Tılsımlar gerçek mi?
Harut ve Marut’tan günümüze okült öğretilerin gizemli yolculuğu
İnsanlık tarihi boyunca görünmeyene duyulan merak hiçbir zaman bitmedi.
Gökyüzüne bakıp işaret arayanlar, taşlara anlam yükleyenler, belirli sembollerin insan kaderini etkilediğine inananlar… Eski çağlardan bugüne kadar “tılsım”, “okültizm”, “gizli ilimler” ve “korunma sembolleri” birçok medeniyetin içinde yer aldı.
Kimi bunu sadece bir inanış olarak gördü, kimi ise gerçekten etkili olduğuna inandı.
Asıl ilginç olan ise; binlerce yıl geçmesine rağmen insanların hâlâ aynı soruları sorması:
- “Tılsımlar gerçekten çalışır mı?”
- “Bazı semboller insan enerjisini etkileyebilir mi?”
- “Harut ve Marut kıssasının arkasındaki sır neydi?”
Eski Mezopotamya’dan Mısır’a, Sümerlerden Osmanlı’ya kadar birçok toplumda tılsım benzeri uygulamalar vardı.
Kapıların üzerine çizilen semboller, savaşta taşınan mühürler, korunma amaçlı yazılar, belirli saatlerde yapılan ritüeller…
O dönemlerde insanlar görünmeyen âlemin, insan hayatıyla bağlantılı olduğuna inanıyordu.
Özellikle Babil döneminde “göksel bilgi” ve “gizli ilimler” çok güçlü kabul edilirdi.
İslam geleneğinde geçen Harut ve Marut kıssası da tam burada dikkat çeker.
Bakara Suresi’nde adı geçen Harut ve Marut, Babil’de insanlara bazı gizli bilgilerin öğretilmesiyle ilişkilendirilir. Rivayetlere göre insanlar bu bilgileri bazen iyilik için, bazen de güç elde etmek için kullanmaya çalıştı. Fakat burada önemli olan nokta şuydu:
Bilgi, insanın niyetine göre şekil alıyordu.
Birçok eski alim bu konuların kontrolsüz şekilde kullanılmasının insan ruhuna zarar verebileceğini söylemiştir. Bu yüzden kadim dönemlerde “gizli ilimler” herkese açık öğretilmezdi. Çünkü mesele sadece semboller değil, insanın zihni ve niyetiydi.
Osmanlı döneminde de tılsımlar oldukça yaygındı.
Bazı savaşçıların üzerinde taşıdığı mühürler, belirli dualarla yazılmış levhalar, korunma amaçlı hazırlanan vefkler ve geometrik semboller bugün hâlâ müzelerde görülebilir.
Özellikle Topkapı Sarayı’nda bulunan bazı gömlekler dikkat çeker.
Bu gömleklerin üzerine ayetler, astrolojik işaretler ve semboller işlenirdi. Dönemin insanları bunların kişiyi manevi olarak koruduğuna inanıyordu.
Peki bugün ne değişti?
Aslında sadece isimler değişti.
Eskiden “tılsım” denilen şeylere bugün bazı insanlar “enerji çalışması”, “frekans”, “çekim yasası” veya “niyet alanı” diyor.
Modern dünya görünürde daha bilimsel ilerlese de, insanların bilinmeyene olan ilgisi hiç azalmadı.
Hollywood filmleri, masonik semboller, okült öğretiler, numeroloji, astroloji ve ritüel kültürü hâlâ milyonlarca insanın ilgisini çekiyor.
Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta şu:
Her bilinmeyen şey hakikat değildir.
Her anlatılan bilgi de güvenilir değildir.
Eski alimlerin çoğu insanı “güç tutkusu” konusunda uyarmıştır. Çünkü insan bazen görünmeyeni öğrenmek isterken kendi iç dünyasını kaybedebilir.
Belki de asıl mesele tılsımın gerçekten çalışıp çalışmaması değildir.
Asıl mesele, insanın neye inanırsa ona dönüşmeye başlamasıdır.
Çünkü tarih boyunca en güçlü tılsımın bazen bir sembol değil, insanın korkusu… bazen de inancı olduğu söylenmiştir.