Koca koca adamlar hiç utanmadılar da...

Sima Güleser Polat

Sima Güleser Polat

Yazar
Tüm Yazıları

Neresinden tutsak elimizde kalan günlerden geçiyoruz.

O yüzden bugün ne yazsam diye uzun uzun düşündüm.

Bir yanım, eli kulağında açacak zerdali çiçeklerini yazmak istiyor.

Hemen ardından gözümün önüne Türkiye Büyük Millet Meclisi geliyor...

Çiçek açamıyor ideallerim.

*

Ben biraz flanörlükten yanayım.

Acele etmeden, bakarak, görerek, sindirerek yürümekten…

Kenti, insanı, zamanı dinleyerek dolaşmaktan…

Ankara sokaklarında yürümek de güzeldir.

Bunu da her kentin sakinleri gibi, en iyi Ankaralılar bilir.

*

Yine o günlerden biri...

Yürüyorum...

Sakinim...

E, düşünceliyim biraz da...

İşte tam da o sırada, tam Kızılay’dan Tunalı’ya doğru yürür...

O keskin ayazın kokusunu içinize çekersiniz ya...

Hatta hayal bu ya:

Bir anlığına “Her şey fena değil galiba” bile dersiniz.

Sonra hop…

Meclis önünden kavga sesleri yükselir...

"Görme, duyma, devam et…"

Olmuyor.

*

Ayakkabı, ceket, yumruk, tekme, hakaret, küfür…

Aboo!” diyorum, yurdum insanıyım çünkü.

Kulaklarım acıyor...

TBMM’de neler oldu biliyorsunuz.

Dayanamıyorum, ciddiye alıyorum.

*

Akın Gürlek’in yemin töreni öncesi kürsü işgal edildi.

CHP’li vekiller protesto etti, AK Parti’liler engelledi derken iş yumruklaşmaya döndü.

Osman Gökçek ile Mahmut Tanal arasında yumruklar havada uçuştu.

Tanal’ın burnu kanadı, oturuma ara verildi.

Koca koca adamlar...

Koca koca unvanlar…

Hiç utanmadılar da...

Vekil olmak bu mu?

Halkın geleceğini tartışmak yerine birbirine yumruk atmak mı?

Ben utandım, tiksindim.

*

TBMM, Ankara demek gibi bir şey.

Bu şehirde her şeyin kalbi burada atıyor.

Cumhuriyet’in ilk adımları burada atıldı.

Demokrasinin nabzı burada tutuldu.

*

Ama şimdi?

Gürültü var.

Kavga var.

Utanç var.

İlkellik değil de ne?

*

Bir yanda Anıtkabir, tarihi meydanlar, vakur binalar...

Diğer yanda vekillerin yumrukları.

Bu ikisi yan yana durunca insan soruyor:

Biz neyi temsil ediyoruz?

Hizmeti mi, yoksa kavgayı mı?

*

Sonra beynimde egzama gibi yerleşen o soru yine kaşınmaya başlıyor:

Mecbur muyuz kardeşim?

Oylarımızla madara olduk.

Kusura bakmayın, o gün bu gündür kendime gelemedim.

*

Türk siyasetinin iyice şirazesi kaydı.

Dünya değişiyor, yapay zeka devrim yapıyor, iklim krizi kapıda...

Biz birbirini döven vekillere bel bağladık.

Bir de elimizi kolumuzu bağlayıp oturuyoruz.

*

Bazı sesler yükselecek şimdi...

Maç izler gibi siyaset izleyen partizanlar: “İyi oldu”, “Oh olsun” diyecek.

E kardeşim, bizde olmasın.

Holigan mıyız Allah aşkına?

Ben hizmete bakarım, liyakate bakarım, Adil dağılıma bakarım.

Anadolu’da bir laf vardır: “Olacağı belli duruyordu” diye...

Günlerce yazdık, çizdik, konuştuk...

Siyasette neler oluyor diye...

Aha da oldu.

Gördük ne olduğunu böylece...

Yeter artık.

Herkes biraz kendine gelse...

BİRAZ FLANÖRLÜK EDELİM DEDİK, BURNUMUZDAN GELDİ

Elimden bir şey gelmedi tabii.

-Mış gibi yürüyüşe devam ettim ben de...

Buyurun beraber yürüyelim...

Mesela kışın, Ulus’un o vakur meydanında yürümeye başlayalım…

Islak kaldırımlar, heykelin etrafında esen soğuk rüzgâr…

Ankara’nın hafızası burada.

Sonra adımlarımız Kızılay’a çıksa…

Pasajlara dalsak.

Ayağımızda yeni alınmış ayakkabının sızısını hissederken, sokak arasından gelen döner kokusuyla sabretmeyi yeniden öğrensek...

Yazın Bakanlıklar’dan yukarı doğru yürürken, akasyaların kokusunu içimize çeksek...

Tunalı’ya tırmanırken nefes nefese kalsak ama şikayet etmesek...

Sonbaharda Kuğulu Park’ta bir banka otursak...

Yaprakların düşüşünü izlesek.

Kendi içimizden düşenleri de...

*

Belki o zaman şunu hatırlarız:

Bu şehir bizim.

Bu ülke bizim.

Ve biz, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, hâlâ buradayız.

Görebilen var mı?

*

Meclis’teki yumruklar yerine, el sıkışan insanlar olsun.

Kavgalar yerine konuşmalar, utanç yerine gurur...

Ankara’nın kalbi yumruk atmak için değil, atmak için çarpsın.

Ama yine de dostlar;

Ankara'da hava kaç derece olursa olsun...

Sizin havanız hep iyi olsun. :)))