NATO/OTAN! 75 yıllık ittifakın 20 ilginç hikayesi
NATO'nun resmi internet sitesinde dikkat çekici bir bilgi yer alıyor. Türkiye 1952 yılında NATO'ya alınırken bazı Batılı ülkeler üyeliğe çeşitli gerekçelerle mesafeli yaklaşıyordu. Ancak Kore Savaşına asker göndermesi, Türkiye'nin üyelik sürecini hızlandıran en önemli siyasi ve askeri etkenlerden biri oldu.
Aradan tam 75 yıl geçti
Bir zamanlar üyeliği tartışılan Türkiye, bugün Ankara'da NATO Zirvesine ev sahipliği yapan ve ittifakın en önemli aktörlerinden biri konumunda.
Aslında bu yazıda NATO'nun 75 yılda buraya nasıl geldiğini anlatmak istemiyorum.
Çünkü bugün hangi televizyon kanalını açsanız, hangi internet sitesine baksanız aynı başlıklarla karşılaşıyorsunuz. NATO'nun kuruluşundan zirvenin gündemine, liderlerin açıklamalarından ABD Başkanı Donald Trump'ın Katar'ın hediye ettiği uçak üzerinden yürüyen tartışmalara kadar hemen her konu günlerdir konuşuluyor. Neredeyse herkes aynı olayları anlatıyor, aynı değerlendirmeleri yapıyor ve çoğu zaman popülist başlıklarla ilginizi çekmeye çalışıyor.
Ben ise biraz anti-popüler olmayı tercih ediyorum.
Bu yazıda size NATO'nun 75 yıllık tarihinde yaşanmış, çoğu kişinin bilmediği ya da zamanla unutulmuş 20 ilginç olayı anlatmak ve birlikte analiz etmek istiyorum.
Belki bazılarını ilk kez okuyacaksınız, belki de bildiğinizi sandığınız bazı olayların perde arkasını farklı bir gözle değerlendireceksiniz.
O halde gelin, NATO'nun 75 yıllık hafızasında kısa bir yolculuğa çıkalım.
1. NATO kuruldu ama iki yıl boyunca kâğıt üzerinde kaldı
NATO 4 Nisan 1949'da kuruldu. Ancak ilk yıllarında ortak bir askeri komuta yapısı, birleşik karargâhı ve operasyon planı yoktu. İttifak hukuken vardı ama fiilen siyasi bir anlaşmadan ibaretti. 1950'de başlayan Kore Savaşı, Batılı ülkeleri harekete geçirdi. Bunun ardından NATO'nun askeri komuta sistemi oluşturuldu ve General Dwight D. Eisenhower ilk Avrupa Müttefik Kuvvetleri Başkomutanı olarak görevlendirildi.
Yani NATO 1949'da kuruldu, gerçek askeri gücüne ise Kore Savaşı'nın ardından kavuştu.
2. NATO'nun gerçek hedefi sadece Sovyetler Birliği değildi
NATO denince akla ilk olarak Sovyetler Birliğine karşı kurulan bir askeri ittifak gelir. Ancak kuruluş amacı bundan daha genişti. İttifak Sovyet yayılmasını dengelemenin yanında ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığını kalıcı hale getirmeyi ve savaş sonrası Avrupa'da yeni bir güç boşluğu oluşmasını önlemeyi de hedefliyordu. NATO'nun ilk Genel Sekreteri Lord Hastings Ismay bunu yıllar sonra şu sözle özetleyecekti: "Rusları dışarıda, Amerikalıları içeride, Almanları ise kontrol altında tutmak."
Kısacası NATO sadece bir savunma ittifakı değil, aynı zamanda savaş sonrası Avrupa'nın yeni güvenlik düzenini inşa eden siyasi bir projeydi.
3. Sovyetler Birliği NATO'ya katılmayı teklif etti
Bugün kulağa şaşırtıcı gelse de Sovyetler Birliği, 1954 yılında NATO'ya katılma isteğini diplomatik yollarla Batılı ülkelere iletti. Moskova bu teklifiyle NATO'nun gerçekten bir "savunma ittifakı" olup olmadığını sorgulamayı amaçladığını savundu. Batılı devletler ise bu başvuruyu samimi bulmadı ve kısa sürede reddetti. Bir yıl sonra Sovyetler Birliği kendi askeri ittifakı olan Varşova Paktı'nı kurdu.
Soğuk Savaş'ın en ilginç paradokslarından biri, NATO'nun en büyük rakibinin bir dönem NATO'nun kapısını çalmış olmasıdır.
4. Türkiye NATO'ya ilk başvurusunda kabul edilmedi
Türkiye NATO'nun kurucu üyeleri arasında yer almadı. İlk üyelik girişimleri sırasında bazı Batılı ülkeler Türkiye'nin coğrafi konumu, ekonomik kapasitesi ve ittifaka sağlayacağı katkılar konusunda çekinceler taşıyordu. Ancak 1950'de başlayan Kore Savaşı'na Türkiye'nin asker göndermesi, bu değerlendirmeyi değiştirdi. Gösterilen askeri performans ve Türkiye'nin jeostratejik önemi, üyelik sürecini hızlandırdı ve Türkiye 18 Şubat 1952'de resmen NATO üyesi oldu.
Bir dönem üyeliği tartışılan Türkiye, bugün NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip ülkesi ve ittifakın vazgeçilmez aktörlerinden biri olarak görülüyor.
5. NATO'nun ilk komutanı sonradan ABD başkanı oldu
NATO'nun askeri yapılanması oluşturulduğunda Avrupa Müttefik Kuvvetleri Başkomutanlığı (SACEUR) görevine, II. Dünya Savaşı'nın en önemli komutanlarından General Dwight D. Eisenhower getirildi. Eisenhower, NATO'nun ilk askeri organizasyonunu kuran isim oldu. Yaklaşık bir yıl sonra görevinden ayrılarak siyasete girdi ve 1953 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nin 34. Başkanı seçildi.
NATO'nun ilk askeri mimarı, kısa süre sonra dünyanın en güçlü ülkesinin devlet başkanı olarak ittifaka yön vermeye devam etti.
6. NATO'nun ilk karargâhı Brüksel değil Paris'ti
Bugün NATO denince akla Brüksel gelse de ittifakın ilk siyasi merkezi Paris'teydi. NATO, 1949'dan 1967 yılına kadar faaliyetlerini Fransa'nın başkentinden yürüttü. Ancak Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle'ün ülkesini NATO'nun bütünleşmiş askeri komuta yapısından çekme kararı almasının ardından ittifak karargâhını Belçika'nın başkenti Brüksel’etaşımak zorunda kaldı.
Bugün NATO'nun simgesi haline gelen Brüksel, aslında ittifakın ikinci başkentidir.
7. Fransa NATO'dan ayrıldı ama tamamen ayrılmadı
1966 yılında Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle, ülkesini NATO'nun bütünleşmiş askeri komuta yapısından çekti. Ancak Fransa, NATO üyeliğini sona erdirmedi,ittifakın siyasi kanadında yer almaya devam etti. Yaklaşık 43 yıl sonra, 2009 yılında Fransa yeniden NATO'nun askeri komuta yapısına tam olarak döndü.
Yani Fransa NATO'dan ayrılan ilk büyük ülke değil, askeri kanattan çekilip siyasi üyeliğini sürdüren ilk büyük ülke oldu.
8. NATO'nun kurucu üyelerinden birinin ordusu yok
NATO'nun en ilginç üyelerinden biri İzlanda'dır. 1949'da ittifakın kurucu üyeleri arasında yer alan İzlanda'nın bugün de düzenli bir ordusu bulunmuyor. Ülkenin güvenliği sahil güvenlik teşkilatı ve polis birimleri tarafından sağlanırken, hava savunması ve diğer askeri ihtiyaçlar NATO müttefiklerinin desteğiyle karşılanıyor.
Kısacası NATO'nun kurucu üyelerinden biri, tarih boyunca düzenli bir orduya sahip olmadan ittifakın parçası olmayı sürdürdü.
9. NATO'nun ilk büyük tatbikatı 200 binden fazla askerle yapıldı
NATO ilk büyük askeri tatbikatı olan Exercise Mainbrace'i 1952 yılında Kuzey Denizi ve Norveç Denizi'nde gerçekleştirdi. Tatbikata 200 binden fazla asker, yüzlerce savaş uçağı ve 200'ün üzerinde savaş gemisi katıldı. Amaç yalnızca askeri hazırlığı test etmek değil, aynı zamanda Sovyetler Birliği'ne NATO'nun ortak hareket edebileceği mesajını vermekti.
Mainbrace, NATO'nun kâğıt üzerindeki bir ittifaktan gerçek bir askeri güce dönüştüğünü dünyaya ilan eden ilk büyük gösteri oldu.
10. Varşova Paktı NATO'nun genişlemesine cevap olarak kuruldu
Birçok kişi Varşova Paktı'nın NATO ile aynı dönemde kurulduğunu düşünür. Oysa NATO 1949'da kuruldu, Varşova Paktı ise altı yıl sonra, 1955'te ortaya çıktı. Bunun en önemli nedenlerinden biri, Batı Almanya'nın NATO'ya kabul edilmesiydi. Sovyetler Birliği bu gelişmeyi kendi güvenliğine tehdit olarak değerlendirdi ve Doğu Bloku ülkeleriyle birlikte Varşova Paktı'nı kurdu.
Kısacası Varşova Paktı NATO'nun nedeni değil, NATO'nun genişlemesine verilen bir cevaptı.
11. NATO'nun en güçlü maddesi 52 yıl hiç kullanılmadı
NATO Antlaşmasının en önemli hükmü olan 5. Madde "bir üyeye yapılan saldırının tüm üyelere yapılmış sayılacağını" belirtir. Ancak bu madde, ittifakın kuruluşundan sonra tam 52 yıl boyunca hiç işletilmedi. İlk ve bugüne kadar tek kez, 11 Eylül 2001'de ABD'ye düzenlenen terör saldırılarının ardından yürürlüğe konuldu.
NATO'nun en güçlü caydırıcılığı, aslında yarım asır boyunca hiç kullanılmamasından geliyordu.
12. NATO ilk kez kendi sınırları dışında savaşa girdi
NATO kuruluşunda üye ülkelerin topraklarını savunmak amacıyla oluşturuldu. Ancak 1995 yılında Bosna-Hersek'te düzenlediği Deliberate Force Harekatı, ittifakın tarihindeki ilk büyük muharip operasyon olarak kayıtlara geçti. Böylece NATO, sadece üyelerini savunan bir ittifak olmaktan çıkarak kriz bölgelerine askeri müdahalede bulunabilen bir güvenlik örgütüne dönüştü.
Bosna Harekâtı, NATO'nun savunma odaklı kimliğinden operasyonel bir askeri güce evrildiği dönüm noktalarından biri oldu.
13. NATO, Birleşmiş Milletler kararı olmadan en tartışmalı operasyonunu düzenledi
1999 yılında NATO Kosova'da Sırp hedeflerine yönelik 78 gün süren hava harekâtıbaşlattı. Operasyon, insani bir felaketi önleme gerekçesiyle gerçekleştirildi. Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden açık bir askeri müdahale yetkisi alınmaması, uluslararası hukuk açısından uzun yıllar tartışma konusu oldu.
Kosova Harekâtı, NATO'nun askeri gücünden çok, uluslararası hukukta bıraktığı izlerle hatırlanmaya devam ediyor.
14. Soğuk savaş bitti, NATO büyümeye devam etti
1991 yılında Sovyetler Birliği dağıldığında birçok uzman NATO'nun da görevini tamamladığını ve zamanla dağılacağını öngörüyordu. Ancak beklenen olmadı. NATO küçülmek yerine genişlemeyi tercih etti. Eski Varşova Paktı ülkeleri ve Doğu Avrupa devletleri birer birer ittifaka katıldı. Böylece NATO Soğuk Savaş sonrasında tarihinin en büyük genişleme sürecini yaşadı.
En büyük paradoks şuydu: NATO'nun kuruluş gerekçesi ortadan kalkmıştı, ama NATO hiç olmadığı kadar büyüyordu.
15. NATO'nun düşmanı artık sadece devletler değil
NATO Soğuk Savaş yıllarında büyük ölçüde devlet kaynaklı askeri tehditlere karşı planlama yapıyordu. Bugün ise tehdit tanımı tamamen değişmiş durumda. Siber saldırılar, terör örgütleri, uzay güvenliği, kritik altyapılara yönelik saldırılar, dezenformasyon kampanyaları ve yapay zekâ destekli hibrit tehditler de NATO'nun güvenlik gündeminin önemli bir parçası haline geldi.
75 yıl önce tanklara ve füzelere karşı kurulan NATO, bugün klavyeler, uydular ve algoritmalarla gelen tehditlere karşı da hazırlık yapıyor.
16. Türkiye, NATO'nun en kritik jeopolitik ülkelerinden biri hâline geldi
Türkiye NATO'ya 1952 yılında katıldığında ittifakın güneydoğu kanadını koruyan bir sınır ülkesi olarak görülüyordu. Bugün ise Karadeniz, Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’in kesişim noktasındaki konumuyla NATO'nun en kritik jeopolitik ülkelerinden biri olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle birçok NATO planlamasında Türkiye, yalnızca bir müttefik değil, aynı zamanda bölgesel güvenlik denkleminin merkezinde yer alan stratejik bir aktör olarak öne çıkıyor.
Bir zamanlar NATO'nun sınırını koruyan Türkiye, bugün NATO'nun yönünü etkileyen ülkelerden biri konumunda.
17. NATO'nun en büyük krizleri dışarıda değil, kendi içinde yaşandı
NATO, 75 yıllık tarihinde yalnızca dış tehditlerle mücadele etmedi. Süveyş Krizi, Kıbrıs meselesi, Irak Savaşı ve son yıllarda yaşanan görüş ayrılıkları, müttefik ülkeleri zaman zaman karşı karşıya getirdi. Buna rağmen ittifak dağılmadı, farklı çıkarları ortak güvenlik anlayışı içinde yönetmeye çalıştı.
NATO'nun en büyük sınavı çoğu zaman dışarıdan gelen tehditler değil, üyeleri arasındaki anlaşmazlıkları yönetebilme becerisi oldu.
18. NATO'nun kullandığı alfabe dünyanın ortak diline dönüştü
"Alpha, Bravo, Charlie, Delta" diye başlayan fonetik alfabe, bugün havacılıktan denizciliğe, acil yardım ekiplerinden uluslararası haberleşmeye kadar dünyanın birçok alanında kullanılıyor. Farklı dilleri konuşan insanların harfleri karıştırmadan iletişim kurabilmesi için geliştirilen bu sistem NATO tarafından standart hâle getirildi ve zamanla küresel bir iletişim dili oldu.
Bugün dünyanın birçok yerinde kullanılan "Alpha-Bravo-Charlie" sistemi NATO'nun askeri alandan sivil hayata bıraktığı en kalıcı miraslardan biridir.
19. NATO'nun kapısı her zaman açık kaldı
NATO kuruluşundan bu yana Açık Kapı Politikasını benimsedi. İttifakın temel ilkelerinden biri, gerekli şartları yerine getiren Avrupa ülkelerinin üyelik başvurularının değerlendirilebilmesidir. Bu politika sayesinde NATO 12 kurucu üyeden yıllar içinde çok daha geniş bir yapıya dönüştü. Ancak her yeni üyelik kararı, aynı zamanda uluslararası siyasette yeni tartışmaları ve güvenlik dengelerini de beraberinde getirdi.
NATO'nun en tartışmalı stratejilerinden biri, sadece kimi kabul ettiği değil kapısını ne kadar süre açık tutacağı oldu.
20. NATO'nun en büyük paradoksu düşmanı değişti, kendisi büyüdü
NATO, 1949 yılında Sovyetler Birliği'nin oluşturduğu güvenlik tehdidine karşı kuruldu. 1991'de Sovyetler Birliği dağıldı, 1955'te kurulan Varşova Paktı ise tarihe karıştı. Buna rağmen NATO küçülmedi, aksine tarihinin en büyük genişleme sürecini yaşadı. Bugün gündeminde Rusya'nın yanı sıra terörizm, siber saldırılar, uzay güvenliği, enerji arzı ve yapay zekâ gibi çok farklı başlıklar yer alıyor.
75 yılın sonunda ortaya çıkan en büyük gerçek şu oldu, NATO, düşmanını değil güvenlik anlayışını değiştirdi.
NATO’yu araştırırken dikkatimi çeken bir ayrıntı,
Bu yazıyı hazırlarken NATO'nun resmi arşivlerini incelerken beni en çok şaşırtan ayrıntılardan biri, Nobel Kimya Ödülü sahibi Prof. Dr. Aziz Sancar ile ilgiliydi. NATO denildiğinde akla önce askeri güç gelir.
Oysa NATO uzun yıllar bilimsel araştırmaları destekleyen burs programları da yürüttü. Prof. Dr. Aziz Sancar da 1971 yılında kazandığı NATO Bilim Bursu sayesinde Amerika Birleşik Devletleri'nde doktora çalışmalarına başladı. Daha sonra DNA onarımı üzerine yaptığı çalışmalarla Nobel Kimya Ödülü'ne uzanan bilimsel yolculuğunun önemli kilometre taşlarından biri de bu burs oldu.
Bu ayrıntı bana şunu gösterdi Kurumları tek bir yönüyle değerlendirmek çoğu zaman eksik kalıyor. NATO'nun tarihi sadece asker operasyonlardan ibaret değil zaman zaman bilime, teknolojiye ve akademik iş birliklerine de dokunan farklı bir yüzü de var.
Şimdilik bu kadar. Bir sonraki zirvede konuşulanlarla değil, yine konuşulmayanlarla buluşmak dileğiyle.