Yeniay gecelerinde dua ve niyetin sırları...

Özgür Alp Gündüz

Özgür Alp Gündüz

Yazar-Holistik Yaşam Mentoru
Tüm Yazıları

Duanın kabulü...

Bazı zamanlar vardır… İnsan yalnızca diliyle değil, hâliyle dua eder. Eski geleneklerde ve kadim öğretilerde bu yüzden sadece söylenen sözlere değil; bulunulan ortama, insanın niyetine, içindeki pişmanlığa ve kalbin açıklığına da önem verilirdi. Çünkü dua, sadece istemek değil; insanın kendini ilahi düzene yeniden yaklaştırma çabasıdır.

Özellikle yeniay dönemleri, birçok kadim gelenekte “yeniden başlama” zamanı olarak görülürdü. Gökyüzünün karardığı o ince geçişte insanlar eski yüklerini bırakır, yeni niyetlerini daha sade bir kalple dile getirmeye çalışırdı. Sessizlik, içe dönüş ve arınma bu yüzden yeniay gecelerinde daha fazla önem taşır.

Duanın kabulü için önce insanın bulunduğu alanı sadeleştirmesi gerektiği söylenir. Temiz bir ortam, temiz kıyafetler ve mümkün olduğunca huzurlu bir atmosfer… Çünkü dışarıdaki karmaşa çoğu zaman insanın içine de yansır. Bu yüzden eskiler, dua öncesi odanın havalandırılmasını, mümkünse hafif bir tütsü yakılmasını tavsiye ederdi. Bazıları ise küçük bir mum ışığının insanın zihnini sakinleştirdiğine inanırdı. Ateşin karşısında insanın daha dürüst kaldığı söylenirdi.

Duanın zamanı da önemli görülürdü. Özellikle gecenin geç saatleri ya da sabaha yakın vakitler… Dünya sessizleştiğinde insanın iç sesi daha net duyulur derlerdi. Kalabalığın çekildiği, gösterişin azaldığı o saatlerde edilen duaların daha samimi olduğuna inanılırdı.

Kadim anlayışlarda yalnızca istemek yeterli sayılmazdı. Bir duanın ardından bir ihtiyaç sahibine yardım etmek; bir lokma yemek vermek, küçük de olsa sadaka bırakmak, bir insanın ihtiyacını görmek önemli kabul edilirdi. Çünkü paylaşmadan edilen duanın eksik kaldığı düşünülürdü. İnsan bazen verdiği kadar açılır.

Bazı eski öğretilerde “açık” ve “kapalı” gün kavramları da bulunurdu. Her günün enerjisinin aynı olmadığına, bazı günlerin başlangıçlar için, bazılarının ise beklemek için daha uygun olduğuna inanılırdı. Bu yüzden gökyüzü hareketleri, yeniay zamanları ve kişinin ruh hâli birlikte değerlendirilirdi.
Duanın en güçlü tarafı ise çoğu zaman insanın içindeki pişmanlık duygusudur. Gerçek bir pişmanlık, insanı ağırlaştıran yükleri hafifletir. İçten gelen bir tövbenin ardından edilen sözlerin daha derin çıktığı söylenir. Çünkü kibir sustuğunda kalp konuşmaya başlar.

Bazı kadim topluluklar yılda bir kez yapılan kurbanı ya da kan akıtmayı da bir adanmışlık ve teslimiyet sembolü olarak görürdü. Buradaki asıl mesele kan değil; insanın sahip olduğu şeyi paylaşması, fedakârlık göstermesi ve nefsini törpülemesiydi. Ritüelin özü, gösterişten uzak bir teslimiyet hâliydi.
Renkler de eski mistik anlayışlarda semboller taşırdı. Kırmızı; hayatı, canlılığı, kudreti ve hareketi temsil eden renklerden biri olarak görülürdü. Bu yüzden bazı geleneklerde ilahi kudretin yeryüzündeki canlı tezahürlerinden biri olarak yorumlanırdı. Ateşin, kanın ve yaşamın rengi olması nedeniyle kırmızıya özel anlam yüklenirdi.

Belki de duanın sırrı tam olarak burada saklıdır… İnsan yalnızca söz söylemez; bulunduğu ortamla, taşıdığı niyetle, içindeki pişmanlıkla ve yaptığı iyilikle birlikte dua eder. Gökyüzü bazen sessiz görünür ama insanın içindeki kapılar açıldığında, hayat da yavaş yavaş değişmeye başlar.

Özgür Alp Gündüz

Holistik Yaşam Mentoru