İş aramak mı, beklemek mi? Yoksa cevapsız bir düzen mi?

Özge Yavuz

Özge Yavuz

Köşe Yazarı
Tüm Yazıları

Eskiden insanlar iş arardı. Bugün birçok kişi işten çok bir karşılık arıyor.


Çünkü mesele artık yalnızca maaş almak değil; emek verdiğinin gerçekten karşılık bulup bulmadığını görebilmek.


Sabah uyanıp ilanlara bakan, özgeçmiş gönderen, telefonun çalmasını bekleyen binlerce insan var. Günlerce, haftalarca, bazen aylarca süren bir bekleyiş... Başta umutla başlayan süreç, zamanla sessizliğe dönüşüyor.


Gün içinde defalarca e-posta kutusunu kontrol eden, her bildirimde kısa bir heyecan yaşayan ama çoğu zaman aynı sessizlikle karşılaşan insanlar var.


Bir süre sonra insan sadece “İşe alınacak mıyım?” diye düşünmüyor. Bilgisayar ekranına bakarken “Yetersiz miyim?”, “Eksik olan ne?”, “Neden olmuyor?” soruları yavaş yavaş zihne yerleşiyor.


Asıl sorun burada başlıyor: Cevap gelmeyince insan sadece beklemiyor, kendini sorgulamaya başlıyor.


İşsizlik çoğu zaman yalnızca ekonomik bir başlık olarak ele alınıyor. Rakamlar açıklanıyor, oranlar paylaşılıyor, tablolar hazırlanıyor. Oysa işin görünmeyen başka bir tarafı daha var: insan psikolojisi.


Çünkü insan sadece para kazanmak için çalışmıyor. Üretmek, faydalı olmak ve bir yere ait olduğunu hissetmek istiyor. Uzayan belirsizlik ise insanın önce cebini değil, doğrudan umudunu yoruyor.


Bugün birçok genç diplomasıyla bekliyor. Birçok insan deneyimine rağmen bekliyor. Kimi yeni bir başlangıç için, kimi yeniden ayağa kalkabilmek için...


Ama mesele artık sadece işsizlik değil.


Mesele, insanların emek verdiği bir düzen içinde bile karşılık bulamaması.


Telefon her çaldığında kısa bir heyecan, her sessizlikte küçük bir hayal kırıklığı… Ve zamanla insan beklemeye bile alışıyor.


Ve en tehlikelisi de bu: alışmak.


Çünkü bir noktadan sonra sorun bekleyenler olmaktan çıkıyor.


Sorun, bekletmeyi normal kabul eden bir düzen haline geliyor.


Ve asıl gerçek şu:

Bazıları bekliyor, bazıları sessizliği yönetiyor.