Bosna: Bir ülkenin iki yüzü
Bosna-Hersek… Dışarıdan bakıldığında sakin, huzurlu ve neredeyse kusursuz bir coğrafya gibi görünüyor.
Hafta sonu Bosna-Hersek’teydim. İlk dikkatimi çeken şey, hayatın buralarda göründüğünden çok daha yavaş akmasıydı.
Mostar Köprüsü, Saraybosna’nın tarihi taş sokakları, o sessiz şehir silueti… Her şey yerli yerinde. Ama biraz yaklaştığınızda, o dingin görüntünün ardında bambaşka bir hayat olduğunu fark ediyorsunuz.
Burada hayat hızlı akmıyor. Fakat bu, bildiğimiz türden bir rahatlık veya dinginlik de değil.
Bir kahve söylüyorsunuz; kimse acele etmiyor. Garson da acele etmiyor, müşteri de, sokak da… Masalar dolu ama kimse kalkmıyor. Konuşmalar uzuyor ama konu bir yere varmıyor. Zaman geçiyor fakat bir şeylerin ilerlediğini hissedemiyorsunuz.
İlk bakışta buna “huzur” diyebilirsiniz. Ancak orada biraz vakit geçirdiğinizde kelimeler değişiyor. O his huzur olmaktan çıkıyor, ağır bir alışkanlığa dönüşüyor.
Marketlerde de aynı duygu hâkim. Belirgin bir düzen yok. Bazı şeyler çok ucuz, bazıları ise beklenmedik derecede pahalı. Her şey yerli yerinde değil de, sanki her şey biraz yerinden oynamış gibi…
Sokakta yürürken en çok dikkat çeken şey şu: Kimse kimseye çarpmıyor ama kimse de kimseyi gerçekten fark etmiyor. Kalabalık var ama temas yok.
“Kalmak mı, gitmek mi?” — Bir soru değil, bir karar
Ve en net, en keskin soru gençlerin gözlerinde:
“Kalmak mı, gitmek mi?”
Bu soru burada sadece bir düşünce ya da uzak bir ihtimal değil. Hayatın tam merkezinde, somut bir plan gibi konuşuluyor. Çünkü birçok genç için yaşam keskin bir çizgiyle ikiye ayrılmış durumda: Ya burada kalmak ya da bir gün mutlaka gitmek.
Bir yanda tarih, hafıza ve köklü bir geçmiş; diğer yanda iş, gelecek ve koyu bir belirsizlik…
Güzellik, her zaman kolayca yaşamak anlamına gelmiyor.
Mostar Köprüsü’nden ayrılırken zihnimde sadece o büyüleyici manzara kalmıyor. Arkamda şu ağır düşünceyi bırakarak dönüyorum:
Bazı yerler dışarıdan çok güzel görünür. Ama orada yaşamak, görünenden çok daha ağırdır.