Masanın hakimi Türkiye: Suriye'de kartlar yeniden dağıtılıyor

Sima Güleser Polat

Sima Güleser Polat

Tüm Yazıları

Suriye’de dengeler yeniden şekilleniyor.

SDG lideri Mazlum Abdi’nin Şam’la yaptığı “Ön Anlaşma” sahadaki uzun belirsizlik dönemini sona erdiren bir adım olarak görülüyor.

Fakat hala çözülemeyen pek çok başlık masada...

Geçen mart ayında SDG ile yeni Şam yönetimi arasında imzalanan anlaşmanın uygulanmaması, güveni ciddi biçimde zedelemişti.

***

O günden bu yana SDG, hala ABD ve İsrail’den medet ummaya devam ediyor.

Görünen o ki İsrail’in bölgedeki manipülasyonları hala SDG içinde etkisini sürdürüyor.

Tel Aviv yönetimi hem kuzeydoğudaki SDG’yi hem de güneydeki Dürzileri yeni Şam rejimine karşı kışkırtarak Suriye’yi karıştırmanın peşinde.

***

Türkiye'nin, bu yeni Suriye denkleminde yadsınamaz bir etkisi var.

Anlaşmaya yönelik tavrını net bir şekilde ortaya koyan Türkiye, “Ya bu anlaşmaya uyarsınız ya da biz müdahale ederiz” mesajını da verdi.

Böylelikle hem sahada hem masada Suriye’nin toprak bütünlüğünün garantörü konumunda olduğunu bir kez daha ispatladı.

***

SDG’nin militan güçlerinin Suriye ordusuna entegrasyonu, şart; bu aynı zamanda bizim kırmızı çizgimiz.

Çünkü, Suriye topraklarında tek bir ordu olmalı; paralel bir ordu asla kabul edilemez.

Şayet böyle bir durum olursa, Suriye'de yeniden kurulan düzene zeval gelmesini dört gözle bekleyenler var!

***

Hatırlayalım: Beşar Esad’ın geçen aralık ayında devrilmesinin ardından, Şara yönetimi tüm silahlı grupların dağıtılacağını ve bu yapıların resmi ordunun parçası haline getirileceğini duyurmuştu.

Bugün Şam yönetimi merkezi bir ordu ve idari yapı oluşturma çabasında…

Ancak dediğim gibi Türkiye’nin itirazı net…

Özerk bir yapı, Suriye’yi yeniden eski haline döndürür.

Bu durum da haliyle bir gerçeği yeniden önümüze getiriyor.

"Bölgede Türkiye’nin nüfuzu tartışılmaz."

***

Şara yönetimiyle paslaşmalarda, Ankara’nın diplomatik kanalları kadar saha gücü ve caydırıcılığı da belirleyici.

Türkiye bugün orada sadece bir bölgesel güç değil, denge kuran ülke konumunda.

İsrail’in Yeni Hamlesi: Golan ve Kışkırtma Politikası

İsrail, Golan Tepeleri’nde on yıllardır süren işgaline 2025’te -aynı bölgede- yeni işgaller ekledi.

Yeni Şam rejimine karşı başlattığı haydutça saldırıları da Beşşar Esad’tan aldığı bilgiler eşliğinde gerçekleştirdi.

Bu saldırganlık ve olası saldırılar, mevcut Şam yönetimine meşru müdafaa hakkı doğuruyor.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da dediği gibi:

“Suriye için en büyük tehdit artık İsrail’dir.”

***

Bölgede yaşanan en önemli gelişmelerden biri de Şara’nın Rusya ziyaretiydi.

Suriye geçici yönetiminin lideri Ahmed Şara, Moskova’da Putin’e dikkat çekici bir teklif sundu:

“Esad’ı ver, Tartus ve Hmeymim üslerini al.”

Putin, Esad’ı iade etmeye yanaşmadı ama Esad ailesinin üçüncü bir ülkeye gönderilmesi seçeneği gündeme geldi.

Bu ziyaret, Rusya’nın Suriye üzerindeki eski tekeli geride kalırken Türkiye’nin sahadaki etkisini daha da görünür kıldı.

***

TÜRKİYE'NİN GÖRÜNEN YÜZÜ

Son haftalarda yaşanan diplomatik trafik, tesadüflerin değil, birbirini tamamlayan gelişmelerin ürünü.

Trump, geçtiğimiz ay BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı işaret ederek “Bu adam, Suriye’yi aldı.” demişti.

Bu söz, sahadaki dengelerin değiştiğini dünyaya ilan etti.

Türkiye artık sadece kendi güvenliğini değil, Suriye’nin yeniden yapılanmasını da şekillendiren büyük bir güç.

Türkiye, ne Rusya gibi işgalci ne de İsrail gibi kışkırtıcı…

Aksine hem askerî caydırıcılığı hem diplomatik esnekliğiyle dengeyi sağlayan tek ülke.

Washington yönetimi de bunu görmezden gelmiyor.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın, Trump tarafından Türkiye’ye atanması, bu yeni dönemin en net işaretlerinden biri.

Aynı zamanda ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi olan Barrack’ın, PKK’nın Suriye kolu SDG için “Kimse onları bir şey yapmaya zorlayamaz. Nihayetinde onlar bizim müttefikimiz” şeklindeki açıklamasının, Devlet Bahçeli’nin çağrısının ardından gelmesi dikkat çekti.

Barrack’ın bu beyanatı, ABD’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda bir “PKK devleti” kurma planından vazgeçmediğini gösteriyor.

Ankara ise SDG’nin hem Türkiye’ye hem de Suriye’ye güvenlik tehdidi oluşturduğundan hareketle terör destekçisi ABD’nin bu hayallerine asla geçit vermeyecektir.

***

Tom Barrack’ın göreve geldiğinden bu yana sahne alan ikircikli açıklamaları veya gelgitli açıklamaları sürse de…

ABD, artık Türkiye’siz bir Suriye formülünün mümkün olmadığını gayet biliyor.

Bu durum, İsrail’in bölgedeki planlarını da boşa çıkarıyor.
Çünkü Türkiye’nin kurduğu diplomatik denge hattı hem Şam’da hem Washington’da karşılık bulmuş durumda.

Moskova da, Tel Aviv de Türkiye'nin sahadaki bu meşru nüfuzunu göz ardı edemiyor.

Kısacası, Suriye satranç tahtasında taşlar yeniden dizilirken, el artık Türkiye'nin.

Ve bu kez, sadece hamle yapan değil, oyunun kuralını belirleyen taraf.

***

Peki, bundan sonra ne olacak?

Eğer SDG’nin Şam yönetimine entegrasyonu gerçekleşir ve bu süreç başarıyla tamamlanırsa, Suriye’nin kuzeyinde fiili bir “ikinci devlet” oluşumu ihtimali tamamen ortadan kalkar.

***

İsrail faktörü ise can sıkmaya devam ediyor.

Dürziler ve SDG üzerinden yürüttüğü kışkırtmalar sürer ancak onların hesabının tutmayacağını söyleyebiliriz: Türkiye ve Şam iş birliğine karşı duvara çarpacaktır.

Sonuç olarak, bir zamanlar “Esad gidecek mi, kalacak mı?” tartışmasıyla başlayan bu uzun süreç, şimdi Türkiye’nin diplomatik, askeri ve stratejik ağırlığının belirleyici olduğu bir döneme girdi.

Ve görünen o ki; bu kez Washington da, Tel Aviv de, Moskova da, Ankara’nın çizdiği sınırların dışına kolayca çıkamayacak.