Kılıçdaroğlu karşı mahalle deplasmanında...

Sima Güleser Polat

Sima Güleser Polat

Yazar
Tüm Yazıları

Mutlak butlan kararı sonrasında CHP genel başkanlık koltuğuna dönen Kemal Kılıçdaroğlu, yönetimine muhalefet eden Sözcü TV’ye çıktı.

Bir anlamda deplasmana çıkmış takım gibiydi.

Puan kaybı yaşamadan evine dönen bir takım!

*

Senem Toluay Ilgaz’ın moderatörlüğünü yaptığı programda Sözcü TV’nin Ankara Temsilcisi Aslı Kurtuluş Mutlu ile gazeteci Barış Terkoğlu’nun sorularını cevaplandırdı.

Kılıçdaroğlu söyleşisi, bir televizyon röportajından daha ziyade savcıların sorgulamasına benziyordu.

Taraftar veya militan gazeteci tavrı oldukça belirgindi.

Adı geçen medya mensuplarının benzer bir sorgulamayı Özgür Özel’e yapamayacaklarını tahmin etmek zor değil.

Önceki örnekler belli.

*

Ayrıca program esnasında Kılıçdaroğlu “Böyle soruları Erdoğan’a sorabilir misiniz?” diyerek üç basın mensubunu açığa düşürdü.

“Neden genel başkan olduğumu ekrana yazamıyorsunuz?” diyerek de onları zor durumda bıraktı.

*

Programın açılışında Kemal Kılıçdaroğlu’nu “CHP Genel Başkanlığına yeniden gelen...” diye anons eden moderatör Ilgaz; Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Genel başkan olduğumu neden yazamıyorsunuz?” dediği bölümde “Yargıtay kararı henüz kesinleşmedi ki!” cevabını verdi.

İşte bu ikna edici bir cevap değildi.

Keza Kemal Bey burada, “Kurultayı iptal eden Mahkeme beni bu unvanla görevime iade etti. Tedbir kararıyla yaptı bunu. O yüzden CHP Genel Başkanı diye yazmalısınız” dedi.

Kısaca, hukuki süreç devam etse bile mahkemenin verdiği kararın ortaya çıkardığı fiili durum karşısında bu itiraz havada kaldı.

*

Kılıçdaroğlu, kendisini sıkı bir şekilde sorgulayan üç medyacı karşısında oldukça emindi.

İkna edici ve isabetli cevaplar verdi.

Seri soru salvolarını savuşturmayı başardı.

*

Üçlü, Kılıçdaroğlu’nu kıyasıya eleştiren ve haksız bulan; Özgür Özel ve yargı sürecindeki veya hapisteki partilileri ise tümüyle haklı bulan bir konumda göründüler.

Kemal Bey’in “Kayyum olarak atansaydım bu görevi kabul etmezdim” cümlesi, tutarlı tavrına dair örneklerden biriydi.

“Kurultayı, Yargıtay kararını beklemeden yaparsak yine iptal edilir” cevabı da öyle.

*

Şu sözleri de dikkat çekiciydi:

“Erdoğan, 2023’teki CHP kurultayının şaibeli olduğunu söylediğinde, Özel yönetimi cevap vermedi. Oysa ben yönetime buna cevap vermelisiniz dedim. Ama yapmadılar. Yani şikayet eden ben değilim.”

Bu cümle aslında aylardır sürdürülen anlatının da merkezine oturuyordu.

Çünkü kamuoyunda oluşturulmaya çalışılan tablo ile Kılıçdaroğlu’nun anlattığı kronoloji arasında ciddi bir fark var.

*

Kılıçdaroğlu, kurultayı Yargıtay kararının belli olmasından sonra yapacak.

Özel ve taraftarlarının istediği gibi acilen değil.

Burada şöyle bir muamma veya enteresan bir durum var.

Eğer Özgür Özel ve arkadaşları Mutlak Butlan kararının iptali için Yargıtay’a başvurmasalardı, Kılıçdaroğlu kurultayı çok daha kısa sürede toplamak zorunda kalacaktı!

Özelciler elbette “Yargıtay’a başvurarak yasal hakkımızı kullandık, ne var bunda?” diyeceklerdir.

Çelişkileri şu: O karar gelmeden kurultayın acilen toplanamayacağı belli.

*

Gelgelelim gazetecilerin yaklaşımına...

Bu, özgür gazetecilik örneği değildi.

“Gücü gücüne yetene” dedikleri yaklaşıma çok benziyordu.

Kılıçdaroğlu’nun “Böyle soruları herkese sorabilir misiniz?” yaklaşımına verilen öfkeli ve parmak sallayan tavırlar yakışmadı.

Sanki Kılıçdaroğlu’nu sorgulamak bir görev, Özgür Özel’i sorgulamak ise “iç hesaplaşma” gibi görüldü.

İşin ilginç tarafı, programı izlerken yalnızca üç gazeteciyi izlemiyorduk.

Son yıllarda CHP çevresinde giderek yerleşen bir siyasi refleksi de ekran başında canlı canlı görüyorduk.

Kendi mahallesine yöneltilen eleştiriyi rahatlıkla karşılayamayan, karşısındakini anlamaya çalışmaktan çok onu belirli bir noktaya sıkıştırmaya çalışan bir anlayış zaman zaman röportajın önüne geçti.

Birçok izleyici muhtemelen gazetecileri değil, günlük hayatta karşılaştığı bazı CHP’lileri gördü.

Sosyal medyada, arkadaş ortamlarında, siyasi tartışmalarda rastlanan o görünmez baskı dili ekranda görünür hale geldi.

Sorudan çok tavır konuştu.

Cevaptan çok hangi cevabın verilmesinin istenmediği hissedildi.

Bu yüzden programın en dikkat çekici tarafı Kılıçdaroğlu’nun cevapları kadar, cevaplardan duyulan rahatsızlığın ekrana yansımasıydı.

Bazı anlarda gazeteciler soru soran değil, bir pozisyonu savunan taraf gibi göründü.

*

Diğer yandan...

Kılıçdaroğlu neden oradaydı?

Bizim hiç mi iki tarafı da görecek, dengeli bir medya mecramız yok?

Neden eski medya düzenindeki gibi görüş ayrılıkları bir araya gelemiyor?

Yandaş veya candaş olmaya gerek yoktu.

*

Kılıçdaroğlu o kadar bekledikten sonra konuşacak mecra olarak orayı neden seçti?

*

Belki de tam bu yüzden seçti.

Çünkü aylardır kendi adına konuşanların arasında değil, karşısında duranların arasında konuşmak istedi.

Belki de anlatmak istediği şeyleri en çok duymak istemeyenlere anlatmayı tercih etti.

Onlarla baş ettiğini söyledik...

Nitekim program sonunda siyasi açıdan zarar gören tarafın Kılıçdaroğlu olduğu da söylenemez.

Ancak yine de aklımda kalan soru değişmedi.

Meydan savaşının farklı bir cephesinden savaşa devam etmeye gerçekten gerek var mıydı?

Çünkü ekranın bir bölümünde gazeteciler ile siyasetçi yoktu.

CHP içindeki kavganın başka bir perdesi vardı.

Ve o perde açıldığında görünen şey yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu değildi.

Medyanın bir bölümünün siyasete ne kadar yaklaştığı da görünür hale geldi.

Deplasmana çıktı.

Tribünlerin önemli bölümü rakip takım taraftarıydı.

Ama maç sonunda konuşulan şey skor değil, hakemin tarafsız olup olmadığıkonusuydu.

CHP Kemal Kılıçdaroğlu Mutlak butlan