İsrail'in kehaneti: Kutsal isimler ve anlaşmalar
Cenevre'de imzalanan İran-ABD anlaşmasının ardından dünya ekonomisi ve uluslararası piyasalar derin bir nefes aldı. Tarih savaşların gerçek bir kazananı olmadığını defalarca göstermiştir. Ancak yaklaşık dört aydır devam eden çatışmaların ardından ortaya çıkan tabloya bakıldığında, İran'ın siyasi ve stratejik açıdan önemli kazanımlar elde ettiği görülmektedir. Buna karşılık ABD çeşitli baskılar ve zorlamalarla içine çekildiği bu sürecin kaybedenlerinden biri olmuştur. Körfez ülkeleri de bu tablonun dışında değildir.
Savaşın en büyük kaybedeni ise İsrail olmuştur. Beklemediği bir anda gerçekleşen bu anlaşma, İsrail'i daha da hırçınlaştıracak ve kaybetme hissiyle yeni bölgesel planlara yöneltecektir. Ancak İsrail'in bölgesel politikalarını anlamak için yalnızca askerî hamlelerine bakmak yeterli değildir. Çünkü İsrail, savaşlarını sadece sahada değil; zihinlerde, sembollerde ve kutsal anlatılar üzerinden de yürütmektedir.
Bu nedenle İsrail'in İran'a yönelik operasyonlarına verdiği isimler sıradan askerî kodlar olarak görülmemelidir. Bu isimler, devlet aklının dünyayı nasıl okuduğunu, kendisini tarihin neresinde konumlandırdığını ve karşı tarafa hangi mesajları vermek istediğini anlamak açısından önemli ipuçları taşımaktadır.
Peki İsrail neden operasyonlarına Tevrat'tan veya Yahudi eskatolojisinden (kıyamet öğretisi) seçilen isimler vermektedir?
Bu sorunun cevabı, İsrail istihbarat teşkilatı MOSSAD bünyesinde faaliyet gösteren ve psikolojik harp, propaganda, algı yönetimi ve dezenformasyon faaliyetlerini yürüten LAP (Lohamah P'sichologit) biriminin stratejik yaklaşımında yatmaktadır.
Düşmana yönelik caydırıcılık ve psikolojik savaş
LAP tarafından kurgulanan operasyon isimleri, yalnızca askerî bir kod adı değildir. Tevrat'tan veya Yahudi eskatolojisinden seçilen bu isimler, karşı tarafa ilahi bir cezayla karşı karşıya olduğu mesajını vermeyi amaçlayan psikolojik savaş araçlarıdır.
Kamuoyuna yönelik meşruiyet ve motivasyon
Askerî harekâtlara dini ve tarihî isimler verilmesi, İsrail toplumunda orduya olan güveni artırmayı ve milliyetçi duyguları güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Sığınaklardaki sivillere ve cephedeki askerlere, tarih boyunca kazanıldığı düşünülen mücadeleler hatırlatılarak moral ve motivasyon aşılanmaktadır.
Kehanetler ve tarihsel devamlılık
Seçilen isimler, modern İsrail'in askerî gücünü binlerce yıllık Yahudi tarihiyle ilişkilendirmektedir. Böylece güncel çatışmalar, tarihsel ve dini bir sürekliliğin parçası olarak sunulmaktadır.
İran'a yönelik operasyonlardan biri olan "Aslanın Kükreyişi" buna önemli bir örnektir. Yahuda Kabilesinin sembolü olan aslan figürü ile peygamber Amos’un; "Aslan kükredi, kim korkmaz?" ifadesi arasında bilinçli bir bağ kurulmaktadır. MÖ 8. yüzyılda yaşadığı kabul edilen Amos Peygamber, ilahi yargı ve sosyal adalet temalarıyla öne çıkan önemli dini figürlerden biridir.
Hristiyan dünyasına verilen mesaj
Bu isimlerin bir başka hedef kitlesi de Batı dünyasındaki muhafazakâr ve Evanjelik Hristiyan çevrelerdir.
ABD'deki Evanjelik hareketler, Kitab-ı Mukaddes referanslarına büyük önem vermektedir. İsrail'in operasyonlarında Tevrat kaynaklı isimler kullanması, söz konusu çevrelerin bu harekâtları yalnızca askerî değil, aynı zamanda kutsal bir mücadelenin parçası olarak görmelerini kolaylaştırmaktadır.
İsrail'in psikolojik harp stratejilerinde kullandığı bazı operasyon isimleri şunlardır:
Tövbe günleri harekâtı (Mivtza Yamei Teshuva / Operation Days of Repentance)
İsrail'in 26 Ekim 2024 tarihinde İran'ın askerî üsleri ve füze üretim tesislerine yönelik saldırılarına verdiği isimdir.
Bu isim Yahudi inancındaki On Tövbe Günü (Aseret Yamei Teshuva) dönemine gönderme yapmaktadır. Yahudi takviminde Roş Aşana ile Yom Kippur arasında kalan bu dönem, pişmanlık, arınma ve dönüş süreci olarak kabul edilmektedir.
Dolayısıyla bu isim yalnızca operasyonun tarihine değil, aynı zamanda karşı tarafa verilen "geri adım at ve pişman ol" mesajına da işaret etmektedir.
Yükselen aslan operasyonu (Mivtza Arieh Mitromem / Operation Rising Lion)
İsrail Savunma Kuvvetleri'nin 13 Haziran 2025 tarihinde İran'ın nükleer tesislerine, askerî altyapısına ve üst düzey komutanlarına yönelik başlattığı geniş kapsamlı saldırıya verilen isimdir.
Bu operasyon daha sonra "On İki Gün Savaşı" olarak anılacak bölgesel çatışmanın başlangıç noktası olarak değerlendirilmiştir.
Aslanın kükreyişi operasyonu (Şaagat ha-Ari / Operation Lion's Roar)
İsrail'in 28 Şubat 2026 tarihinde ABD ile koordineli şekilde Tahran, İsfahan ve Kum'daki askerî komuta merkezlerine yönelik düzenlediği hava saldırılarının resmî adıdır. Operasyonun adı doğrudan Tevrat kaynaklı (Şaagat ha-Ari ) sembollerden esinlenmiştir.
Bu yaklaşım yeni değildir.
1972 Münih Olimpiyatları saldırısının ardından Mossad'ın KİDON birimi tarafından yürütülen "Tanrı'nın Gazabı Operasyonu" (Mivtza Za'am Ha'el) da aynı psikolojik ve sembolik yaklaşımın tarihî örneklerinden biridir.
İsrail bu yöntemi yalnızca askerî operasyonlarda değil, diplomatik girişimlerde de kullanmaktadır. Bunun en dikkat çekici örneği ise İbrahim Anlaşmalarıdır (Abraham Accords).
İran savaşında yaşadığı stratejik kayıpların ardından İsrail'in, İbrahim Anlaşmalarını daha geniş bir coğrafyaya yaymaya çalışacağı değerlendirilmektedir.
Peki İbrahim Anlaşmalarının temelinde ne yatmaktadır?
İbrahim anlaşmaları ve Arz-ı Mevud arasındaki bağlantı
Vaad Edilmiş Topraklar anlayışının merkezinde Hz. İbrahim bulunmaktadır. Yahudi, Hristiyan ve İslam geleneklerinde önemli bir yere sahip olan Hz. İbrahim, yalnızca bir peygamber değil, aynı zamanda büyük bir medeniyet anlatısının başlangıç noktası olarak kabul edilmektedir.
Yahudi dini geleneğine göre Tanrı, Hz. İbrahim'i Mezopotamya'dan çıkararak Kenan diyarına yönlendirmiş ve ona önemli bir vaat vermiştir. Bu vaat yalnızca bir göç hikâyesi değil, gelecek nesilleri de kapsayan ilahi bir sözleşme olarak görülmektedir.
Tevrat'ta yer alan anlatılara göre Tanrı, Hz. İbrahim'e ve onun soyuna belirli toprakların verileceğini bildirmiştir. Bu nedenle "Vaad Edilmiş Topraklar" kavramının ilk muhatabı olarak Hz. İbrahim kabul edilmektedir.
Söz konusu topraklar tarihî Kenan bölgesiyle ilişkilendirilmektedir. Günümüzde bu bölge İsrail, Filistin ve çevresindeki bazı alanlarla özdeşleştirilmektedir. Ancak kavramın sınırları tarih boyunca farklı yorumlara konu olmuş; dini, siyasi ve kültürel tartışmaların merkezinde yer almıştır.
Sonuç olarak Vaad Edilmiş Topraklar anlayışının başlangıç noktası Hz. İbrahim'dir. Yahudi geleneğine göre Tanrı'nın Hz. İbrahim'e ve soyuna verdiği vaat, bu düşüncenin temelini oluşturmaktadır. Bu nedenle Hz. İbrahim yalnızca üç büyük dinin ortak peygamberi değil, aynı zamanda Ortadoğu'nun en etkili tarihsel ve dini anlatılarından birinin merkezindeki isimdir.
Bir sonraki yazımızda İbrahim Anlaşmalarının yalnızca diplomatik bir normalleşme süreci mi, yoksa Ortadoğu'nun siyasi haritasını yeniden şekillendirmeyi amaçlayan daha büyük bir projenin parçası mı olduğunu inceleyeceğiz.