Nefes: Hayatın sessiz yolculuğu
İnsan bu dünyaya ilk nefesiyle gelir, son nefesiyle de yolculuğunu tamamlar. Doğum ile ölüm arasındaki bütün hikâyemiz, aslında sayılı nefeslerden ibarettir. Bu yüzden insanın gerçek sermayesi ne malıdır ne makamıdır; ona emanet edilen nefesleridir. Her nefes, ilahi bir lütuf ve her nefes, yeniden başlayabilmek için verilmiş sessiz bir fırsattır.
Ne var ki modern hayatın telaşı içinde çoğu insan nefes aldığını bile fark etmeden yaşar. Oysa nefes yalnızca akciğerleri dolduran bir hava değildir. Nefes; beden ile ruh arasında kurulmuş görünmez bir köprüdür. Kalbin ritmini düzenleyen, zihni dinginleştiren, duyguları dengeleyen ve insanı kendi özüne yaklaştıran ilahi bir emanettir.
Tasavvufta nefes, sadece biyolojik bir olay olarak görülmez. Nefes, Hak'tan gelen ve yine Hakk'a dönen bir sırdır. İnsan her nefeste aslında ilahi rahmetin içinde yaşar. Bu sebeple birçok mutasavvıf, nefesin gafletle değil, farkındalıkla alınmasını öğütlemiştir. Çünkü fark edilmeyen her nefes, boşa geçirilmiş bir hazine gibidir.
Tasavvuf ehli, "Nefesine sahip olamayan, nefsine de sahip olamaz." diyerek insanın önce nefesini tanıması gerektiğini anlatır. Çünkü nefes hızlandığında öfke büyür, korku artar, zihin dağılır. Nefes yavaşladığında ise kalp huzura yaklaşır, akıl berraklaşır ve insan kendini daha net duymaya başlar.
İbnü'l-Arabî'ye Göre Nefes
Büyük mutasavvıf Muhyiddin İbnü'l-Arabî, nefesi sadece insanın aldığı hava olarak değil, bütün âlemin yaratılış sırrı olarak değerlendirir. Onun eserlerinde geçen "Nefes-i Rahmân" kavramı, Allah'ın rahmet nefesiyle varlığın ortaya çıkışını anlatır.
İbnü'l-Arabî'ye göre bütün kâinat, Rahmân'ın nefesinin tecellisiyle görünür hâle gelmiştir. İnsan da bu büyük hakikatin küçük bir aynasıdır. Dolayısıyla insanın aldığı her nefes, ilahi rahmetin kendisine ulaşmasının bir işaretidir.
Ona göre insan nefesini bilinçsizce tüketmek yerine onu zikre dönüştürmelidir. Çünkü nefes yalnızca bedeni değil, kalbi de besler. Her nefes, Allah'ı hatırlamak için yeni bir kapıdır.
İbnü'l-Arabî'nin düşüncesinde insanın hakikate yolculuğu dışarıdan içeriye değil, içeriden Hakk'a doğrudur. Bu yolculuğun ilk adımı ise nefesin farkına varmaktır. İnsan nefesini tanıdıkça kalbini tanır; kalbini tanıdıkça Rabbinin isimlerinin kendi içinde nasıl tecelli ettiğini fark etmeye başlar.
YUNUS EMRE'YE GÖRE NEFES
Yunus Emre ise nefesi aşkın dili olarak görür. Onun şiirlerinde insanın gerçek yolculuğu gönle yapılan yolculuktur.
Yunus'un, "İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir." sözü aslında nefesin de hikmetini anlatır. Çünkü kendini bilmek, önce kendi nefesini duymaktan geçer.
Yunus Emre'ye göre kalbi kibirden, öfkeden ve dünya hırsından temizleyen şeylerden biri de farkındalıkla yaşamaktır. Nefes bu farkındalığın en sade yoludur. İnsan her nefeste Allah'ın kendisine verdiği hayatı yeniden hisseder.
Onun anlayışında nefes, sevgidir. Çünkü nefes kesildiğinde bütün dünya susar. İnsan nefesiyle konuşur, nefesiyle dua eder, nefesiyle sever ve nefesiyle zikreder.
Yunus Emre'nin,
"Bir ben vardır bende benden içeri."
ifadesi, insanın sadece beden olmadığını anlatır. O içteki hakikate ulaşmanın yollarından biri de nefesi bilinçle yaşamaktır.
TASAVVUFTA NEFES VE ZİKİR
Tasavvuf mekteplerinde nefes, zikir terbiyesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Çünkü zikrin yalnızca dilde değil, nefeste de devam etmesi istenir.
Bazı mutasavvıflar nefes alırken Allah'ın rahmetini hissetmeyi, nefes verirken ise dünyanın yüklerini bırakmayı tavsiye etmişlerdir. Böylece insan her nefesinde hem arınır hem de kalbini diri tutar.
Nefes, sabrın öğretmenidir.
Nefes, tevekkülün sessiz dilidir.
Nefes, şükrün görünmeyen kapısıdır.
Kalbi daralan insan önce nefesine döner. Çünkü nefes düzeldiğinde kalp de huzur bulmaya başlar.
GÜNÜMÜZ İNSANINA BİR HATIRLATMA
Bugün insanlar zamanın hızına yetişmeye çalışırken en değerli emanetlerinden biri olan nefeslerini unutuyorlar. Sürekli koşuyor, düşünüyor, kaygılanıyor ve yoruluyorlar. Oysa huzur bazen kilometrelerce uzakta değil; sadece fark edilerek alınan tek bir nefes kadar yakındır.
Her gün birkaç dakikalığına gözlerinizi kapatıp nefesinizi dinleyin. Onu değiştirmeye çalışmadan sadece hissedin. Çünkü nefes sizi daima şu ana getirir. Geçmiş pişmanlıklarını da geleceğin kaygılarını da birkaç dakika için susturabilir.
Belki de aradığımız cevaplar dışarıda değil, içimizde sessizce devam eden o ilahi ritimdedir.
Sonuç;
İnsan doğarken ilk nefesini alır, ölürken son nefesini verir. Aradaki bütün ömür ise emanet edilen nefeslerden oluşur.
Tasavvuf bize nefesin sadece yaşam belirtisi olmadığını öğretir. İbnü'l-Arabî'ye göre nefes, Rahmân'ın varlığa uzanan rahmetidir. Yunus Emre'ye göre ise nefes, gönlün Allah'a açılan kapısıdır.
Öyleyse nefesimizi sadece tüketmeyelim; onu fark edelim, koruyalım ve hikmetine kulak verelim.
Çünkü nefesini tanıyan kendini tanımaya başlar.
Kendini tanıyan Rabbini hatırlamaya başlar.
Ve Rabbini hatırlayan insan, dünyanın gürültüsü içinde bile kalbin sessiz huzurunu bulabilir.