Akın Gürlek; İstanbul Cumhuriyet başsavcısı olarak CHP ve BKM iddianamelerininhazırlanmasında da Adalet Bakanlığı görevinde de sorumluluğun zirvesindeki isimdir.
Dönemindeki tablo şudur:
Örgüt suçlaması iddiası var.
Akın Gürlek; İstanbul Cumhuriyet başsavcısı olarak CHP ve BKM iddianamelerininhazırlanmasında da Adalet Bakanlığı görevinde de sorumluluğun zirvesindeki isimdir.
Dönemindeki tablo şudur:
Örgüt suçlaması iddiası var.
Mübarek Ramazan Bayramımız kutlu, mutlu ve hayırlara vesile olsun.
Dini Bayramlarda kapılar çalınır, şekerler uzatılır, gönüller, mesaj yağmuru yaşanır.
Ama bu bayram Türkiye’de sofraya konan ikram değişmiş gibi görünüyor:
10-11 yaşlarında Yassıada zulüm mahkemelerinden başlayarak 12 Eylül, Ergenekon… Balyoz…15 Temmuz… 28 Şubat…56 yıllık meslek hayatımda siyasi ve hukuki birçok dava gördüm.
Ama bir mahkeme salonunda şu tartışmayı ilk kez görüyorum:
Dosyada vekâleti olmayan bir avukatın, avukat sırasına oturma ısrarı.
Türkiye’de hukuk sistemini anlamak için artık anayasa kitaplarını karıştırmak yetmiyor. Siyasi demeç arşivlerini de açmak gerekiyor.
Çünkü bu ülkede bazen mahkeme kararlarını hukukçulardan önce siyasetçilerin sözleri açıklıyor.
Bazen de verilen kararın ne kadar hukuki olduğu değil, kimin işine yaradığı konuşuluyor.
Yalnızca bir meslek günü değildir yarın kutlayacağımız 14 Mart Tıp Bayramı…
Bu tarih Türkiye’de tıp mesleğinin vatan sevgisiyle birleştiği bir semboldür.
1919 yılında İstanbul işgal altındayken, Tıbbiye öğrencileri işgale karşı bir direniş başlattı. O gün genç tıp öğrencileri yalnızca bir meslek onurunu değil, bir milletin bağımsızlık iradesini savunuyordu.
Henüz seçim dahi yokken, henüz resmi aday bile değilken, Ekrem İmamoğlu için 25,5 milyon kişi “cumhurbaşkanı adayımız” diye imza veriyorsa Türkiye siyasetinde yeni bir denklem oluştu demektir.
Bu tabloyu gören herkesin aklına aynı soru geliyor:
Aday olduğunda kaç oy alır?
Dünya haritasına baktığınızda, Orta Doğu’nun cetvelle çizilmiş, sınırlarının aksine, Türkiye ile İran arasındaki o kıvrımlı hat, doğanın bir parçası gibi durur.
Bu hat, sadece dağların zirvelerinden değil, yüzyıllarca süren savaşların, dökülen kanların ve nihayetinde galip gelen sağduyunun içinden geçmiştir.
İlk savaş 1514’te başladı. Yavuz Sultan Selim, sadece bir toprak parçası için değil, İslam dünyasının liderliği ve Anadolu’nun birliği için Şah İsmail’in karşısına dikildi.
Ortadoğu kan gölüne dönmüş durumda. Gazze’de on binlerce insan İsrail’in saldırıları nedeniyle hayatını kaybetti, İran’a saldırılar sürüyor, füze yağmuru bölgeyi sarsıyor. Türkiye’de ise yürütme erkinin başı Amerika’yı eleştiriyor ama Trump’ın adını anmıyor. Oysa yıllarca “dostum Trump” diyerek kurulan yakın ilişki hafızalarda duruyor.
Ortadoğu’nun makus talihi bu; yine savaşın ve yıkımın merkezinde. Uluslararası kuruluşların raporlarına göre büyük bölümü sivillerden oluşan on binlerce insan bombardımanlarda öldü. Bölge harabeye döndü.
Ortadoğu’nun başka bölgelerinde de çatışmalar büyüyor. İran’a yönelik saldırılar, İsrail’in operasyonları ve karşılıklı füze atışları bölgeyi bir ateş çemberine sürüklüyor. Her gün televizyon ekranlarında yeni füze görüntüleri izleniyor.
Dünya sahnesinde bugünlerde yine aynı kanlı senaryo vizyonda.
Trump ve Netanyahu, "İran nükleer silah yapacak, dünyayı vuracak" çığlıkları atıyor. Oysa gerçek rakamlar, kimin kimi vurduğunu ve asıl tehdidin nerede olduğunu "tokat gibi" yüzlerine çarpıyor.
Nükleer terazi kimin lehinde?
Dünyanın Tek Hakimi ABD mi?
Ortadoğu’da savaş çoktan başladı. İsrail İran’ı vuruyor. İran misilleme yapıyor. Füzeler havada, şehirler alarmda.
Dünya ise televizyon ekranlarından ve sosyal medyadan bu savaşı canlı yayınlarda naklen izliyor.
OTOMATİK- VERGİMATİK
Türkiye’de otomobil sahibi olmak, sadece bir araç satın almak değildir. Maliye bakanlığının bütçesine direksiyon kırmaktır.
Bu araçta sadece siz ve aileniz yoksunuz.
“Aracın var mı? Derdin var: Devlete pay, şirkete kâr, millete kazık…” 9 Şubat 2026 tarihli yazımda bu başlığı attığımda, meselenin sadece bir muayene sırası olmadığını, sistemin vatandaş için bir sömürü çarkına dönüştüğünü vurgulamıştım.
İYİ Parti Milletvekili Turhan Çömez, Meclis Genel Kurulu’nda TÜVTÜRK hakkında yaptığı konuşmada özetle şunları söyledi:
“Peki, bu kurumun fiyatları nedir? Ben buraya gelmeden önce, Sayın Başkan belki ilginizi çeker diyerek göstermek istiyorum: İngiltere’den fiyat aldım; 30 pound. İngiltere’de araç muayenesi 30 pound, yani yaklaşık 800 lira. Asgari ücretin 120 bin lira olduğu bir ülkede araç muayenesi 800 lira iken, bu TÜVTÜRK’ün soygun düzeninde fiyatlar 4.000-4.500 lira civarında seyrediyor.
TELE1 TV'de 14 Mayıs 2023’te yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası 6 Haziran 2023’te konuk olduğum Gökmen Karadağ’ın programında Mehmet Şimşek’in başarılı olamayacağını değerlendirmiştim.
O gün ne söyledim? Bugün ne oldu?
Haydi önce o sözlerimi hatırlayalım:
CHP YSK Temsilcisi Mehmet Hadimi Yakupoğlu bana gönderdiği mesajda, “Sayın Sadi Güven’in yedi yıllık Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı döneminde gerçekleşti ve kendisine teşekkürlerimi sunuyorum” diyor ve 16 Nisan 2017 halk oylaması ile 6 Mayıs 2019’da Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasının iptalini “unutamadığını” vurguluyor.
Yakupoğlu’nun unuttuğu eksikleri de ben tamamlayayım ama unutamadığımı değil, şiddetle kınadığımı söyleyeyim.
Kınama nedenim Sadi Güven döneminde Türk siyasi hayatının kaderini değiştirecek şu YSK kararlardır.
İçişleri ve Adalet Bakanlarının değişimi sonrası, Kasım 2027’de erken seçimi ve ekonomik krizin etkisini düşünen Erdoğan’ın hazırlıklarına Haziran 2026’de başlayacağı, 5 bakanını da bu tarihten önce affedeceği iddiası kulislerde yüksek sesle konuşuluyor.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, yıllardır Türkiye ekonomisinin rotasını kendi belirlediği üç cümleyle çiziyor:
Bu üç cümle, son 23 yılın sadece ekonomi politikasını değil, Türkiye’nin mali çöküşünün de şifreleri oldu.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı görevinden sonra AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tensipleriyle Adalet Bakanı olan Akın Gürlek, A Haber’de “adalet yolunda millete hizmet” edeceğini söyledi.
86 milyon vatandaşın Adalet Bakanı olduğunu vurgulayan Gürlek, dedi ki:
“Bu makamın sahibi değil, emanetçisiyim. Adalet, devletin namusudur. Zedelendiği yerde güven sarsılır; güven sarsılırsa kamu düzeni bozulur. Ben bir siyasi kimliğin dışında, adalet ihtiyacı olan 86 milyon vatandaşımızın yanındayım; onların bakanıyım. Adalet ihtiyacı olan kim varsa, haktan, hukuktan yana bir mağduriyeti olan hangi vatandaşımız varsa benim kapım herkese açık, her siyasi partiye açık. Ben Türkiye’nin Adalet Bakanıyım. 86 milyon vatandaşımızın hak ve hukuk sorunlarını dinlemek için bu göreve atandım.”
Türk siyasetçiler seçildikleri partiden istifa edip bir başka partiye geçmesi, kamuoyunda sıklıkla etik tartışmaları beraberinde getirse de meselenin kökenleri çok daha derin sosyolojik ve kurumsal temellere dayanmaktadır.
Türkiye’deki sorunun dört temel nedeni var:
Siyaset sosyolojisi açısından Türkiye’de parti değiştirme sorununun ana kaynağı, siyasi partilerin kurumsallaşma düzeyinin zayıflığıdır.
Ankara’da bir araç muayene istasyonunda yaşanan tartışma, polis memuru Melih Okan Keskin’in ölümüyle sonuçlandı. Keskin ailesine ve kahraman polislerimize sabır diliyorum. Melih kardeşimizin mekânı cennet olsun.
Milletimizi üzen bu trajik ölüm, yıllardır konuşulan ama bir türlü tartışmanın merkezine oturmayan bir soruyu yeniden gündeme getirdi:
Araç muayene ücretleri ve tekelleşme…
Dünyanın enerji kaynaklarının yağmalanmasında devletlerin kavgası ve iş birlikleri tüm hızıyla sürerken; Türkiye, Mısır’dan çok çarpıcı bir şekilde, başta "veterinerlik, bitki karantinası ve spor" olmak üzere sadece 7 anlaşmayla döndü.
Anlaşıldı ki; Türkiye’nin “Mavi Vatan” stratejisi Akdeniz'in derin sularına gömüldü…
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, dün Kahire’deki Al-İttihadiye Sarayı'nda bir araya gelerek “Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi” toplantısına başkanlık ettiler.
CHP tarihi, aslında bir bakıma "kopuşların" ve "iç hesaplaşmaların" tarihidir.
İsmet Paşa’nın "4’lü Takrir" sonrası partiden kopardığı Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuad Köprülü, Refik Koraltan’ın Demokrat Parti’yi kurmasıyla başlayan bu süreç; CHP’nin genetik koduna işlenmiş lanet bir "kardeş kavgası" gibi bugün de devam ediyor.
1967’de Turhan Feyzioğlu’nun 76 milletvekiliyle kopup Güven Partisi’ni kurması, CHP’nin "Ortanın Solu" tartışmalarıyla nasıl sarsıldığının ilk büyük örneğiydi.
Televizyon haberlerini izlerken medyaya düşen haberlerin satır aralarını okurken şunu düşünüyorum:
Nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan Türk halkı, neden vicdanını kaybetti?
Gazetecilik hayatım boyunca çok devir gördüm ama bugünkü toplumsal erozyon, bugünkü ahlaki iflas beni gerçekten dehşete düşürüyor.
“Düşman hukuku” dediğimiz şey, bir kanun adı değildir. Bir teşhistir. Hukukun, kimi zaman “vatandaş” için değil, “düşman” olarak görülen kişi için çalıştırıldığına dair bir giderek yaygınlaşan bir teşhistir.
Literatürde bu kavram “düşman ceza hukuku” olarak anılır.
Kavramı sistematik biçimde ortaya koyan isim Alman ceza hukukçusu Günther Jakobs’tur.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat yaptığım söyleşide; Erdoğan’ın yeniden adaylık hesaplarından Bilal Erdoğan ihtimaline, anayasa değişikliği tartışmalarından DEM Parti’nin tutumuna, yoksulluk üzerinden yürütülen sosyal yardım politikalarına kadar pek çok başlıkta net ve sert değerlendirmeler yaptı. Karabat’a göre Türkiye’nin sorunu yeni bir anayasa değil; yoksulluğu kalıcı halegetiren ve cumhuriyetin temel değerlerini aşındıran AKP’nin iktidar anlayışıdır.
Soru: Bilal Erdoğan’ın öne çıkmasını, cumhurbaşkanı adaylığı ihtimalini, Kasım 2027 ya da daha erken bir seçim olasılığı çerçevesinde nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yeniçağ Gazetesi’nde 14 Mart 2023’te “Bir düşman ceza hukuku” başlığı ile yayınlanan yazımın tamamını bu yazımın sonuna koydum. Önemli bölümünü hatırlatarak başlayalım.
“Ankara 11’inci Asliye Ceza Mahkemesince 31 Mayıs 2021’de ‘beraat’ kararı verdi…
Bu karara karşı savcı ve katılanlar istinaf başvurusu yaptı.