Salih Aydemir

Salih Aydemir

Dijital sistemde günahın optimizasyonu ve yapay zeka (2)

Seven (Yedi) filmi, polisiye yapısının altında aslında Hristiyanlıktaki “yedi ölümcül günah” üzerinden insan davranışlarını analiz eden bir yapı kurmaktadır. Bunlar: Kibir, haset, öfke, tembellik, açgözlülük, oburluk ve şehvettir.

Peki, modern dünyada bu yedi ölümcül günah neye dönüşmüştür? Dinimiz İslamiyet’te, Hristiyanlıktaki gibi birebir “yedi ölümcül günah” kavramı yer almasa da hadis ve sünnetlerde büyük günahlar çok açık şekilde tanımlanmıştır. Bunların başında; Allah’a şirk koşmak, sihir/büyü yapmak, haksız yere adam öldürmek, yetim malı yemek, faiz yemek, savaştan kaçmak ve namuslu kadınlara iftira atmak gelmektedir.

İslam ahlakı ile Hristiyanlıktaki ölümcül günahlar karşılaştırıldığında dikkat çekici benzerlikler görülmektedir. Kibir, İslam’da Şeytan’ın cennetten kovulma sebebidir. Haset, iyilikleri yok eden manevi bir hastalık olarak kabul edilir. Öfke, kontrol edilmesi gereken bir zaaf olarak görülür. Şehvet ve zina büyük günahlardandır. Açgözlülük; haram kazanç ve dünyaya aşırı bağlılık olarak değerlendirilir. Oburluk ise israf ve aşırılık kapsamında hoş karşılanmaz. Tembellik ise çalışmayı ve üretmeyi emreden İslam anlayışında yerilen bir davranıştır.

Yazının Devamı

Dijital çağın yedi ölümcül günahı ve Pennsylvanıa dosyası (1)

Brad Pitt ve Morgan Freeman’ın başrolünü paylaştığı Seven (Yedi) filminin senaristi Andrew Kevin Walker’dır. Bugün sizlere bu filmden başlayarak öyle bir noktayı işaret edeceğim ki yazının sonuna geldiğinizde “Yok artık” diyeceksiniz.

Seven (Yedi) filmi; yolsuzluklar, şiddet ve suç dolu yozlaşmış bir şehirde, emekliliğine bir hafta kalmış dedektif William Somerset (Morgan Freeman) ile şehre yeni taşınan genç ve idealist dedektif David Mills’in (Brad Pitt) hikâyesini anlatmaktadır. Hikâye, patlayıncaya kadar yemek yedirilerek öldürülen bir cinayetle başlar ve devamında yedi ölümcül günah üzerinden işlenen cinayetlerle ilerler.

Sıradan bir Hollywood kült polisiye filmi gibi görünse de işin mutfağındakiler için çok daha derin anlamlar içeren bir yapımdır. Neden mi? Gelin birlikte bakalım.

Yazının Devamı

Petrolün kanlı mirası! Viyana’dan 2026 şafağına opec

Tarih bazen tozlu raflarda unutulmuş bir arşiv belgesi değil bugünü ve yarını boğazından yakalayan bir kementtir. 14 Eylül 1960’ta Bağdat’ta beş ülke İran, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Venezuela bir araya geldiğinde dünya bu imzaların sadece bir kartel değil küresel bir satranç tahtasının en ağır taşları olacağını anlamamıştı. Bugün 2026’nın eşiğinde o gün atılan düğümlerin birer birer nasıl çözüldüğüne ve bu devasa boşluğu dolduran tek bir güce şahitlik ediyoruz.

Özellikle Venezuela ve İran’ın kurucu ortaklığına dikkatle bakın. Biri Güney Amerika’nın ucunda diğeri Körfez’in kalbinde… Bugün Donald Trump yönetimindeki ABD’nin kontrolüne giren Maduro’nun Venezuela’sı ile 1959’da İngiliz etkisiyle sarsılan ve bugün savaş tamtamlarının hiç susmadığı İran arasındaki o görünmez bağ aslında petrolün kader birliğidir.

Çakal Carlos ve OPEC

Yazının Devamı

SAHA-2026! Yunanistan’ının korkusu Türkiye’nin yükselişi

Türkiye artık savunma sanayiinde “yetişmeye çalışan” bir ülke değil. Kuralları değiştiren bir aktör. Son on yılda atılan adımlar, sadece teknolojik bir gelişimi değil, aynı zamanda küresel güç dengelerinde sessiz ama derin bir kırılmayı temsil ediyor. Bu kırılmanın adı artık açık,Türkiye’nin sert güç olarak yükselişi.

05-09 Mayıs 2026 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen SAHA-2026 Uluslararası Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı işte tam da bu gerçeğin vitrinidir. Bu fuar bir tanıtım organizasyonu değil; güç gösterisidir. 120 ülkeden 1700’ün üzerinde şirketin katıldığı bu yapı, artık Türkiye’nin sadece üretici değil, oyun kurucu olduğunun ilanıdır. Ancak asıl mesele fuarın kendisi değil…

Fuarın Avrupa’da yarattığı psikolojik etkidir.

Yazının Devamı

Terörün gölgesi ve finansın karanlık ağı

Geçtiğimiz yazımızda Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’nın kuruluş gerekçesini ve Türkiye’nin hafızasında bıraktığı derin izleri ele almıştık. Bu yazıda ise Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan iki kritik Daire Başkanlığına odaklanıyoruz. Terör Suçları Daire Başkanlığı ile Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Daire Başkanlığı. Çünkü günümüzde terör yalnızca silahlı eylemlerle sınırlı değildir. Artık mücadele sadece sahada değil bankalarda dijital platformlarda ve uluslararası finans ağlarında da verilmektedir.

Klasik terör anlayışı geçmişte daha çok bombalar, suikastlar ve silahlı saldırılar üzerinden tanımlanıyordu. Ancak bugün terör örgütleri çok daha karmaşık ve çok katmanlı yapılara dönüşmüş durumdadır.

Artık bir Terör Örgüt,

Yazının Devamı

Gri bölgelerin tasfiyesi faili meçhuller

Stratejik bir müdahale alanı olarak yeni adalet mimarisi

2026 yılı küresel düzende Düzensizlik Doktrininin hüküm sürdüğü kurumların anlamsal kabuklara dönüştüğü bir dönem olarak kayıtlara geçmektedir. Bu kaotik konjonktürde Türkiye Cumhuriyeti toplumsal savunma mekanizmalarını hukuki düzlemde yeniden kodlayan radikal bir kurumsal dönüşüm başlatmıştır. Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek tarafından ilan edilen yedi yeni daire başkanlığı, yalnızca bürokratik bir genişleme değil devletin egemenlik alanındaki "gri bölgeleri" hukuk eliyle denetim altına alma girişimidir.

Bu yeni mimari Adli Emanet'ten Doğal Afetlere, Kamu Düzeni ve Dezenformasyonla Mücadele'den Terörizmin Finansmanına kadar uzanan yedi farklı cephede devletin görünmez iktidar pratiklerini tasfiye ederek toplumsal hafızayı şeffaf bir hakikat rejimi üzerine inşa etme kararlılığının somut göstergesidir.

Yazının Devamı

Dünyayı rehin alan sessiz silah: Epstein dosyaları ve maskelerin düşüşü

Sessiz fırtınanın sahaya inişi: Düzensizlik

2026 yılının ikinci yarısına girerken insanlığın önünde bir dünya düzeni yok artık, aksine giderek belirginleşen bir düzensizlik doktrini var. Donald Trump’ın NATO çıkışları yüzeyde bir müttefiklik krizi gibi görünse de gerçekte II. Dünya Savaşı sonrası inşa edilen tüm uluslararası sistemin çatırdadığını gösteriyor. Bugün Amerika, ortaklık temelinde bir güç olmaktan çıkıp, kuralları koyan ve gerektiğinde yok sayan bir ontolojik hegemon olma arayışındadır.

Buradaki asıl tehlike silahların gücü değil kuralların ortadan kalkmasıdır. NATO ve Birleşmiş Milletler gibi yapılar hâlâ fiziksel olarak varlıklarını sürdürüyor. Ancak bu kurumları ayakta tutan hukuki ve ahlaki zemin büyük ölçüde aşınmış durumda. Güç artık haklı olma arayışını terk etmiş, bizzat neyin doğru olduğuna karar veren tek merci haline gelmiştir.

Yazının Devamı

Zihnin yeni istilası dijital gettolar

Modern çağın vebası dijital bağımlılık ve zihinsel kuşatma

Günümüz dünyasında teknolojik ilerleme insanlığa sınırsız bir iletişim imkânı vaat ederken öte yandan modern toplumun en büyük krizlerinden birini dijital bağımlılığı ve beraberinde getirdiği zihinsel kuşatmayı doğurdu. Bugün dijital bağımlılıklar sadece bir boş vakit değerlendirme sorunu değil modern dünyanın yeni nesil vebası haline gelmiş durumdadır.

Çocuk yaşlara kadar inen bu bağımlılık ve sanal kumar kıskacı bireylerin hayatlarını karartırken toplumun en temel taşı olan aile kurumunun temellerini sarsmaktadır. Bu dijital erozyonun kökeninde bireyin derinleşen yalnızlığı, sosyal çevreden kopuşu ve modern dijital yeniliklerin insan psikolojisini suistimal eden birer bağımlılık aracı olarak tasarlanması yatmaktadır. Bu yazımızda bireysel yalnızlığın evrildiği Yankı Odalarının nasıl toplumsal bir tehdit olan Dijital Gettolara dönüştüğünü ve bu sürecin sebep-sonuç ilişkilerini derinlemesine mercek altına alacağız

Yazının Devamı

Netanyahu'nun "Gölge" operasyonu Roman Gofman

Geçtiğimiz yazımızda, İslamabad’da çöken müzakerelerin arka planında şekillenen Antisemitizm Üçgenini ele almıştık. Şantaj provokasyon ve kurumsal hamlelerden oluşan bu yapı barış ihtimalini sistematik biçimde ortadan kaldırmıştı.

Ancak o üçgenin en kritik ayağı aslında en az konuşulan gelişmeydi, İsrail’in güvenlik mimarisinde yaşanan dönüşüm.

Netanyahu’nun Tümgeneral Roman Gofman’ı 2 Haziran 2026 itibarıyla Mossad’ın başına getirme kararı İsrail’in istihbarat paradigmasında köklü bir kırılmayı temsil ediyor. "-Antisemitizm Üçgeni üzerine kurduğunuz analizle birleştiğinde bu hamle Mossad’ın geleneksel özerk yapısından doğrudan başbakanlık ofisi odaklı bir yürütme organına dönüştüğünün işaretidir.

Yazının Devamı

Werehyena canavarı ve antisemitizm üçgeni

Amerika ve İran arasında yaklaşık kırk günü aşkın süredir devam eden ve savaşın bitmesi için bir umut ışığı olarak görülen müzakereler, Pakistan’ın başkenti İslamabad’da maalesef çıkmaza girdi. Umutların tam bu noktada tükenmesinin ardında yatan sebeplere gelin madalyonun öteki yüzünden daha derin ve farklı bir açıdan bakalım.

İslamabad ismi kökleri derin bir sembolizm barındıran iki kavramın birleşimidir: Arapça kökenli barış teslimiyet ve güven anlamlarını taşıyan İslam ile Farsça bayındır, mamur veya imar edilmiş şehir anlamına gelen Abad. Bu haliyle İslamabad kelime anlamıyla Güvenli Barışın Şehri demektir. Şehrin bu manevi kimliğine yakışır şekilde tarihi bir barış imzasının atılması beklenirken ne yazık ki yazımı kaleme aldığım dakikalarda ABD ve İran heyetlerinin masadan kalktığı ve görüşmelerin kesildiği haberi ajanslara düştü.

ABD’nin masaya koyduğu şartlar aslında savaşı başlatan resmi sebeplerin bir özeti gibiydi:

Yazının Devamı

Sınır hattımızda İsrail teknolojisi mi kuruluyor

Tüm dünyanın gözü kulağı şu günlerde İran ve Hürmüz Boğazı’ndaki gerilime kilitlenmiş durumda. Küresel başlıklar Tahran hattındaki satrançla meşgulken Türkiye’nin hemen yanı başında çok daha kritik bir gelişme sessizce ilerliyor. Yunanistan ile İsrail arasında kurulan askeri ittifak derinleşiyor güçleniyor ve doğrudan Türkiye’yi hedef alabilecek bir kapasiteye ulaşıyor.

Bu süreci iki ülke arasındaki iş birliği olarak okumak stratejik körlüktür. Çünkü karşımızdaki tablo basit bir yakınlaşma değil Türkiye’nin stratejik başarı ile daralttığı bir alanın planlı ve sistematik biçimde doldurulmasıdır.

Bölgedeki dengeleri kökten sarsma potansiyeli taşıyan bu süreci yalnızca iki ülke arasındaki iş birliği olarak okumak büyük resmi ıskalamak olur. Bugün gelinen noktayı doğru analiz edebilmek için 2010–2014 dönemine yani stratejik eksenin Türkiye’den Yunanistan’a kaydığı o kritik kırılma sürecine bakmak gerekir.

Yazının Devamı