Tarkan konseri ve Ankara'nın sınavı

Sima Güleser Polat

Sima Güleser Polat

Yazar
Tüm Yazıları

Birkaç ay önce bu köşede İstanbul'daki Tarkan konserlerinden söz etmiş, "Ankara da bunu hak ediyor" demiştim.

Sosyal medyada paylaşılan görüntülere bakıp binlerce insanın aynı şarkılarda buluşmasına imrenmiştim.

"Bir gün Ankara da böyle bir gece yaşayacak" diye düşünmüştüm.

Sonunda o gün geldi, çattı.

Tarkan Ankara'ya geliyordu.

Konser günü biletler elimizde, arkadaşlarla alana gittik.

Fotoğraflar çektik, heyecanlandık, gençliğimizin şarkılarını canlı dinleyeceğimiz anı beklemeye başladık.

Sonra saate baktık.

Konserin başlamasına daha dört saat vardı.

*

Ve aslında konser çoktan başlamıştı.

Ama sahneyle değil...

Beklemekle!

*

Öncesinde ne oldu anlatayım...

Alana girdik.

Kurallar belliydi.

"Çıkarsanız tekrar giremezsiniz."

Binlerce kişinin katıldığı bir organizasyonda güvenlik tedbirleri elbette olacak.

Kimsenin buna itirazı yok.

Ama içeride dağıtılan plastik bardaklardaki suların önceden açılmış olmasının güvenlik gerekçesiyle açıklanması kadar...

İnsanların saatlerce aynı noktada sıkışmak zorunda kalması da güvenlik başlığı altında düşünülmeli değil miydi?

Kapağı önceden açılmış bardak güvenlik tedbiri olabilir.

Peki nefes alacak alan bırakmayan kalabalık?

Yerini kaybetmemek için hareket edemeyen insanlar?

Bir adım geri atınca saatlerce beklediği noktayı kaybedeceğini düşünen gençler?

Bunlar da organizasyonun bir parçası değil mi?

*

Fakat bütün sorumluluğu organizasyona yüklemek de kolaycılık olur.

Çünkü o akşam dikkatimi çeken başka bir şey daha vardı.

Konserin başlamasına saatler olmasına rağmen insanlar öne geçebilmek için birbirlerini itiyordu.

Yanımıza gelip yer açmaya çalışanlar oldu.

Omuz atanlar oldu.

Sıkıştıranlar oldu.

Galiba kalabalık kültürünü hala daha öğrenebilmiş değiliz.

Çünkü festival kültürü sadece organizatörün kurduğu sahneyle oluşmuyor.

Seyircinin de o kültürü paylaşması gerekiyor.

Bir etkinlik alanında binlerce kişiyle birlikte bulunmayı, sıraya girmeyi, alan paylaşmayı, beklemeyi ve birbirine alan açmayı da öğrenmek gerekiyor.

*

Biz neden hala konser düzenliyoruz da festival düzenleyemiyoruz, merak ediyorum açıkçası.

Festival sadece sahne demek değil ki.

Festival, beklemeyi unutturan bir deneyim.

Çimlere oturabilmek...

Arkadaşınla sohbet edebilmek...

Bir kahve alıp dolaşabilmek...

Yeni insanlar tanıyabilmek...

Küçük sahnelerde genç müzisyenleri dinleyebilmek...

Örneğin, konser iki saat sürer.

Ama insanlar o organizasyona altı-yedi saatini verir.

Asıl deneyim de o saatlerin içinde oluşur.

*

Belki Koç Holding çıkıp "Biz size festival vaat etmedik, konser düzenledik" diyebilir.

Hatta "Gün bizimdi, yıl dönümümüzdü" de diyebilir.

Haklı da olabilir.

Ama biz de haklıyız.

Madem bizi saatler öncesinden alana çağırıyorsunuz, o zaman o vakitleri de düşünmek gerekiyor.

Çünkü mevzu yalnızca konser değil.

Konserin öncesi de organizasyonun bir parçası.

*

Yerimiz kötü değildi.

Hatta oldukça iyiydi.

Basın bölümüne yakın, sahneyi rahat görebileceğimiz bir noktadaydık.

Ama bir süre sonra arkadaşlarla birbirimize baktık.

Ve çok ilginç bir karar verdik.

"Çıkalım!"

Aylarca beklediğimiz Tarkan konserinden kendi isteğimizle ayrıldık.

Çünkü daha ilk şarkı söylenmeden yorulmuştuk.

Çünkü konser başlamadan enerjimiz tükenmişti.

*

Sonra ne yaptık?

Yolda Tarkan dinledik.

Gittik, yemek yedik.

Kahkahalar attık.

Fotoğraflarımıza montajla Tarkan ekledik.

"Sahneden indi, bizim masaya geldi" diye şakalaştık.

"Çok ısrar etti ama biz çıktık" dedik.

Güldük.

Gerçekten eğlendik.

Ama içimizde küçük bir burukluk kaldı.

Çünkü biz sadece bir konser kaçırmadık.

Ankara'nın çok daha iyisini yapabilecek potansiyelini de düşündük.

Konuyu enine boyuna masaya yatırdık.

O binlerce kişinin yanında bizim gibiler var dedik.

*

Eve döndükten sonra sosyal medyadaki görüntüleri izledim.

Ankaralılar iyi bilir.

Haziran ayının başında açık hava organizasyonu yapmak cesaret ister.

Bizim şehirde o tarihlerde düğün tarihi belirlenirken bile hava durumu konuşulur.

İstanbul'dan bakınca yaz gelmiş olabilir ama Ankara'nın akşamı başkadır.

Serindir.

Yağmuru sürpriz değildir.

Nitekim o akşam Tarkan yağmur yağmaması için dua etti.

Ama...

Yağmur geldi.

Tarkan yağmurluğuyla sahneye çıktı.

Videolardan izlediğim kadarıyla seyircinin coşkusu da yerindeydi.

Ancak yağmur sırasında sahnede dikkat çekici bir görüntü oluştu.

Tarkan, kayganlaşan zeminde rahat hareket edebilmek için sahnenin kurulanmasını bekledi.

Samimiydi.

Doğaldı.

İnsanların da hoşuna gitti.

Ama aynı zamanda başka bir şeyi düşündürdü.

Yağmur ihtimalinin organizasyon planlamasında hesaba katılması gerekirdi.

Kısaca o büyüklükteki organizasyonları her ayrıntısıyla yönetebilmek lazımdı.

*

Her şeye rağmen...

Böylesine büyük bir organizasyonu Ankara'ya getiren herkese teşekkür etmek gerekir.

Çünkü bu şehir uzun yıllar boyunca büyük organizasyonların İstanbul'a bırakıldığı bir düzenin içinde yaşadı.

Artık Ankara da büyük konserlerin, büyük buluşmaların adresi olabiliyor.

Bu önemli.

Ama artık bir sonraki adımı konuşmanın zamanı da geldi.

Sadece kalabalıkları toplamak değil...

O kalabalıklara iyi bir deneyim sunmak.

Ve belki de bir gün, yalnızca Türkiye'nin en büyük sanatçılarını değil, uluslararası ölçekte ses getirecek organizasyonları da rahatlıkla ağırlayabilecek bir organizasyon standardı.