Bir imzanın anlattıkları: Kalkınma Yolu neden tarihi bir dönüm noktası
Uluslararası diplomaside bazen bir imza, yıllarca sürecek stratejik ortaklıkların başlangıcı olur. Bazen de birkaç saniyelik bir tereddüt, perde arkasındaki jeopolitik mücadeleyi gözler önüne serer. Türkiye ile Irak arasında Ankara'da gerçekleştirilen üst düzey görüşmelerin ardından imzalanan beş anlaşma, yalnızca iki ülke arasındaki ilişkiler açısından değil, Orta Doğu'nun geleceği bakımından da tarihi bir dönüm noktası niteliğindedir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi başkanlığında gerçekleştirilen Yüksek Düzeyli Stratejik İş birliği Konseyi toplantısının ardından iki ülke arasında beş önemli anlaşma imzalandı.
Eğitim ve akademik iş birliği,
Gençlik ve spor, sınai mülkiyet,
Fişhabur–Ovaköy Sınır Kapısı üzerinden demiryolu ve karayolu taşımacılığı ile doğal kaynaklar karşılığında Irak'taki ulaştırma altyapısının geliştirilmesine ilişkin çerçeve mutabakatı, bu yeni dönemin temel taşlarını oluşturdu.
Özellikle son iki belge, Türkiye Cumhuriyeti Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ile Irak Ulaştırma Bakanı Veheb Selman Muhammed tarafından imzalandı. İşte tam bu aşamada yaşanan kısa süreli tereddüt, kamuoyunun dikkatini çekti. Basına yansıyan görüntülerde Iraklı Bakan'ın belgeyi bir süre incelediği, ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'nin devreye girmesinin ardından imzanın atıldığı görüldü.
Diplomaside bu tür anlar tesadüf olarak görülmez. Normal şartlarda uluslararası anlaşmalar, bakanların önüne gelmeden önce ilgili bakanlıkların teknik, hukuki ve diplomatik incelemelerinden geçirilir; tüm ayrıntılar üzerinde mutabakat sağlandıktan sonra imza törenine geçilir. Dolayısıyla imza anında yaşanan böyle bir tereddüt, hazırlık sürecine ilişkin bazı soru işaretlerini de beraberinde getirmiştir.
“Hakan HAMSE”
Bu görüntüde dikkat çeken en önemli husus ise, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın gelişmeleri anlık takip ederek sürece doğrudan müdahil olmasıdır. Bu refleks, devlet yönetiminde ayrıntılara hâkimiyetin ve kriz anlarında inisiyatif alma kabiliyetinin somut bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Bir anlamda, masadaki son sözü yine siyasi irade söylemiştir.
Ancak aynı tablo, madalyonun diğer yüzünü de göstermektedir. Eğer Cumhurbaşkanı'nın doğrudan müdahalesine ihtiyaç duyulmuşsa, bu durum doğal olarak hazırlık sürecini yürüten bürokratik mekanizmaların da sorgulanmasına neden olmaktadır. Böylesine stratejik öneme sahip bir anlaşmada, imza aşamasına gelinmeden önce bütün teknik ve diplomatik pürüzlerin giderilmiş olması beklenirdi. Bu açıdan bakıldığında, yaşanan görüntü siyasi iradeden çok, süreci hazırlayan bürokrasinin koordinasyon kapasitesinin kamuoyu tarafından tartışılmasına yol açmıştır.
Resmî makamlar söz konusu görüntüye ilişkin herhangi bir kriz veya anlaşmazlık yaşandığı yönünde bir açıklama yapmamıştır. Bu nedenle olaydan kesin hükümler çıkarmak doğru olmayacaktır. Ancak uluslararası ilişkilerde bazen birkaç saniyelik görüntüler, sayfalarca diplomatik rapordan daha güçlü mesajlar verebilir.
Kimi zaman devletler arasında imzalanan anlaşmalardan çok, o anlaşmaların hangi şartlarda ve nasıl imzalandığı hafızalarda yer eder. Ankara'daki bu törende de akıllarda kalan yalnızca atılan imzalar değil, o kritik anda verilen mesaj oldu. Ve o mesajın özeti belki de iki kelimeyle ifade edilebilir:
"Hakan Hamse"... Son sözü Cumhurbaşkanı söyledi.
Irak siyasetini yakından takip eden çevrelerin uzun süredir dile getirdiği bir gerçek var, Bağdat'taki birçok stratejik karar, yalnızca ekonomik hesaplarla değil, bölgesel güç dengeleriyle de şekillenmektedir. Basına yansıyan değerlendirmelerde Ulaştırma Bakanı Veheb Selman Muhammed'in, İran'a yakın siyasi blokların desteklediği isimlerden biri olduğu yönünde analizler yer almaktadır. Bu değerlendirmeler resmî bir nitelik taşımamakla birlikte, Irak'ın iç siyasetindeki güç dengelerini anlamak açısından dikkate değerdir.
Tam da bu nedenle imza törenindeki birkaç saniyelik duraksama, bazı çevreler tarafından yalnızca bürokratik bir ayrıntı değil, Irak'ın farklı siyasi ve jeopolitik eksenleri arasında yaşanan hassas dengenin sembolik bir yansıması olarak yorumlandı. Ancak sonuçta anlaşmaların imzalanmış olması, Bağdat yönetiminin Kalkınma Yolu Projesi'ni sürdürme iradesini ortaya koymuştur.
Asıl önemli olan ise bu projenin kendisidir.
Kalkınma Yolu Projesi, Basra Körfezi'ndeki Büyük Fav Limanı'nı Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlayacak yeni bir lojistik koridor oluşturmayı hedeflemektedir. Demiryolu, otoyol, lojistik merkezler ve sınır kapılarından oluşacak bu hat, yalnızca iki ülkenin değil Körfez'den Avrupa'ya uzanan ticaret ağının yeniden şekillenmesine katkı sağlayacaktır.
Son yıllarda küresel ticaret yollarında yaşanan kırılmalar, Süveyş Kanalı'nda meydana gelen aksamalar, Kızıldeniz'deki güvenlik riskleri ve enerji nakil hatlarına yönelik tehditler, alternatif koridorların önemini artırmıştır. İşte Kalkınma Yolu Projesi bu yeni jeopolitik ortamın ürünüdür.
Türkiye açısından bu proje, yalnızca bir ulaştırma yatırımı değildir. Türkiye Orta Koridor, Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu, Marmaray, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Çanakkale 1915 Köprüsü ve lojistik üs yatırımlarıyla Asya ile Avrupa arasındaki en önemli bağlantı noktalarından biri olma hedefini adım adım hayata geçirmektedir. Kalkınma Yolu bu stratejik vizyonun güney ayağını oluşturmaktadır.
Irak açısından ise proje, savaşların yorduğu ekonominin yeniden ayağa kalkması, altyapının modernleşmesi, yeni istihdam alanlarının oluşturulması ve ülkenin transit ticarette etkin bir aktör hâline gelmesi anlamına gelmektedir.
Ancak unutulmamalıdır ki büyük ticaret koridorları yalnızca ekonomik projeler değildir. Tarih boyunca ticaret yollarını kontrol eden devletler, aynı zamanda siyasi ve jeopolitik güç de kazanmıştır. Bugün Basra Körfezi'nden Avrupa'ya uzanacak her yeni koridor ticaret kadar enerji, güvenlik, diplomasi ve nüfuz mücadelesinin de parçasıdır.
Bu nedenle Kalkınma Yolu Projesi Türkiye'nin ekonomik vizyonunu, Irak'ın kalkınma hedeflerini ve bölgesel istikrar arayışını aynı potada buluşturan stratejik bir girişimdir. Elbette bu büyüklükteki projeler, farklı ülkelerin ve farklı siyasi aktörlerin çıkarlarını da etkilemektedir. Bu nedenle zaman zaman diplomatik hassasiyetlerin yaşanması şaşırtıcı değildir.
Bugün hafızalarda birkaç saniyelik imza tereddüdü kalabilir. Ancak tarih muhtemelen o anı değil, Türkiye ile Irak'ın birlikte attığı bu stratejik adımın bölgenin ekonomik ve jeopolitik haritasını nasıl değiştirdiğini yazacaktır.
Salih Aydemir
Terör-Güvenlik-Analiz Uzmanı- Stratejist -Yazar