parçası olduk.

Ülkecek uzun zamandır unuttuğumuz birlikte gülmek duygusunu yeniden yaşadık.

*

Tarkan sahnede o eşsiz enerjisiyle "Rahat olun!" dediğinde, hepimiz bir itirafta bulunduk.

Yaşımızı, başımızı, unvanlarımızı unuttuk.

O dans ettikçe biz küçüldük, o büyüdükçe kendimize sığdık.

*

Sanki uzun süredir terk edilmişiz de yeniden bir sevdiğimize kavuşmuşuz gibi bir his bu.

Tarkan, hepimizin uzun süredir kayıp olan, o eksik parçasını buldu ve her birimizin avucuna sessizce bıraktı:

Alın size umut.

Alın size gülümseme.

Alın size hayat.

*

Bu kez mesele sadece ona dokunmak da değildi.

Tarkan kendi dokundu; en güzel yıllarımızın aslında ölmediği yerlere...

O duyguların hâlâ bir yerlerde bizi beklediğini, hiç ölmediğini hatırlattı.

*

Tarkan, sen sadece konser vermedin; bize bizi geri verdin.

O “terk edilmişlik” hissimizden hepimizi çekip alıp, en sıcak anılarımızla yeniden buluşturdun.

Zamanlaman ilaç misaliydi.

Kirli gündemlerin, yorgun ruhların üzerinde parlayan; tam da ihtiyacımız olduğu anda, o yağmurlu günde açan bir güneş oldun.

*

Sen bize ne mi yaptın?

Galiba bize, yeniden umut etmeyi öğrettin.

Helal be sana.

*

Belki bir gün Ankara'yı da iyileştirirsin…

Bilet bulmak dileğiyle...

*

...Tut elimden beni çok sev, kimseye verme...