Bir bahar trajedisi...
Şu anda her yerde badem ağaçlarının pembe dansı...
Devşirme ağaçlarımız sakuraların dikkat çeken şovu var.
Börtü böcek kafasını kaldırdı, toprağa alışıyor...
Kuşlar telaşsız, enerjileri yerinde...
Doğanın kimseyle derdi yok...
*
Ne bilsin zaten...
Dünya savaş içinde.
Gazze’de çocuklar açlıktan ve bombalardan ölüyor.
Hürmüz Boğazı’nda dünya petrolü rehin tutuluyor.
Dünya her sabah yeni bir kıvılcımla uyanıyor.
Hırslar büyüyor, vicdanlar küçülüyor, insanlık hızla çürüyor.
*
Üstelik bunların hepsi doğanın bedeninde yapılıyor.
Öteden gelenler, beridekinin toprağına çöküyor.
Doymuyor...
Hem de üç günlük dünya için...
*
Bir aya kalmaz iğdeler de kokmaya başlar.
Akasya, kestane, erguvan derken...
Yaz da gelir...
Sıcaklar da...
Ormanlarımız yanmasa bari...
*
El Nino da gelecekmiş, öyle diyorlar.
Kar, giderayak el salladı...
Bir de kendisine "neredeydin" dedirtti ama...
Vedasını yaptı.
*
Meteorolojiye göre havalar bir anda ısınacakmış.
Bir de mevsim normallerinin üstüne çıkacakmış.
Mevsimlerin bize uyumu maşallah dedirtiyor.
Ne normal ki zaten...
*
Hava şart ve dereceleri artık güven vermiyor.
Hepimiz tahminlerin yalancısıyız...
Ama bahar yine de sevilesi...
*
Haberlere göz atıyorum.
İki kelam etmeliyim.
İçim şişiyor...
Yazmıyorum hiçbirinizi...
*
İnsan kendini bireysel olarak iyileştirmezse, ölür kederden...
Ya görmezden geleceksin
Ya da kedi seveceksin.
Çare bırakmadılar...
*
Yağmurlar yağıyor bugünlerde...
Eskiden kırkikindi yağmurları vardı...
Ne güzeldi...
Bir sabah kalkardık otlar boyumuza yaklaşmış...
Zümrüt gibi yemyeşil...
*
Savaşla beraber yağmurlar da artmış.
Normale dönmüş.
Son 66 yılın en fazla yağışını bu kış almış.
Ne diyelim?
Savaşın faydaları mı?
Tövbe!
*
O değil de, pandemiden sonra hiç bir şey eskisi gibi olmadı.
Yüzlerde maske izleri ile kaldık.
Samimiyet yok.
İletişim biçimi "manipülasyon" oldu.
*
Bu sene kiraz yer miyiz acaba?
Özledim...
Koca tabaklarda kiraz ve erik yemeyi...
Çekirdeklerini saksının dibine gömmeyi...
Bir şeylerin yeniden yeşereceğine inanmayı...
*
Bu dünyada savaş var.
Buhran değil belki...
Çünkü teknoloji ayakta tutuyor insanları...
Ama aynı teknoloji öldürüyor da...
*
Böyle böyle devam ediyoruz işte.
Uzaya gidiyoruz...
Mars’a koloni kurma hayalleri kuruyoruz...
Sanal gerçeklikte yeni dünyalar yaratıyoruz...
Ama hala aynı ilkel hırsların yananı oluyoruz...
Aynı kana susamışların yaptıklarının faturasını ödüyoruz...
*
Rönesans değil bu.
Sanayi Devrimi de değil.
Bu...
İlkeliliğin içinde uzaya gidebilen garip bir insanlık hali.
Teknolojiyle donanmış, ama vicdanı taş devrinde kalmış bir medeniyetin trajedisi.
*
Yağmur yağsa...
Uykum kaçsa...
Bir kuş konsa badi parmağıma...
Dünya...
Ah dünya...
*
İyi pazarlar....