Ankara konuşuyor, vatandaş bekliyor
Türkiye yine hızlı bir gündeme sıkışmış durumda.
Ankara’da siyaset her gün yeniden kuruluyor.
Yeni tartışmalar, yeni açıklamalar, yeni hesaplar…
Bir gün kurultaylar konuşuluyor,
ertesi gün ittifak dengeleri,
sonra adaylık senaryoları…
Siyasetin ritmi hızlandı.
Söz çoğaldı.
Açıklamalar sertleşti.
Kulisler hiç susmuyor.
Ama bu hızın dışında kalan bir gerçek var:
Vatandaş aynı yerde duruyor.
Market fiyatlarına bakıyor.
Kirayı hesaplıyor.
Faturayı erteliyor.
Geleceği planlamak yerine günü kurtarıyor.
Ankara’da konuşulanlarla sokakta yaşananlar arasındaki mesafe her geçen gün biraz daha açılıyor.
Siyaset hızlandıkça hayat yetişemiyor.
Bir tarafta ekranlarda bitmeyen tartışmalar,
diğer tarafta sessizce uzayan geçim listeleri…
Oysa siyaset, konuşabildiği kadar değil, dokunabildiği kadar anlamlıdır.
Vatandaş artık kimin ne söylediğini değil,
kendi hayatında neyin değiştiğini soruyor.
Çünkü gündem değişiyor ama yük değişmiyor.
Bir emekli için mesele açıklanan rakamlar değil,
ayın sonunun gelip gelmediği.
Bir genç için mesele siyasi polemikler değil,
gelecek kurup kuramayacağı.
Bir aile için mesele büyük tartışmalar değil,
mutfağın dolup dolmadığı.
Ankara’da ses çok.
Ama bazen en önemli şey eksik kalıyor:
Cevap.
Belki de bugün siyasetin en zor sınavı burada başlıyor:
Kendi gündemini büyütmek değil,
vatandaşın gündemini duymak.
Çünkü bu ülkede seçimleri sadece söylemler belirlemiyor.
İnsanların hayatla kurduğu bağ belirliyor.
Ve o bağ her gün biraz daha zorlanıyor.
Siyaset konuşuyor.
Hayat bekliyor.
Vatandaş izliyor.
Ama en çok da şunu soruyor:
“Bu kadar konuşmanın içinde, benim hayatım nerede?”