CHP'de tarih tekerrür mü ediyor? Butlan kıskacındaki baba ocağı
Cumhuriyet Halk Partisi, tarih boyunca kendi içinde birçok kez bölünmüş bir parti oldu.
Kopan kadrolar, yeni partiler kurdu.
Bazıları kısa sürede siyasetin kıyısında kaldı...
Bazıları uzun yıllar varlığını sürdürdü...
Bazıları ise dönüp dolaşıp yeniden CHP çatısının altında buluştu.
*
1946'da Celal Bayar, Adnan Menderes ve arkadaşları parti içi muhalefet kanallarının kapandığını söyleyerek ayrıldı ve Demokrat Parti'yi kurdu.
1955'te Turan Güneş ve arkadaşları Hürriyet Partisi'ni oluşturdu.
1967'de Turhan Feyzioğlu, İsmet İnönü'nün "ortanın solu" çizgisine itiraz ederek Cumhuriyetçi Güven Partisi'ni kurdu.
1985'te ise Bülent Ecevit, mevcut yapıların toplumla bağını kaybettiğini savunarak DSP çatısı altında yeni bir siyasi yol açtı.
*
Aradan geçen onlarca yıla rağmen gerekçeler çok değişmedi.
Parti içi demokrasi tartışmaları...
Liderlik mücadeleleri...
Yön ve kimlik arayışları...
Ayrılanların hemen hepsi, farklı cümlelerle de olsa aynı şeyi söylüyordu:
"Bu yapı artık çalışmıyor."
*
Bugün ise CHP bir kez daha benzer bir kırılmanın eşiğinde duruyor.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi'nin CHP'nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği "mutlak butlan" kararı, partiyi yalnızca siyasi değil, hukuki bir krizin de içine çekti.
Mahkeme, kurultayı ve alınan kararları baştan itibaren hükümsüz saydı.
Böylece uzun süredir devam eden parti içi mücadele bambaşka bir boyuta taşındı.
Bir tarafta Özgür Özel ve kurultay delegelerinin ortaya koyduğu irade...
Diğer tarafta mahkemenin verdiği karar...
CHP tarihinde liderlik mücadeleleri, kurultay çekişmeleri ve sert iç hesaplaşmalar hiç eksik olmadı.
Ancak ilk kez bir kurultayın meşruiyeti bu ölçüde tartışma konusu oluyor.
Üstelik siyasi mücadelelerin sonucunda görevden ayrılan bir genel başkanın, yıllar sonra mahkeme kararları üzerinden yeniden merkeze yerleşmesi de Türk siyasetinde çok sık rastlanan bir tablo değil.
*
Aslında bugünkü kriz, geçmişteki ayrılıklardan önemli bir yönüyle ayrılıyor.
Demokrat Parti kurulurken de, DSP ortaya çıkarken de, Cumhuriyetçi Güven Partisi doğarken de ortada siyasi bir tercih vardı.
İnsanlar ayrılıyor ve kendi yollarını çiziyordu.
Bugün ise tartışma daha çok meşruiyet üzerinden yürüyor.
Kurultay mı esas alınacak?
Mahkeme kararı mı?
Delege iradesi mi belirleyici olacak?
Yoksa hukuki süreç mi?
*
Burada dikkat çekici başka bir durum daha var.
CHP uzun yıllardır Türkiye'de yargının siyasete müdahalesini eleştiren partilerin başında geldi.
Bugün ise parti içindeki güç mücadelesinin merkezinde yine yargı kararları bulunuyor.
Bu nedenle yaşananlar yalnızca bir liderlik tartışması değil, aynı zamanda siyasi söylem ile ortaya çıkan yeni gerçeklik arasındaki çelişkinin de sınandığı bir dönem.
*
Bugünlerde kulislerde "EKİM Partisi" iddiaları da dolaşıyor.
Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel çevresinin, olası bir tıkanıklığa karşı yeni bir siyasi oluşumu değerlendirdiği yönündeki söylentiler hepimizin kulağına çalındı.
Doğru ya da yanlış...
Bu ihtimalin bile konuşuluyor olması, parti içindeki güven krizinin ulaştığı noktayı göstermesi bakımından önemli.
Çünkü, geçmişe baktığımızda da gördük, bugüne kadar yeni parti arayışları güçlü dönemlerde değil, mevcut yapının geleceğine ilişkin soru işaretleri büyüdüğünde ortaya çıkmış.
Haliyle bugünkü tablo, geçmişteki kopuş hikayelerini hatırlatıyor.
*
CHP'nin tarihine baktığımızda partinin ilginç bir özelliği daha görülüyor.
Ayrılanların önemli bir kısmı yıllar sonra yeniden aynı çatı altında buluşmuş.
SODEP ile Halkçı Parti birleşmiş.
SHP de yeniden CHP'ye katılmış.
Bu nedenle CHP için yıllardır kullanılan "baba ocağı" tanımı sadece romantik bir siyasi söylem değil, tarihsel bir gerçekliğe de dayanıyor.
Ancak bugün ilk kez tartışılan şey, baba ocağının kapısında kimin durduğu değil.
Evin kendisi.
*
İşin ironik tarafı da var.
Kemal Kılıçdaroğlu 2010 yılında CHP'nin başına geldiğinde değişimin sembolü olarak görülüyordu.
O günlerde parti içindeki statükoya karşı yeni bir siyasi anlayışı temsil ettiği söyleniyordu.
Bugün ise değişim sloganıyla yönetime gelen kadroların karşısında, partinin kurumsal devamlılığını temsil eden isim olarak anılıyor.
*
Siyaset gerçekten tuhaf döngüler sarmalı...
Dün değişim isteyenler bugün mevcut düzeni savunuyor.
Dün düzeni temsil ettiği söylenenler ise değişimin sözcüsü olduklarını anlatıyor.
Daha da ilginci, Kılıçdaroğlu döneminde başlayan değişim talebi bugün kendi içinden yeni bir değişim kavgası üretmiş durumda.
Bir bakıma değişim hareketi kendi çocuklarıyla hesaplaşıyor.
*
Parti tabanında yaşanan ruh hali de en az liderlik mücadelesi kadar dikkat çekici.
Sosyal medyada görülen yüksek siyasi tansiyon ile sandık başındaki seçmenin yaklaşımı artık aynı fotoğrafı vermiyor.
Parti yönetimlerinin verdiği sert mesajlar her zaman aynı karşılığı bulmuyor.
Sosyal medya CHP'si ile sandık CHP'si arasında giderek açılan bir mesafe var.
Belki de bu yüzden parti yönetiminin yaşadığı kriz ile seçmenin hissettiği kriz aynı şey değil.
Bir tarafta günlük siyasi mücadeleler var.
Diğer tarafta ise bütün bu tartışmaları sessizce izleyen, ne olup bittiğini anlamaya çalışan bir taban.
*
Şimdilerde CHP'nin yaşadığı kriz yalnızca bir kurultay tartışması değil.
Tarihi boyunca birçok kez bölünmüş, yeniden birleşmiş bir parti yeniden sınanıyor.
Tarih tekerrür edecek mi bilinmez.
Ama görünen o ki bu kez tartışılan şey yalnızca bir genel başkanlık koltuğu değil.
Belki de ilk kez, "baba ocağı" denilen yapının kendisi tartışılıyor.