Ajda Pekkan'ın bile yalnız olduğu bu dünyada...
“O kadar yalnızım ki… İyi ki varsınız. Şöhret böyle bir şey. Çok güzel göründüğü kadar ışıkların altında bir o kadar yalnızım.”
Ajda Pekkan'ın bu sözleri aklımı oldukça kurcaladı.
Çünkü insan ister istemez düşünüyor.
Bence milyonların tanıdığı, onlarca yıldır sahnede olan, alkışla yaşayan bir isim yalnızlıktan söz ediyorsa mesele yalnızca bir sanatçının duygusal dünyası değildir.
Orada biraz da şimdiki çağın, ayak uydurup uydurmadığımızı bilmediğimiz kuralları var.
Haliyle yadırgadığımız her değişim bizi geleneklerimizin çatısı altına sığınmaya itiyor.
*
Derin derin düşününce bu sözlerle birlikte yıllar önce severek okuduğum Milan Kundera'nın "Yavaşlık" adlıkitabı aklıma geldi.
Çevirdim sayfalarını...
Okuduğum zamanlardaki "ben" ile şimdiki arasında bir yolculuk yaptım.
Ve "Ajda Pekkan yalnız değildir." dedim.
*
Yazarın ayrıca yalnızlık, hız ve bellek ilişkisini sorguladığı "Yavaşlık" bugün yaşadığımız birçok şeyi anlamak için hala geçerli bir kitap.
Kitapta Kundera'nın dikkat çektiği mesele yalnızca hız değil bu arada.
Hızın insan hafızası üzerindeki etkisi konusuna oldukça geniş yer veriyor.
"İnsan unuttukça bağlarını kaybediyor. Bağlarını kaybettikçe yalnızlaşıyor."
Bugün arkadaşlıkların, komşulukların, hatta akrabalık ilişkilerinin zayıflamasında biraz da bu var.
Kimsenin zamanı yok.
Modern hayat sürekli ileri bakmayı öğretiyor.
Bir sonraki toplantıya...
Bir sonraki hedefe...
Bir sonraki mesaja...
Bir sonraki yetişmesi gereken işe...
Hal böyle olunca insan ilişkileri de hızın içinde törpüleniyor.
*
Belki de çağımızın yalnızlığı tam burada başlıyor.
Eskiden insanlar yalnız kalırdı.
Şimdi yalnızlaşmak büyük oranda bir seçim, bir tercih.
Bir kesim de farkında bile değil.
Yalnızlık artık yalnızca bir sonuç değil gibi, bir savunma mekanizmasına dönüştü.
İnsanoğlunun yeni düzen kelimesi olan manifest ettiği "Kendini Koru!"
Bir savunma mekanizması aslında.
Belki de çağımızın yalnızlığı eski yalnızlıklardan farklı.
Eskiden insanlar yalnız kalırdı.
Şimdi insanlar yalnızlaşıyor.
Çünkü kırılmaktan kaçarken bağ kurmaktan da vazgeçiyorlar.
*
İnsanlar kırılmamak için geri çekiliyor.
Hayal kırıklığı yaşamamak için mesafe koyuyor.
Güvenmemeyi daha güvenli buluyor.
Bir süre sonra da yalnız kalmayı seçtiklerini düşünüyorlar.
*
Ne var ki insanın kendisini korumak için ördüğü duvarlar zamanla kendi hapishanesine dönüşebiliyor.
Konfor alanı denilen yalnızlık, fark edilmeden gerçek yalnızlığın kendisini üretiyor.
Güven konusu ise dillere pelesenk...
Güncellenmiş anlamı da güvensizlik...
Galiba çağımızın en büyük kayıplarından biri bu.
*
İnsanlar artık sadece iş yükünden yorulmuyor.
Birbirlerini okumaktan yoruluyor.
Kimin samimi olduğunu anlamaya çalışmaktan yoruluyor.
Kimin neyi gerçekten kastettiğini çözmeye çalışmaktan yoruluyor.
*
Manipülasyonun sıradanlaştığı bir dönemde yaşıyoruz.
Bazen iş hayatında...
Bazen dostluklarda...
Bazen aile içinde...
Güvenin azalması biraz da bundan.
*
İnsanlar kendilerini korumak için daha fazla mesafe koyuyor.
Mesafe arttıkça güven azalıyor.
Güven azaldıkça yalnızlık büyüyor da büyüyor...
Çünkü insanın en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri anlaşılmak iken, giderek daha fazla insan kendisiniaçıklamak zorunda hissediyor.
*
Çalışma hayatı da bu tablonun önemli parçalarından biri.
Çünkü modern çalışma düzeni insanlardan yalnızca zamanını almıyor.
Duygusal enerjilerini de alıyor.
Gün boyunca sürekli kendini anlatan, savunan, ispatlayan insan eve geldiğinde yeni ilişkiler kuracak gücü bulamıyor.
*
Üstelik kalabalıklar içinde olmak da her zaman birlikte olmak anlamına gelmiyor.
Bazı ortamlarda iletişim varmış gibi görünüyor ama gerçek bir diyalog kurulamıyor.
İletişimden söz ediliyor ama dinlemek giderek azalıyor.
Empati anlatılıyor ama insanların ne hissettiği çoğu zaman merak edilmiyor.
İnsana değer verildiği söyleniyor ama insanın sesi duyulmuyor.
Bir süre sonra insanlar kendilerini anlatmaktan vazgeçiyor.
Önce fikirlerini saklıyorlar.
Sonra duygularını.
Sonra da kendilerini.
Belki de yalnızlık bazen tam burada başlıyor.
Kalabalıkların içinde, kimsenin gerçekten duymadığı yerlerde...
Bu sebepten bazılarımız da yorgunluktan yalnızlığa razı oluyor.
*
Konu ile alakalı asıl çelişkiyi söyleyeyim size.
İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde bu kadar yoğun bağlantı içinde olmadık.
Ama uzun zamandır da bu kadar yalnız hissetmiyoruz.
Telefon rehberleri dolu.
Takipçi sayıları yüksek.
Mesaj kutuları hareketli.
*
Ajda Pekkan'ın sözlerine gelecek olursak...
Onun sahne ışıklarının altındaki yalnızlıkla bizim yalnızlık arasında sanıldığı kadar büyük bir fark yok.
Onun önünde binlerce kişi var.
Bizim telefon rehberinde yüzlerce isim.
Aynı çağın içindeyiz.
Hem de hızın hafızayı, hafızanın bağları aşındırdığı bir çağın.
Kırılmamak için kurulan mesafelerin, güvenmemek için alınan tedbirlerin ve yetişmek uğruna ertelenen dostlukların çağında...