Bu hikayeyi kim yazdı?
Susam Sokağı, Casper, Taş Devri, Tom ve Jerry, Tazmanya Canavarı...
Okuldan sonrası için en güzel hediyelerimizdi...
En teknolojik olan Jetgiller, en fantastik olan da Dedektif Gadget...
Korktuğumuz ise sevimli bir hayalet ya da onu avlayan Hayalet Avcıları...
Bazen Scooby Doo’daki maskeler gerçek gibi gelirdi...
İçimizde küçük bir korku tomurcuğu filizlenirdi.
Yine de bilirdik, ardından bir insan çıkar...
Yakalanır, tutuklanırdı...
*
Kötülük bile bir yere kadar ilerlerdi...
Sonunda yakalanır, adı konur, perde kapanırdı.
*
O zamanlar da suç vardı, korku vardı...
Minik kuş sakinleştirir...
Uçan Kaz bizi başka diyarların rüzgarına taşır...
Gadget ise metal kollarıyla bizi sımsıkı sarardı.
Pollyanna’yı sevmezdim ben...
En çok Şeker Portakalı Zeze’mi sevdim.
Onun kırılgan masumiyeti, kalbimin en kuytu köşesine kök salmıştı.
Bir de "Çocuk Kalbi" kitabı vardı.
En sağlam temelimiz oldu.
*
Şimdi bu güzellemelerin hiçbir anlamı yok belki.
Ama çok şanslıymışız.
O zaman çocuklar için endişelenilen tek konu, çizgi filmlerdeki “25. kare”lerdi.
Şimdi o efsane, hayatımızın çıplak ve acımasız gerçeği haline geldi...
Perde aralandı ve sahne karardı.
*
Artık gizli mesaj aramıyoruz.
Mesaj apaçık.
Ve çok sert.
*
Görmediğimiz kalmadı şu zalim dünyada.
Başka ülkelerin güzel gözlü çocuklarına yanarken...
Kendi evlatlarımızı birbirine kurban verdik.
Hem de bir hiç uğruna...
Karanlık "oyun"ların kurbanı oldular.
*
Eskiden korktuğumuz şeyler hayaldi.
Şimdi gerçek olanlardan korkuyoruz.
*
Şimdi herkes birbirini suçluyor.
Fail belli ama hala bulunamıyor.
Fail aileler, öğretmenler, diziler, oyunlar...
Fail, maalesef artık çocuklar da...
Herkes suçlu, herkes masum...
*
Ama asıl mesele şu:
Bu çocuklar bu hikayeyi kendi başlarına yazmadı.
*
Kimine göre "kayıp nesil" olsa da...
Yalnızca, nesil çatışması çok ağır kayıplar verdiriyor bize.
Yeni dünya düzeni itaat bekliyor, dijital dünya çanak tutuyor...
En çok çocuklar kanıyor...
En çok anneler ağlıyor...
Kimileri de acısını dijitalde paylaşıyor...
Yarayı ya derinleştiriyor ya da basitleştiriyor.
*
Ağlamak var, durmak yok.
Paylaşmak var, çözmek yok.
*
Sarılmak kimsenin aklına gelmiyor.
Yaptırımı, ahlâka bağlamak, edebi hatırlamak yerine "kuklacılık" oynuyoruz.
Ekranlarda da sunucular "Kolomboculuk" oynuyor.
Dizilerden hiç bahsetmiyorum bile...
*
Polis müdahale etse “özgürlük” diyoruz.
Etmese “Nerede bu devlet?”
*
Sınır koyan yok.
Sorumluluk alan yok.
*
Yaptırım, olması gereken yerde yok.
İyileşmek için yaptırım şart.
Herkes çanaklarını cebine koyup, aklını başına toplasa...
Evlatlarımızın bir dediğinin bazen sıfır edilmesinin de normal olduğu sisteme geri dönsek...
*
“Hayır” demek suç değil.
Geç kalmak asıl sorun.
*
Herkesin evladı kıymetli.
Çocukları korumak zorundayız.
Hepimiz mesulüz bundan sonra.
Bir çocuk sanalda yitecek, peşinden masumları da götürecek.
Kabul edilebilir mi?
Edilmesin...
*
Anne değilim...
Belki olmayacağım.
Ama insanım...
Ve insan gibi yaşamak istiyorum...
*
Ve çocukların hala çocuk kalabildiği, masumiyetlerini karanlık bir sahnede kaybetmediği bir dünya görmek istiyorum.