Tarkan, sen bize ne yaptın?
Hani bazen sırtınıza bir ağrı girer…
İçgüdüsel bir refleksle kendinizi geriye doğru esnetirsiniz.
Omurga yavaş yavaş açılır, nefes genişler, beden “oh be” der.
İşte tam o anı düşünün.
Sonra kulağınıza o tanıdık intro düşer…
Tarkan'ın “Hüp” şarkısının girişi...
Ardından usulca ses yükselmeye başlar:
“Kalpten kalbe bir yol varsa, bu aşktır elbet…”
*
Ve sırası geldiğinde kalbin en orta yerinde, başka bir kapı açılır:
“Yanarım, sana, emeklerime yanarım…”
Bağıra bağıra...
İşte Tarkan "Ay" şarkısının, o kısmını söylediği anda, ekrandan izlerken bile,kalabalık, bir an sustu, sonra yer yerinden oynadı.
Sanki hepimizin içindeki o uzun zamandır bastırılmış çığlık dışarı fırladı.
Ve o anda hiç kimse sadece şarkı söylemedi.
*
Meğer içimizdeki o yanışın adı Tarkan’mış...
Ama bireysel bir aşk yanışı değil bu...
Artık ya da...
Yılların birikmiş toplumsal yorgunluğu, gerilimler, yalnızlık hissi...
*
Sonra bir bakmışız; ilk albümden bir şarkı düşmüş sahneye…
Ardından Şımarık, ardından Kış Güneşi…
Ay’ın o yanma kısmından sonra Şımarık patladığında herkes ayağa kalktı...
Kış Güneşi’nde ise gözyaşları akmaya başladı...
Sanki doksanlardaki o walkman kulaklıkları yeniden kulaklarımıza takıldı, ve o an hepimiz aynı yerden, aynı özlemden vurulduk.
*
Meğer içimizde biriken serzenişin adı varmış.
Çocukluğumuzun, gençliğimizin pandorası Tarkan’mış.
Hala doksanlarda kendini arayan biz fanilere "Aradığınız bende" dedi Tarkan...
*
Sayende hatırlardık be Tarkan…
Bize ne olduğunu da, neyi kaybettiğimizi de, neyi özlediğimizi de...
*
Siyasetin sert köşeleri, dünyanın o bitmek bilmeyen gürültüsü arasında ruhumuz da sessizce bavulunu toplayıp gitmişken; konserler hepimize iyi geldi.
Tarkan, sahnelerden bize sadece şarkılarını değil, unuttuğumuzu sandığımız gülümsemeyi geri verdi.
*
Bu konserler sadece müzik değildi; toplumsal bir rehabilitasyon gibiydi.
Gerilimlerin, kutuplaşmanın, yorgunluğun ortasında, on binlerce insan aynı anda “yalnız değiliz” dedi.
Ortak bir hafızada buluştu.
Kısa bir süreliğine de olsa hep birlikte nefes aldık.
*
Özellikle Y kuşağına kendini hatırlattı.
O yıllarda büyüyen bizlere, “hâlâ içimizde o ateş var” dedi.
O, sahnede dans ederken biz de hayata yeniden tutunacak bir sebep bulduk.
O parladıkça, bizim karanlıkta kalmış yanlarımıza bir ışık sızdı.
*
Aslen Rize İkizdereli olan Tarkan Tevetoğlu’nun hikayesi, aslında hepimizin bir parça kendinden bir şeyler bulduğu o uzun ve sabırlı “kavuşma” yolculuğuna benziyor.
1972’de Almanya’da dünyaya geldiğinde, annesi Neşe Hanım ona bir çizgi roman kahramanının adını vermişti.
Belki de kaderi o gün usulca fısıldandı:
Adının timsali bir kahraman olacaktı, ama kılıcıyla değil...
Kalbe, gönüllere dokunan sesiyle kazanacaktı zaferini.
*
Tarkan bu kez bambaşkaydı.
Sadece şarkı söyleyip gitmedi; sahnesini paylaştı, paylaşmanın o unutulan asaletini anlattı.
O devasa rekabet duygusunu, "en büyük benim" savaşlarını bir kenara itip, birleştirici olmanın zarafetini sundu.
Herkese tek tek seslendi.
Orada olduklarından emin oldu.
*
Sahneye çıkışı sadece bir müzik olayı değil...
Derin, sosyolojik karşılığı olan sessiz bir başkaldırıydı.
Bugün küçük çatılar altında, kendi yarattıkları dev narsizmlerin himayesinde dönen o sahte dünyalara inat...
Koskoca bir Megastar, sahneyi paylaşmanın ve gerçek büyüklüğün ne demek olduğunu herkese yeniden hatırlattı.
Sosyal medyada kendisine seslenenlere bile o içtenlikle cevap verişiyle...
Kibrin değil, kalpten gelen samimiyetin kazandığı bir dünyanın mümkün olduğunu gösterdi.
*
O yüzden bu sıralar verdiği konserleri, sadece bir eğlence değil; adeta ruhun terapisigibiydi.
Orada olanlar, kendilerini gerçekleştirdiler.
Biz izleyenler de o kolektif mutluluğun bir parçası olduk.
Ülkecek uzun zamandır unuttuğumuz “birlikte gülmek” duygusunu yeniden yaşadık.
*
Tarkan sahnede o eşsiz enerjisiyle "Rahat olun!" dediğinde, hepimiz bir itirafta bulunduk.
Yaşımızı, başımızı, unvanlarımızı unuttuk.
O dans ettikçe biz küçüldük, o büyüdükçe kendimize sığdık.
*
Sanki uzun süredir terk edilmişiz de yeniden bir sevdiğimize kavuşmuşuz gibi bir his bu.
Tarkan, hepimizin uzun süredir kayıp olan, o eksik parçasını buldu ve her birimizin avucuna sessizce bıraktı:
Alın size umut.
Alın size gülümseme.
Alın size hayat.
*
Bu kez mesele sadece ona dokunmak da değildi.
Tarkan kendi dokundu; en güzel yıllarımızın aslında ölmediği yerlere...
O duyguların hâlâ bir yerlerde bizi beklediğini, hiç ölmediğini hatırlattı.
*
Tarkan, sen sadece konser vermedin; bize bizi geri verdin.
O “terk edilmişlik” hissimizden hepimizi çekip alıp, en sıcak anılarımızla yeniden buluşturdun.
Zamanlaman ilaç misaliydi.
Kirli gündemlerin, yorgun ruhların üzerinde parlayan; tam da ihtiyacımız olduğu anda, o yağmurlu günde açan bir güneş oldun.
*
Sen bize ne mi yaptın?
Galiba bize, yeniden umut etmeyi öğrettin.
Helal be sana.
*
Belki bir gün Ankara'yı da iyileştirirsin…
Bilet bulmak dileğiyle...
*
...Tut elimden beni çok sev, kimseye verme...