Aşil Kalkanı artık proje değil
Türkiye’nin batısında yeni askerî mimari
Nisan ayında bu köşede Yunanistan ile İsrail arasındaki askerî yakınlaşmanın artık sıradan bir savunma iş birliğinin ötesine geçtiğini yazmıştım.
O gün özellikle iki gelişmeye dikkat çekmiştim: Yunanistan’ın İsrail’den PULS çok namlulu roket sistemlerini alması ve Atina’nın “Aşil Kalkanı” adı altında çok katmanlı yeni bir hava ve füze savunma mimarisi kurmaya hazırlanması.
Aradan yalnızca birkaç ay geçti.
Nisan ayında büyük ölçüde proje, müzakere ve planlama safhasında değerlendirdiğimiz Aşil Kalkanı bugün çok daha somut bir noktaya ulaşmış durumda.
Yunanistan’ın en üst düzey dış politika ve savunma organı KYSEA’nın temmuz ayında verdiği onaylarla birlikte yaklaşık 3,5 milyar avroya ulaşabilecek yeni hava savunma yapılanmasının önü açıldı. Atina’nın hedefi, bu sistemi yaklaşık üç yıl içerisinde operasyonel hâle getirmek.
Dolayısıyla artık karşımızda sadece Yunanistan İsrail’den yeni silah sistemleri satın alıyor şeklinde okunabilecek bir tablo yok.
Çok daha büyük bir askerî mimari kuruluyor.
PULS’TAN AŞİL KALKANI’NA
Nisan ayında imzalanan yaklaşık 650 milyon avroluk PULS anlaşması Yunanistan’a 300 kilometreye kadar ulaşabilen hassas vuruş kapasitesi kazandırıyor.
Ancak PULS bu yeni mimarinin yalnızca taarruz ayağını oluşturuyor.
Aşil Kalkanı ise savunmanın farklı katmanlarını aynı çatı altında toplamayı hedefliyor.
Bugün açıklanan planlara baktığımızda SPYDER, BARAK MX ve David’s Sling gibi İsrail menşeli sistemlerin bu yapının farklı katmanlarında değerlendirilmesi gündemde. Bunlara anti-drone sistemleri, radarlar, sensörler ve komuta-kontrol altyapısı eklendiğinde ortaya tek tek satın alınmış silahlardan çok daha farklı bir yapı çıkıyor.
Tam da burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Bir ülkeye füze satmak başka şeydir.
O ülkenin hava sahasını görecek radarların, yaklaşan tehdidi algılayacak sensörlerin, tehdidi sınıflandıracak komuta-kontrol altyapısının ve farklı irtifalarda müdahale edecek füze sistemlerinin aynı teknolojik ekosistem içerisinde buluşması başka bir şeydir.
Yunanistan-İsrail ilişkilerinde artık ikinci aşamaya geçildiğini görüyoruz.
İSRAİL SİLAH SATMIYOR, SİSTEM KURUYOR
Bana göre son gelişmelerin en önemli tarafı da budur.
İsrail artık Yunanistan’a yalnızca silah satan ülkelerden biri değildir. İsrail savunma teknolojisi giderek Yunanistan’ın gelecekteki hava ve füze savunma mimarisinin önemli unsurlarından biri hâline gelmektedir.
Bu durum iki ülke arasındaki ilişkinin niteliğini değiştiriyor.
Çünkü böylesine kapsamlı sistemler yalnızca satın alınmaz.
Eğitim gerekir.
Bakım gerekir.
Yazılım desteği gerekir.
Radar ve sensör entegrasyonu gerekir.
Mühimmat sürekliliği gerekir.
Komuta-kontrol sistemlerinin birbirleriyle konuşması gerekir.
Daha önemlisi, bütün bunların yıllarca sürdürülebilmesi için kalıcı bir askerî ve teknolojik iş birliği gerekir.
Üstelik planlanan yapılanmada Yunan savunma sanayiinin de sürecin içerisine alınması hedefleniyor. Programın en az yüzde 25’lik bölümünde Yunan şirketlerinin yer almasının öngörülmesi, Atina-Tel Aviv hattındaki ilişkinin klasik alıcı-satıcı modelininötesine taşınmak istendiğini gösteriyor.
Yani mesele artık yalnızca silah değildir.
Mesele askeri ekosistemdir.
2010’DA BAŞLAYAN SÜREÇ NEREYE GELDİ?
Burada yeniden 2010 yılına dönmek gerekiyor.
Mavi Marmara sonrasında Türkiye-İsrail askerî ilişkilerinin hızla gerilemesi, İsrail açısından Doğu Akdeniz’de yeni ortak arayışlarını beraberinde getirmişti.
Yunanistan bu boşluğu doğru okudu.
Önce ortak tatbikatlar geldi.
Ardından eğitim faaliyetleri…
Savunma anlaşmaları…
İHA sistemleri…
Füzeler…
Roket sistemleri…
Ve bugün çok katmanlı hava savunma mimarisi.
Yaklaşık 15 yıllık sürece yukarıdan baktığımızda bunun tesadüfi gelişmeler zinciri olmadığını çok daha rahat görebiliyoruz.
2010’larda tatbikatlarla başlayan ilişki, 2020’lerde teknoloji ve silah ortaklığına; 2026 itibarıyla ise giderek daha bütünleşik bir savunma mimarisine dönüşüyor.
DENKLEMİN DİĞER TARAFINDA F-35 VAR
Üstelik Aşil Kalkanı tek başına değerlendirmek de hata olur.
Yunanistan aynı zamanda F-35 savaş uçaklarını envanterine almaya hazırlanıyor, F-16 filosunu modernize ediyor, donanmasını güçlendiriyor ve insansız sistemlere yatırım yapıyor.
Atina’nın 2036’ya kadar uzanan savunma modernizasyon programının büyüklüğü yaklaşık 28 milyar avro seviyesinde.
Şimdi bütün parçaları aynı masaya koyalım:
Bir tarafta F-35.
Bir tarafta modernize edilmiş F-16’lar.
Denizde yeni nesil savaş gemileri.
Karada 300 kilometreye ulaşabilen PULS.
Gökyüzünde ise radarlar, anti-dron sistemleri ve çok katmanlı Aşil Kalkanı.
Bu nedenle Türkiye açısından sorulması gereken soru “Yunanistan hangi yeni silahı aldı?” değildir.
Asıl soru şudur:
Yunanistan nasıl bir savaş mimarisi kuruyor ve bu mimarinin merkezinde kim var?
Bu sorunun ikinci bölümünün cevabında İsrail'in giderek daha görünür hâle geldiğini kabul etmek gerekiyor.
TÜRKİYE AÇISINDAN MESELE
Elbette her devlet kendi güvenliğini sağlamak ve ordusunu modernize etmek hakkına sahiptir. Yunanistan’ın savunma yatırımlarını tek başına Türkiye’ye yönelik bir savaş hazırlığı şeklinde okumak da doğru bir stratejik analiz olmaz.
Ancak coğrafyayı da görmezden gelemeyiz.
Türkiye ile Yunanistan arasında Ege, hava sahası, kıta sahanlığı, deniz yetki alanları ve Doğu Akdeniz gibi uzun yıllardır devam eden ciddi ihtilaflar bulunmaktadır.
Bu nedenle Yunanistan'ın kazandığı her yeni askerî kabiliyet doğal olarak Türkiye'nin güvenlik planlamasının da konusu olmak zorundadır.
Özellikle PULS gibi uzun menzilli hassas vuruş kapasitesi ile Aşil Kalkanı gibi çok katmanlı savunma sistemlerinin birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Çünkü modern savaşlarda taarruz ve savunma artık birbirinden bağımsız değildir.
Önce karşı tarafın hareket alanını daraltırsınız.
Sonra kendi kritik unsurlarınızı korursunuz.
Ardından sensörler, radarlar, insansız sistemler ve uzun menzilli mühimmatlarla savaş alanını mümkün olduğunca uzaktan kontrol etmeye çalışırsınız.
Yunanistan’ın son yıllardaki modernizasyonunda bu bütüncül yaklaşımın izleri giderek daha belirgin hâle geliyor.
AŞİL’İN TOPUĞU NEREDE?
Bugün gelinen noktada mesele, Yunanistan’ın envanterine hangi füzenin veya hangi hava savunma sisteminin eklendiğinden daha büyüktür. Asıl dikkat edilmesi gereken, İsrail ile Yunanistan arasındaki askerî ilişkinin silah ticaretinden çıkarak giderek bütünleşen bir savunma mimarisine dönüşmesidir.
Nisan ayında Aşil Kalkanı henüz şekillenmekte olan bir proje olarak değerlendirmiştik. Aradan geçen birkaç ay, sürecin yönünü daha açık hâle getirdi. Bütçesi, sistemleri, sanayi katılımı ve operasyonel takvimi belirginleşen Aşil Kalkanı artık geleceğe ilişkin bir niyet değil, sahaya doğru ilerleyen somut bir askerî yapılanmadır.
Türkiye açısından yapılması gereken bu gelişmeyi ne küçümsemek ne de olduğundan büyük göstermektir. Yapılması gereken, Ege’nin karşı kıyısında değişen askerî dengeyi doğru okumak ve buna göre kendi stratejik hesabını yapmaktır.
Çünkü bugün tartışılması gereken yalnızca Yunanistan’ın ne kadar silahlandığı değildir.
Batı sınırımızda yalnızca Yunanistan’ın askerî kapasitesi büyümüyor. Aynı zamanda İsrail savunma teknolojisinin giderek daha fazla entegre olduğu yeni bir güvenlik mimarisi şekilleniyor.