Salih Aydemir

Salih Aydemir

Terörsüz Türkiye'de gerçek samimiyet sınavı

Türkiye yaklaşık yarım asırdır milletin canını yakan terör belasından tamamen kurtulabilmek adına tarihî bir sürecin içinden geçmektedir. Devlet Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun ile yalnızca yeni bir hukuki düzenleme yapmamaktadır, aynı zamanda elli yıldır süren çatışma dönemini geride bırakabilecek tarihi bir irade ortaya koymaktadır. Bu yazı yayımlandığında kanun teklifinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'na ulaşmış olması kuvvetle muhtemeldir. Eğrisiyle doğrusuyla Meclis iradesi tecelli edecek ve Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda yeni bir dönem başlayacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bin yıllık devlet geleneğinin verdiği tecrübeyle bu süreçte üzerine düşeni yapmaktadır. Hukuk devleti olmanın gereğini yerine getirerek yeni bir sayfa açmakta ve toplumsal bütünleşme adına önemli bir risk almaktadır. Devlet açısından samimiyet verilen sözün hukukla desteklenmesi, devlet iradesinin kanunla ortaya konulması ve toplumun tamamını kapsayan yeni bir gelecek inşa etme iradesidir.

Ancak tarih bize göstermektedir ki kalıcı barış yalnızca tek tarafın iyi niyetiyle kurulamaz. Devletin attığı adım kadar, bu adımın muhatabı olan yapının göstereceği samimiyet de belirleyici olacaktır.

Yazının Devamı

Bir imzanın anlattıkları: Kalkınma Yolu neden tarihi bir dönüm noktası

Uluslararası diplomaside bazen bir imza, yıllarca sürecek stratejik ortaklıkların başlangıcı olur. Bazen de birkaç saniyelik bir tereddüt, perde arkasındaki jeopolitik mücadeleyi gözler önüne serer. Türkiye ile Irak arasında Ankara'da gerçekleştirilen üst düzey görüşmelerin ardından imzalanan beş anlaşma, yalnızca iki ülke arasındaki ilişkiler açısından değil, Orta Doğu'nun geleceği bakımından da tarihi bir dönüm noktası niteliğindedir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi başkanlığında gerçekleştirilen Yüksek Düzeyli Stratejik İş birliği Konseyi toplantısının ardından iki ülke arasında beş önemli anlaşma imzalandı.

Eğitim ve akademik iş birliği,

Yazının Devamı

Aşil Kalkanı artık proje değil

Türkiye’nin batısında yeni askerî mimari

Nisan ayında bu köşede Yunanistan ile İsrail arasındaki askerî yakınlaşmanın artık sıradan bir savunma iş birliğinin ötesine geçtiğini yazmıştım.

O gün özellikle iki gelişmeye dikkat çekmiştim: Yunanistan’ın İsrail’den PULS çok namlulu roket sistemlerini alması ve Atina’nın “Aşil Kalkanı” adı altında çok katmanlı yeni bir hava ve füze savunma mimarisi kurmaya hazırlanması.

Yazının Devamı

Farmasötik görünmeyen tehlike

Türkiye son yıllarda savunma sanayiinde önemli bir dönüşüm gerçekleştirdi. İnsansız hava araçlarından füze sistemlerine, savaş gemilerinden elektronik harp teknolojilerine kadar birçok alanda dışa bağımlılığı azaltan ciddi bir kapasite oluşturuldu. Bugün milli savunmadan söz edildiğinde aklımıza doğal olarak SİHA’lar, füzeler, radar sistemleri, savaş uçakları, mühimmat ve ileri savunma teknolojileri geliyor.

Ancak millî güvenliğin yalnızca görünen unsurlarına odaklanırken, gözden kaçırdığımız başka bir stratejik bağımlılık alanı var

Farmasötik alan:

Yazının Devamı

Sivil toplum gücü mü, dokunulmazlık algısı mı? AHBAP dosyasına mali istihbarat perspektifinden bir bakış

6 Şubat 2023 depremlerinin ardından Türkiye, tarihinin en büyük insani dayanışma örneklerinden birine tanıklık etti. Milyonlarca vatandaş, depremzedelere destek olabilmek için kamu kurumlarının yanı sıra sivil toplum kuruluşlarına da büyük ölçüde bağışta bulundu. Bu süreçte en fazla bağış toplayan yapılardan biri olan AHBAP Derneği, yürüttüğü yardım faaliyetleriyle geniş bir toplumsal destek kazandı.

Ancak zaman içerisinde kamuoyunun gündemi yardım faaliyetlerinden, derneğin mali yapısı ve finansal işlemlerine ilişkin yürütülen soruşturmaya yöneldi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında deprem döneminde toplanan bağışların kullanımı, banka hesap hareketleri, para transferleri ve çeşitli mali işlemler inceleme altına alındı. Soruşturma halen devam etmekte olup, nihai değerlendirme bağımsız yargı mercileri tarafından yapılacaktır.

Kamuoyunda dosya hakkında oluşan tartışmaların önemli bir bölümü hukuki süreçten çok duygusal ve siyasi değerlendirmeler üzerinden yürümektedir. Oysa mali istihbarat açısından önemli olan, kişi veya kurumlar hakkındaki kanaatler değil, finansal hareketlerin analizidir. Bir mali soruşturmada esas olan; para akışının, işlem kayıtlarının ve finansal ilişkinin objektif biçimde incelenmesidir.

Yazının Devamı

Ankara! Anadolu'nun merkezinden NATO'nun yeni ekseni

Bir bildirge bazen bir savaştan daha fazla şey anlatır.

Uluslararası sistemde büyük değişimler çoğu zaman ilk olarak tehdit tanımlarında başlar. Bu nedenle Ankara'da gerçekleştirilen NATO Zirvesi'nin ardından yayımlanan bildirgeyi yalnızca diplomatik bir metin olarak okumak eksik kalacaktır.

Zirvede alınan kararlar ilk bakışta savunma harcamaları, caydırıcılık ve kolektif güvenliğin güçlendirilmesi gibi klasik başlıklardan oluşuyor gibi görünmektedir. Ancak bildirge bütüncül olarak incelendiğinde, NATO'nun yalnızca askerî bir ittifak olmanın ötesine geçerek teknoloji, ekonomi ve kritik altyapıları da kapsayan yeni bir güvenlik anlayışına yöneldiği açıkça görülmektedir.

Yazının Devamı

NATO/OTAN! 75 yıllık ittifakın 20 ilginç hikayesi

NATO'nun resmi internet sitesinde dikkat çekici bir bilgi yer alıyor. Türkiye 1952 yılında NATO'ya alınırken bazı Batılı ülkeler üyeliğe çeşitli gerekçelerle mesafeli yaklaşıyordu. Ancak Kore Savaşına asker göndermesi, Türkiye'nin üyelik sürecini hızlandıran en önemli siyasi ve askeri etkenlerden biri oldu.

Aradan tam 75 yıl geçti

Bir zamanlar üyeliği tartışılan Türkiye, bugün Ankara'da NATO Zirvesine ev sahipliği yapan ve ittifakın en önemli aktörlerinden biri konumunda.

Yazının Devamı

The Eilat! İsrail işgalin denizlere açılan yüzü

Geçtiğimiz günlerde Yeni Ankara gazetesinde yayımlanan THE GOLAN (Golan Tepeleri) Efsanelerden Jeopolitiğe Uzanan Bitmeyen Mücadele başlıklı stratejik analizimizde Golan Tepelerinin yalnızca İsrail ile Suriye arasında tartışmalı bir toprak parçası olmadığını aynı zamanda Ortadoğu'nun güvenlik mimarisini şekillendiren kritik bir jeopolitik merkez olduğunu ortaya koymuştuk. Analiz dosyamızın tam metni de okuyucularımızın erişimine açılarak konunun tüm yönleriyle değerlendirilmesine imkân sağlandı.

Aslında THE GOLAN, daha büyük bir jeopolitik satrancın yalnızca ilk hamlesiydi. Çünkü İsrail'in bölgesel güvenlik anlayışı yalnızca Golan Tepeleri ile sınırlı değildir. Bu güvenlik yaklaşımı, zaman içerisinde işgalci statükoyu kalıcılaştırmayı hedefleyen daha geniş kapsamlı bir jeopolitik stratejiye dönüşmektedir. Golan'da başlayan bu süreç, Akabe Körfezi'nden Kızıldeniz'e, oradan Babülmendep Boğazı'na ve Afrika Boynuzuna kadar uzanan geniş bir güvenlik kuşağı içerisinde değerlendirilmelidir.

Bugünkü yazımız THE GOLAN stratejik analizimizin ikinci bölümünü oluşturmaktadır. Bu kez rotamızı İsrail'in Kızıldeniz'e açılan tek kapısı olan Eilat Limanı ile dünyanın en kritik deniz geçitlerinden biri olan Babülmendep Boğazına çeviriyoruz.

Yazının Devamı

The Golan (Golan Tepeleri)

Efsanelerden jeopolitiğe uzanan bitmeyen mücadele

Orta Doğu'da bazı coğrafyalar vardır ki büyüklükleriyle değil, taşıdıkları anlamla tarihin akışını değiştirir. Golan Tepeleri de işte bu coğrafyalardan biridir. Yaklaşık 1.800 kilometrekarelik bu volkanik plato, binlerce yıldır yalnızca orduların değil, peygamberlerin, efsanelerin, imparatorlukların ve bugün de küresel güçlerin mücadele alanı olmayı sürdürüyor.

Golan'ın hikâyesi modern savaşlarla başlamaz. Antik metinlerde bölgenin yer aldığı Başan (Bashan) toprakları, dev insanların yaşadığı ülke olarak anlatılır. Rephaim adı verilen devler, Kral Og efsanesi, Hanok Kitabı'nda geçen Nefilim rivayetleri ve beş bin yıllık gizemini hâlâ koruyan Rujm el-Hiri taş halkaları, bu coğrafyanın yalnızca askerî değil, aynı zamanda mistik bir hafızaya sahip olduğunu gösteriyor. Belki de bu nedenle Golan, tarih boyunca insanların sadece ele geçirmek istediği bir toprak parçası değil, anlam yüklediği, kutsallık atfettiği ve üzerinde hâkimiyet kurmayı güç sembolü olarak gördüğü bir coğrafya olmuştur.

Yazının Devamı

NATO Zirvesi öncesi F110–KAAN gelişmesi

Bir asırlık mücadelede değişen yöntemler, değişmeyen hesap

Türk havacılık tarihi, yalnızca gökyüzüne yükselen uçakların değil; aynı zamanda engellenen projelerin, kapatılan fabrikaların ve yarım bırakılan milli sanayi hayallerinin de tarihidir. Yaklaşık bir asırdır süren bu mücadele, bugün KAAN projesiyle yeniden tarih sahnesine çıkmıştır.

1925 yılında Vecihi Hürkuş tarafından tasarlanan Vecihi K-VI, Türk mühendisliğiyle geliştirilen ilk uçak olarak tarihe geçti. Kurtuluş Savaşı'ndan kalan parçalarla üretilen bu uçak, 28 Ocak 1925'te başarıyla havalandı. Ancak o dönemde Türkiye'de uçuşa elverişlilik sertifikası verecek yetkili bir kurum bulunmadığı için bu başarı desteklenmek yerine cezalandırıldı. Vecihi Hürkuş, izinsiz uçtuğu gerekçesiyle ceza aldı ve ardından Hava Kuvvetlerinden ayrılmak zorunda kaldı.

Yazının Devamı

İbrahim Anlaşmaları normalleşme mi yeni Orta Doğu tasarımı mı?

Bir önceki yazımızda İsrail'in askeri operasyonlarında kullandığı kutsal referansların ve sembolik isimlendirmelerin yalnızca bir propaganda unsuru olmadığını, aynı zamanda devlet aklının tarihsel ve dini anlatılarla nasıl bütünleştiğini incelemiştik. Bu çerçevede İbrahim Anlaşmalarının da yalnızca diplomatik bir normalleşme girişimi olarak değerlendirilmesinin eksik kalacağını ifade etmiştik.

2020 yılında Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ile başlayan süreç daha sonra Fas ve Sudan'ın katılımıyla genişlemiştir. Resmî söyleme göre anlaşmaların amacı İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki diplomatik ilişkileri normalleştirmek, ekonomik iş birliğini geliştirmek bölgesel istikrarı artırmak ve yeni bir diyalog zemini oluşturmaktır.

Ancak uluslararası ilişkiler tarihinde büyük dönüşümler çoğu zaman görünen amaçlarla değil, görünmeyen stratejik hedeflerle şekillenmiştir. Bu nedenle İbrahim Anlaşmalarını yalnızca diplomatik ilişkilerin kurulmasına indirgemek ortaya çıkan yeni jeopolitik tabloyu anlamakta yetersiz kalacaktır.

Yazının Devamı

İsrail'in kehaneti: Kutsal isimler ve anlaşmalar

Cenevre'de imzalanan İran-ABD anlaşmasının ardından dünya ekonomisi ve uluslararası piyasalar derin bir nefes aldı. Tarih savaşların gerçek bir kazananı olmadığını defalarca göstermiştir. Ancak yaklaşık dört aydır devam eden çatışmaların ardından ortaya çıkan tabloya bakıldığında, İran'ın siyasi ve stratejik açıdan önemli kazanımlar elde ettiği görülmektedir. Buna karşılık ABD çeşitli baskılar ve zorlamalarla içine çekildiği bu sürecin kaybedenlerinden biri olmuştur. Körfez ülkeleri de bu tablonun dışında değildir.

Savaşın en büyük kaybedeni ise İsrail olmuştur. Beklemediği bir anda gerçekleşen bu anlaşma, İsrail'i daha da hırçınlaştıracak ve kaybetme hissiyle yeni bölgesel planlara yöneltecektir. Ancak İsrail'in bölgesel politikalarını anlamak için yalnızca askerî hamlelerine bakmak yeterli değildir. Çünkü İsrail, savaşlarını sadece sahada değil; zihinlerde, sembollerde ve kutsal anlatılar üzerinden de yürütmektedir.

Bu nedenle İsrail'in İran'a yönelik operasyonlarına verdiği isimler sıradan askerî kodlar olarak görülmemelidir. Bu isimler, devlet aklının dünyayı nasıl okuduğunu, kendisini tarihin neresinde konumlandırdığını ve karşı tarafa hangi mesajları vermek istediğini anlamak açısından önemli ipuçları taşımaktadır.

Yazının Devamı

ABD–İran anlaşması: Orta Doğu'da kartlar yeniden dağıtılıyor

Cenevre'de imzalanacak olan sadece bir anlaşma değil

19 Haziran 2026 tarihinde Cenevre'de atılacak imzalar, yalnızca 109 günlük bir savaşın sonunu ilan etmeyecek. Belki de yıllardır alışılmış Orta Doğu dengelerinin sorgulanacağı yeni bir dönemin kapısını aralayacak. Çünkü bazı anlaşmalar savaşları bitirir, bazıları ise yeni bir jeopolitik çağın başlangıcını haber verir. Cenevre'de imzalanması beklenen ABD–İran anlaşması da tam olarak böyle bir dönüm noktası olma potansiyeli taşımaktadır.

Savaşın ilk günlerinden itibaren sahadaki gelişmeler dikkatle incelendiğinde, İran'ın beklenenden daha dirençli bir performans sergilediği görülmüştür. İran tarafı savaşı uzatarak süreci bugünkü anlaşma aşamasına taşımayı başarmıştır. Bu yönüyle Tahran'ın müzakere masasına zayıf değil, belirli kazanımlar elde etmiş bir aktör olarak oturduğu söylenebilir.

Yazının Devamı

Türkler geliyor

Yirmi dört yıllık hasret sona erdi.

Türk Milli Takımı, uzun bir aradan sonra yeniden Dünya Kupası sahnesine çıkmaya hazırlanıyor. Milyonlarca futbolseverin heyecanla beklediği FIFA 2026 Dünya Kupası artık kapımızda. Ülkenin dört bir yanında aynı heyecan hissediliyor, marşlar hazırlanıyor, yorumlar yapılıyor, hayaller kuruluyor.

Ancak bu başarıya sadece bir futbol başarısı olarak bakmak eksik olur.

Yazının Devamı

Thınk Tank çağı bitiyor mu? (3)

Al-Tank Geleceğin Stratejik Akıl Merkezleri

İlk iki bölümde Think Tanklerin tarihsel gelişimini ve yapay zekâ ile aralarındaki ilişkiyi ele aldık. Ancak asıl önemli soru hâlâ cevabını bekliyor:

Geleceğin stratejik aklı nasıl şekillenecek?

Yazının Devamı

Thınk Tank çağı bitiyor mu? (2)

Yapay zekâ stratejik aklın yeni sahibi olabilir mi?

Bu soruya sağlıklı bir cevap verebilmek için öncelikle Think Tankler ile yapay zekânın sahip olduğu avantaj ve dezavantajları karşılaştırmak gerekir.

Yaklaşık iki yüz yıllık bir geçmişe sahip olan Think Tanklerin en önemli gücü, insan tecrübesini, tarihsel hafızayı ve stratejik muhakemeyi bir araya getirebilmeleridir. Bir düşünce kuruluşu yalnızca veri toplamaz, veriyi tarihsel süreçler, kültürel dinamikler, siyasi gerçeklikler ve insan davranışları çerçevesinde yorumlar.

Yazının Devamı

Thınk tank çağı bitiyor mu? (1)

Stratejik aklın iki yüz yıllık yolculuğu

Düşünce kuruluşları (Think Tankler) yirminci yüzyılda devletlerin ve hükümetlerin vazgeçilmez fikir üretim merkezleri haline gelmiştir. Toplumsal, ekonomik, siyasi, kültürel, jeopolitik ve jeostratejik konularda karar vericilere yol gösteren bu kurumlar, uzun yıllar boyunca devlet aklının en önemli destek unsurlarından biri olarak görülmüştür.

Ancak bugün yeni bir soru ile karşı karşıyayız.

Yazının Devamı

Casus (1) Ateşi bol olsun Fuller

İstihbarat casusluğu ve Türkiye’nin sessiz stratejik rekabeti

Modern dünyada hiçbir küresel güç yalnızca askeri kapasiteyle ayakta kalmaz. Gerçek güç, bilgi üretme, düşünce yönlendirme toplumsal algıyı şekillendirme ve stratejik bilinç inşa etme kapasitesiyle ölçülür. Bu nedenle bugün devletler arasındaki rekabet, görünür cephelerden çok görünmeyen zihinsel alanlarda sürmektedir.

Türkiye’nin son kırk yılda yaşadığı siyasal, kültürel ve jeopolitik dönüşümler incelendiğinde; yalnızca klasik güvenlik tehditleriyle değil, aynı zamanda bilişsel etki alanı mücadeleleriyle de karşı karşıya olduğu görülmektedir.

Yazının Devamı

Casus (1)

Tarihimize en büyük casusluk izlerini vuran isimlerden biri Thomas Edward Lawrence, yani namı diğer Arabistanlı Lawrence’tır. Lawrence, Osmanlı İmparatorluğu’na karşı Arap isyanlarını organize ederken yalnızca askeri operasyon yürütmedi, aynı zamanda psikolojik güven üretimi üzerine kurulu derin bir kimlik operasyonu gerçekleştirdi. Arap toplumunu etkilemek için yöresel kıyafetler giydi, namaz kıldı, hatta yalnız kaldığında bile bu rolü sürdürdüğünü söyledi.

Çünkü gerçek ajanlık yalnızca bilgi çalmak değildir. Ajanlık, içine girdiğin dünyayı anlamak, o dünyanın dilini konuşmak ve gerektiğinde o dünyanın bir parçası gibi davranabilmektir. İstihbarat faaliyetlerinin en kritik noktası budur: güven üretmek.

Çünkü bu işte hata yoktur.

Yazının Devamı

CHP’de mutlak butlan ateşi

Demokrasi kitabında Charles Tilly, güven ve güvensizlik konusunda Amerikan siyasal hayatının üç unsurunu birleşik sıralarken şunu söyler “1-Kazananların avantaj elde ettiği, kaybedenlerin makam avantajlarından vazgeçtiği, en yüksek oyu alan 2-işlerin, politik ayrıcalıkların ve faydaların siyasi destek karşılığında dağıtılmasına uyumlu hale getirilmiş koruyucu – korunan zincirler 3-göç, etnisite, din, akrabalık, arkadaşlık ve işe dayanan güven ağları…” Tilly, bu üç unsurun seçim kampanyalarında partizanlığın canlı unsurları olarak bir araya geldiğini anlatmaktadır.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde son günlerde yaşanan Mutlak Butlan tartışmalarını görünce aklıma Charles Tilly’nin güven ve güvensizlik üzerine yaptığı bu değerlendirmeler geldi. Bazen yazı yazarken zorlanırsınız, size ilham verecek bir ipucu ararsınız. İşte burada en büyük yardımcılarınızdan biri kütüphanenizdir. Teknoloji çağını yakalamış olsak datelevizyon yorumculuğunun bile artık telefon ekranlarından birkaç kısa bilgiyle yapıldığı bir dönemde, mesleğiniz ya da uzmanlık alanınız ne olursa olsun mutlaka bir kütüphaneniz ve kapsamlı bir Türkçe sözlüğünüz olmalıdır. Her gün birkaç kelime okumak bile kelime hazinesini geliştirir. Bu alışkanlık, yakın zamanda kaybettiğimiz İlber Ortaylı’nın tavsiyelerinden edindiğim bir alışkanlıktır.

Asıl konumuza dönecek olursak, gelinen noktada CHP’deki asıl mesele Mutlak Butlan tartışmasından çok, parti içindeki güven ve güvensizlik sorunudur. “Kazananların avantaj elde ettiği” siyasi yapıyı anlatırken CHP’nin tarihine kısa bir gezinti yapmak gerekir.

Yazının Devamı

Yasadışı bahis kapanı

Bahis kelimesi dilimize Arapçadan geçmiş olup,araştırma, tartışma konusu, bahsetme ve iddialaşma anlamlarına gelir. Biz bugün bahsin özellikle iddialaşma kısmını ele alacak ve başına yasadışı ifadesini ekleyerek klasik anlamından ayıracağız. Daha doğru bir ifadeyle konuyu spor müsabakaları üzerinden oynanan şans oyunları ekseninde değerlendireceğiz.

Normal şartlarda ülkemizde bahis ve şans oyunları Spor Toto Teşkilat Başkanlığı tarafından lisanslandırılmış şirketler ve platformlar üzerinden yasal olarak yürütülmektedir. Ancak yasal oranların düşük görülmesi insanların kısa sürede yüksek kazanç elde etme arzusu ve kazanılan paraların vergilendirilmesi gibi nedenler, birçok kişiyi daha yüksek kazanç vaat eden kayıt dışı bahis sitelerine yöneltmektedir. İşte asıl kırılma noktası da burada başlamaktadır.

Bahis oynayan kişiler daha fazla para kazanma hırsıyla bu yasa dışı kulvara geçtiklerinde farkında olmadan suç dünyasının bir parçası hâline gelirler. İlk etapta masum bir kazanma isteği gibi görünen durum, zamanla kişinin yasa dışı bahis sistemine girişinin tescili olur. İnsanlar bu dünyaya umutlarla adım atarken, bir anda madalyonun karanlık yüzüyle karşı karşıya kalırlar.

Yazının Devamı

Dijital sistemde günahın optimizasyonu ve yapay zeka (2)

Seven (Yedi) filmi, polisiye yapısının altında aslında Hristiyanlıktaki “yedi ölümcül günah” üzerinden insan davranışlarını analiz eden bir yapı kurmaktadır. Bunlar: Kibir, haset, öfke, tembellik, açgözlülük, oburluk ve şehvettir.

Peki, modern dünyada bu yedi ölümcül günah neye dönüşmüştür? Dinimiz İslamiyet’te, Hristiyanlıktaki gibi birebir “yedi ölümcül günah” kavramı yer almasa da hadis ve sünnetlerde büyük günahlar çok açık şekilde tanımlanmıştır. Bunların başında; Allah’a şirk koşmak, sihir/büyü yapmak, haksız yere adam öldürmek, yetim malı yemek, faiz yemek, savaştan kaçmak ve namuslu kadınlara iftira atmak gelmektedir.

İslam ahlakı ile Hristiyanlıktaki ölümcül günahlar karşılaştırıldığında dikkat çekici benzerlikler görülmektedir. Kibir, İslam’da Şeytan’ın cennetten kovulma sebebidir. Haset, iyilikleri yok eden manevi bir hastalık olarak kabul edilir. Öfke, kontrol edilmesi gereken bir zaaf olarak görülür. Şehvet ve zina büyük günahlardandır. Açgözlülük; haram kazanç ve dünyaya aşırı bağlılık olarak değerlendirilir. Oburluk ise israf ve aşırılık kapsamında hoş karşılanmaz. Tembellik ise çalışmayı ve üretmeyi emreden İslam anlayışında yerilen bir davranıştır.

Yazının Devamı

Dijital çağın yedi ölümcül günahı ve Pennsylvanıa dosyası (1)

Brad Pitt ve Morgan Freeman’ın başrolünü paylaştığı Seven (Yedi) filminin senaristi Andrew Kevin Walker’dır. Bugün sizlere bu filmden başlayarak öyle bir noktayı işaret edeceğim ki yazının sonuna geldiğinizde “Yok artık” diyeceksiniz.

Seven (Yedi) filmi; yolsuzluklar, şiddet ve suç dolu yozlaşmış bir şehirde, emekliliğine bir hafta kalmış dedektif William Somerset (Morgan Freeman) ile şehre yeni taşınan genç ve idealist dedektif David Mills’in (Brad Pitt) hikâyesini anlatmaktadır. Hikâye, patlayıncaya kadar yemek yedirilerek öldürülen bir cinayetle başlar ve devamında yedi ölümcül günah üzerinden işlenen cinayetlerle ilerler.

Sıradan bir Hollywood kült polisiye filmi gibi görünse de işin mutfağındakiler için çok daha derin anlamlar içeren bir yapımdır. Neden mi? Gelin birlikte bakalım.

Yazının Devamı

Petrolün kanlı mirası! Viyana’dan 2026 şafağına opec

Tarih bazen tozlu raflarda unutulmuş bir arşiv belgesi değil bugünü ve yarını boğazından yakalayan bir kementtir. 14 Eylül 1960’ta Bağdat’ta beş ülke İran, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Venezuela bir araya geldiğinde dünya bu imzaların sadece bir kartel değil küresel bir satranç tahtasının en ağır taşları olacağını anlamamıştı. Bugün 2026’nın eşiğinde o gün atılan düğümlerin birer birer nasıl çözüldüğüne ve bu devasa boşluğu dolduran tek bir güce şahitlik ediyoruz.

Özellikle Venezuela ve İran’ın kurucu ortaklığına dikkatle bakın. Biri Güney Amerika’nın ucunda diğeri Körfez’in kalbinde… Bugün Donald Trump yönetimindeki ABD’nin kontrolüne giren Maduro’nun Venezuela’sı ile 1959’da İngiliz etkisiyle sarsılan ve bugün savaş tamtamlarının hiç susmadığı İran arasındaki o görünmez bağ aslında petrolün kader birliğidir.

Çakal Carlos ve OPEC

Yazının Devamı