Petrolün kanlı mirası! Viyana’dan 2026 şafağına opec

Salih Aydemir

Salih Aydemir

Güvenlik ve Terör Uzmanı
Tüm Yazıları

Tarih bazen tozlu raflarda unutulmuş bir arşiv belgesi değil bugünü ve yarını boğazından yakalayan bir kementtir. 14 Eylül 1960’ta Bağdat’ta beş ülke İran, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Venezuela bir araya geldiğinde dünya bu imzaların sadece bir kartel değil küresel bir satranç tahtasının en ağır taşları olacağını anlamamıştı. Bugün 2026’nın eşiğinde o gün atılan düğümlerin birer birer nasıl çözüldüğüne ve bu devasa boşluğu dolduran tek bir güce şahitlik ediyoruz.

Özellikle Venezuela ve İran’ın kurucu ortaklığına dikkatle bakın. Biri Güney Amerika’nın ucunda diğeri Körfez’in kalbinde… Bugün Donald Trump yönetimindeki ABD’nin kontrolüne giren Maduro’nun Venezuela’sı ile 1959’da İngiliz etkisiyle sarsılan ve bugün savaş tamtamlarının hiç susmadığı İran arasındaki o görünmez bağ aslında petrolün kader birliğidir.

VİYANA’DA BİR ARBEDE

Çakal Carlos ve OPEC

Peki neden 1975?

Neden kadim şehir Viyana?

Tarihin ikinci en kapsamlı saldırısı olan Viyana baskını aslında petrolün geleceğine sıkılan bir kurşundu. Çakal Carlos lakaplı Ilich Ramirez Sanchez, PFLP adına OPEC bakanlarını rehin aldığında dünya enerji piyasası ilk kez bu kadar savunmasız olduğunu hissetmişti. Münih Olimpiyatları’ndaki kanlı baskının gölgesinde gerçekleştirilen bu eylem petrolün sadece bir yakıt değil, aynı zamanda en ölümcül siyasi enstrüman olduğunu tescilledi.

Çakal Carlos’un planı Beyrut’ta pişmiş, Viyana’da servis edilmişti. O gün petrolü çıkaranların güvenliği sarsılırken, bugün 2026’da küresel enerji güvenliğinin yeni kalesi Türkiye olarak tescilleniyor. Hürmüz Boğazındaki savaş gerilimi piyasaları titretirken Irak-Türkiye hattının tam kapasiteye ulaşması dünyaya nefes aldırıyor.

HANEDANLIKLARIN SAVAŞINA KARŞI MİLLİ ENERJİ KALKANI

Bugünden geriye baktığımızda değişen pek bir şey olmadığını görüyoruz. 2026 dünyası İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik operasyonlarıyla yine bir petrol krizinin pençesinde. BM, NATO ve AB gibi kurumların yok hükmünde sayıldığı bu yeni düzende, sahne artık sadece devletlerin değil, hanedanlıkların. Petrolün rantını kontrol eden Yedi Kız Kardeşin arkasındaki dev gölgeler Rockefeller ve Rothschild aileleri, satranç tahtasında yeni bir hamle yapıyor. Frankfurt’un Judengasse mahallesinden çıkan YahudiRothschild hanedanlığı, bugün İbrahim Anlaşmaları üzerinden Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) OPEC’ten koparırken, Rockefeller ailesinin bu ayrılığa verdiği stratejik destek tesadüf olamaz. BAE’nin ayrılışıyla sarsılan OPEC aslında kuruluş amacı olan o büyük direnci kaybediyor.

Ancak Türkiye bu küresel kuşatmaya karşı kendi savunma hattını kuruyor. 2026 yılında Gabar’daki petrol üretimi ve nükleer enerji ligine adım atan Akkuyu Santrali bu hanedanlık oyunlarına karşı bir milli direnç simgesi olarak yükseliyor. Türkiye, sadece Azerbaycan petrolünü Ceyhan’a indiren bir durak değil, artık Katar ve Türkmen gazının Avrupa’ya açılan ana kapısı, fiyatın belirlendiği bir enerji merkezi konumundadır.

KARTEL DAĞILIYOR- SERMAYE ŞEKİL DEĞİŞTİRİYOR

1960’ta Bağdat’ta başlayan hikâye 1975’te Viyana’daÇakal Carlos’un silahıyla kesintiye uğramış gibi görünse de aslında bugün tamamlanıyor. Petrolün geleceği artık üretici ülkelerin elinden çıkıp finansal hanedanlıkların laboratuvarlarına taşınıyor. BAE’nin OPEC’ten kopuşu sadece bir üyelik iptali değil yüzyıllık enerji paradigmasının yıkılışıdır.

İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik operasyonları Hürmüz Boğazını bir ateş çemberine çevirirken Türkiye’nin önerdiği Kalkınma Yolu ve Orta Koridor projeleri, küresel ticaretin yeni can damarları haline geldi. Venezuela’da el konulan kaynaklar ve İran’da patlayan bombalar arasında Türkiye istikrarın yegâne adresi olarak parlıyor.

GELECEK KİMİN ELİNDE?

1960’ta Bağdat’ta bağımsızlık ateşiyle kurulan OPEC 2026’da küresel sermayenin çekiç darbeleriyle dağılışını izliyor. Dünya petrol krizinden geçiyor olabilir, ancak asıl kriz enerji kaynaklarında değil bu kaynağın kimin cebine akacağına dair verilen o kadim kavgadadır.

Petrolün geleceği belki ailelerin mühürlü zarflarında gizli, ancak o zarfların hangi masada açılacağına artık Ankara’nın stratejik aklı karar veriyor. Frankfurt’tan New York’a, Riyad’dan Tahran’a uzanan o karanlık hat, Anadolu’nun geçitlerinden geçmeden dünyayı dizayn edemeyeceğini 2026’nın sert gerçeğiyle öğreniyor. Petrolün geleceği onu çıkaranların değil, onun üzerinden dünyayı dizayn edenlerin kaleminde, ama artık Türkiye’nin mührüyle yazılıyor.