NATO hala bir güvenlik şemsiyesi mi?
NATO, askeri bir organizasyondan çok daha fazlası.
Bu yapı, Washington’un küresel liderliğini sürdürebilmesinin en rafine aracı da denilebilir.
Çünkü ABD, gücünü yalnızca kendi kapasitesine dayanarak değil, müttefikleri üzerinden örgütleyerek kullanıyor.
Ama bugün ortaya çıkan tablo başka bir şeyi gösteriyor.
ABD, bu örgütleme gücünü günbegün kaybediyor.
Daha önce Avrupa ülkelerinin mesafe koyduğunu, askeri destek taleplerine “hayır” dediğini yazmıştım.
İşte o “hayır”ların arkasında yatan kırılma tam olarak burada başlıyor.
*
Hal böyleyken, Trump NATO üyesi ülkelerle arasını bozmak için hemen her şeyi yapıyor.
Kanada’yı “51. eyalet” yapacağım demesi, mesela…
Bugün Kanada, NATO’nun lokomotifi olan ABD’yi artık farklı görüyor.
Kendi güvenliğini sağlayan bir müttefik olarak değil…
Gerektiğinde tehdit oluşturabilecek bir güç olarak.
Danimarka’nın özerk bölgesi Grönland üzerinden yürüyen tartışma da aynı minvalde.
*
Bu sadece bir toprak meselesi değil.
Kuzey Kutbu’nun kaynakları...
Ticaret yolları...
Ve askeri dengesi üzerinden kurulan bir baskı...
Bu durumun bazı örnekleri zaten ortada.
*
Avrupa cephesi de baştan beri sınırını korumayı başarıyor.
İspanya başta olmak üzere bazı ülkeler, ABD’nin İsrail politikalarına açık şekilde karşı ve oldukça dik duruyor.
Hürmüz Boğazı’nın açılması bağlamında yapılan çağrılara verilen ret cevapları da bunun devamı.
ABD ilk defa, müttefiklerinden karşılık alamıyor.
Hem de ihtiyacının en fazla olduğu dönemde...
*
Ama meselenin Türkiye boyutu çok daha derin.
NATO, en çok Türkiye için önemli ve artık sorgulanan bir yapı.
1952’deki üyeliğimizden bu yana güvenliğimizi sağladığı söylenen bu yapı…
27 Mayıs 1960,12 Mart 1971,12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997 askeri müdahalelerinde nasıl bir rol oynadı?
15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminde FETÖ eliyle kurulan yapı kiminle bağlantılıydı?
Bu cevabı belli sorular artık daha yüksek sesle soruluyor.
*
Bir başka kritik başlık da şu:
Olası bir Türkiye-İsrail savaşında NATO’nun 5. maddesi gerçekten çalışacak mı?
Kâğıt üzerinde cevap net.
Ama gerçek hayata bu yansır mı?
ABD bunu uygulayacak mı?
Uygulamayacağı ortada...
*
Peki o zaman ne olacak?
ABD NATO’dan mı çıkacak?
Çıkarsa ne olur?
Türkiye, NATO’nun lokomotif askeri gücü haline gelir ve dengeleri değiştirir.
*
ABD’nin NATO üyelerinden beklentileri de zaten bu kırılmanın bir parçası.
Avrupa’dan daha fazla para istiyor.
ABD, savunma bütçelerinin GSYH’nin en az yüzde ikisine çıkarılmasını talep ediyor.
Trump açık açık söylüyor:
“Yükü paylaşmazsanız biz de çekiliriz.”
*
Ama mesele sadece para da değil.
ABD, açık bir şekilde, NATO’nun sadece Avrupa’yı koruyan bir yapı olmasını istemiyor.
Onun istediği, dünyanın her yerindeki krizlere müdahale eden bir güce dönüşmesi...
Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrolün güvenliği de buna dahil.
Ama Avrupa buna karşılık güvenliği kendi sınırlarında tutuyor.
*
Kuzey Kutbu meselesi de bunun bir parçası.
Grönland üzerinden yürüyen tartışma, enerji ve hakimiyet meselesini hatırlayın...
ABD orada da müttefikleriyle karşı karşıya gelmişti.
Ve kriz hala devam ediyor.
*
Bütün bu tabloyu üst üste koyunca ortaya çıkan sonuç net:
Trump yaptığı her hamleyle NATO üyelerini kendisinden uzaklaştırıyor.
*
Hiçbir zaman "yaşanmamış olayların" olduğu bir dünyadayız.
İttifaklar çözülüyor.
Güven ortadan kalkıyor.
*
Ve bir soru daha hasıl oluyor:
Trump’ın bu davranışlarını Amerikan devlet aklı neden engelleyemiyor?
ABD daha önce de istilacıydı.
Ama aynı zamanda “özgürlükler ülkesi” olarak anılmaya devam ediyordu.
Bugün o imaj kalmadı.
ABD artık sadece dışarıda güç kaybetmiyor.
İçten içe çürüyor.
Ciddi hasar alıyor ve her geçen gün delik büyüyor ve itibarı yerle bir oluyor.
*
Bu noktada bir soru daha:
NATO hala bir güvenlik şemsiyesi mi?