Bişkek’in şifreleri

Salih Aydemir

Salih Aydemir

Güvenlik ve Terör Uzmanı
Tüm Yazıları

Dünya siyasetinde dengeler yeniden kuruluyor. Son yıllarda yaşanan gelişmeler, alıştığımız güç merkezlerinin yanında yeni aktörlerin de dünya siyasetindeki ağırlığını artırdığını gösteriyor. Bişkek’te gerçekleştirilen Şanghay İşbirliği Örgütü Devlet Başkanları Konseyi Zirvesi de bu değişimin önemli işaretlerinden biri.

Çin, Rusya, Hindistan ve İran gibi ülkeleri aynı çatı altında buluşturan Şanghay İşbirliği Örgütü, güvenlikten ekonomiye, enerjiden ulaştırmaya kadar genişleyen iş birliği alanıyla değişen dünya düzeninin önemli platformlarından biri haline geliyor.

Türkiye’nin bu zirvede yer alması da dikkat çekici. Ankara, NATO içerisindeki konumunu korurken aynı zamanda Asya, Orta Doğu ve Türk dünyasıyla ilişkilerini geliştiriyor. Bu yaklaşım, Türkiye’nin değişen dengeler içerisinde daha geniş bir hareket alanı oluşturma arayışını gösteriyor.

Ancak Şanghay’daki tabloyu anlamak kadar, dünyanın başka bir noktasındaki gelişmeleri de birlikte okumak gerekiyor.

Şanghay değişen güç dağılımını, Hürmüz ise bu güç dağılımının ekonomik damarlarını gösteriyor.

Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi’ni Umman Körfezi’ne bağlayan ve dünya enerji ticareti açısından kritik öneme sahip bir geçiş noktası. Körfez ülkelerinden çıkan petrol ve doğal gazın dünya pazarlarına ulaşmasında önemli bir rol oynuyor.

Bu nedenle Hürmüz’de yaşanabilecek bir kriz, yalnızca İran ile ABD arasındaki bir gerilim olarak değerlendirilemez. Buradaki herhangi bir aksama, petrol fiyatlarından deniz taşımacılığına, üretim maliyetlerinden küresel ticarete kadar geniş bir alanı etkileyebilir.

Şanghay ve Hürmüz aslında aynı değişimin iki farklı yüzünü gösteriyor. Bir tarafta dünya siyasetinde ağırlığı giderek artan yeni güç merkezleri, diğer tarafta bu güç merkezlerinin ekonomik ve stratejik önemini artıran enerji yolları bulunuyor.

Artık küresel rekabetin alanı da genişliyor. Askeri güç kadar enerji kaynakları, ticaret yolları, ulaşım koridorları ve stratejik geçiş noktaları da ülkelerin gücünü ve hareket alanını belirliyor.

Türkiye açısından bu tablo dikkatle okunmalı.

Türkiye’nin Avrupa ile Asya, Karadeniz ile Akdeniz ve enerji üretim bölgeleri ile tüketim merkezleri arasındaki konumu, değişen dünya düzeninde Ankara’ya önemli bir stratejik avantaj sağlıyor. Ancak bu avantajın gerçek bir güce dönüşebilmesi, Türkiye’nin gelişmeleri yalnızca takip eden değil kendi stratejisini üreten bir ülke olmasına bağlı.

Şanghay’daki yeni güç tablosu ile Hürmüz’deki enerji mücadelesi aynı çerçevede değerlendirilmelidir.

Çünkü dünya yeni bir döneme giriyor. Güç dengeleri değişirken ittifaklar, ekonomik ilişkiler ve güvenlik anlayışları da yeniden şekilleniyor.

Şanghay’dan Hürmüz’e uzanan tablo, Türkiye açısından önemli bir gerçeği ortaya koyuyor. Yeni güç merkezleri ortaya çıkarken Türkiye’nin sahip olduğu jeopolitik konum, enerji ve ticaret yollarındaki rolü her zamankinden daha önemli hale geliyor. Ancak bu konumun bir avantaja dönüşmesi, Ankara’nın gelişmeleri doğru okuyarak kendi öncelikleri doğrultusunda hareket etmesine bağlı.

Türkiye’nin bu yeni dengeler içerisinde kendi ağırlığını koruyarak söz sahibi olabilmesidir.