Yıllardır her önüme gelen teknoloji uzmanına, siber güvenlikçiye hep aynı soruyu sorarım:
“Amerika günün birinde canı sıkılsa, internetin fişini çekip dünyayı teslim alabilir mi?”
Öyle müthiş bir haber okudum ki sorumun yanıtı ortaya çıktı.
Yıllardır her önüme gelen teknoloji uzmanına, siber güvenlikçiye hep aynı soruyu sorarım:
“Amerika günün birinde canı sıkılsa, internetin fişini çekip dünyayı teslim alabilir mi?”
Öyle müthiş bir haber okudum ki sorumun yanıtı ortaya çıktı.
17 Haziran 2015’te 90 yaşında hayatını kaybeden Türkiye Cumhuriyeti'nin 9. Cumhurbaşkanı, Türk siyasetinin en renkli, en dirayetli ve hem de en tartışmalı isimlerinden biri olan Süleyman Demirel'in vefatının 10. yıl dönümü.
1 Eylül 1969'da gazeteciliğe ilk adımımı attım.
Aradan geçen 56 yılı aşkın meslek hayatımda 8 Cumhurbaşkanı, 15 Başbakan gördüm.
Ankara'daki gençlik yıllarımızdan, parkelerdeki o heyecan dolu basketbol maçlarımızdaki rakibim olan değerli kardeşim İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu, 13 beyaz et üreticisine "denetim kayyumu" atanmasına şöyle isyan etti:
"Türk devlet geleneğinde mülkiyet hakkına saygı esastır. Siz kovboy değilsiniz, burası da Teksas değil!"
Müsavat Başkan: Kusura bakma ama "Kovboy ve Teksas" benzetmene itirazım var. Yasama, yürütme ve yargıyı tek adamda toplayan ucube tek adam rejimi "Şerif yetkileri" ile donatıldı.
CHP Sözcüsü Müslim Sarı’nın, Özgür Özel’in “A Takımı” olan 9 milletvekili; Ali Mahir Başarır, Gökhan Günaydın, Özgür Karabat, Veli Ağbaba, Burhanettin Bulut, Ensar Aytekin, Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Umut Akdoğan, Turan Taşkın Özer hakkında tedbirli olarak kesin çıkarma cezası istemiyle Yüksek Disiplin Kurulu'na (YDK) sevk kararını duyurması sadece bir başlangıçtı.
Kemal Kılıçdaroğlu, bu 9 milletvekilinin ardından önce “2. İhraç Dalgası” hazırlığında. İhraçların dalga, dalga süreceği CHP kulislerinde ifade ediliyor
CHP Genel Merkez Yönetimi, Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ve 8 tutuklu belediye başkanı hakkında “disiplin suçu” çalışması başlatıldı.
Türk siyasi tarihi çok kırılma, çok garabet gördü.
Darbelerle; çok üzücü idamlar yaşandı, partiler kapatıldı, liderler yasaklandı
Tekrar tekrar demokrasiye dönüldü.
Koç Holding 100. Yıl toplantısında o koltukta otururken, yüzünüzde mutlulukla uzanıp iki elinizle birden kavradığınız, o sımsıkı sarıldığınız el var ya...
İşte o elin kime ait olduğunu ve siyasi olarak Türkiye’nin bugünkü durumunun sorumlularından biri olduğunu gerçekten bilmiyor musunuz Sayın Özgür Özel?
Siz o anı siyasette bir "yumuşama" ya da "normalleşme" fotoğrafı sanıyorsanız çok ama çok yanılıyorsunuz.
Şampiyonluklar için bir oy bir başkan
Bugün günlerden Fenerbahçe...
Sarı-lacivert sevdaya gönül vermiş, uykusuz geceler geçirmiş, haksızlıklara karşı göğsünü siper etmiş her bir Fenerbahçelinin kader seçimi bugün...
Türkiye’de siyasi hafıza, ne yazık ki sadece dünü hatırlayacak kadar sığ, bugünün gürültüsünde kaybolacak kadar zayıftır.
Ana muhalefet partisi CHP, Bölge Adliye Mahkemesi’nin (BAM) 38. Olağan Kurultay’a dair verdiği “Mutlak Butlan” kararıyla kelimenin tam anlamıyla çalkalanıyor.
Parti barut fıçısı, yandaş medya ise adeta bayram havasında.
Türk siyaseti uzun süredir kurumların işlevsizleştirildiği, Anayasa kurallarının kişilere göre esnetildiği ve nihayetinde "siyasetin tamamen sıfırlandığı" karanlık bir dehlize doğru sürükleniyor.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) yaşanan son "mutlak butlan" krizi ve ardından başlayan kavga, ne yazık ki bu sürüklenişi hızlandırmaktan başka bir işe yaramıyor.
Bugün gelinen noktada, CHP’lilere, mevcut ve eski genel başkanlarına çok net, çok yalın bir gerçeği anımsatmak ve sorular sormak gerekiyor.
Kurban Bayramı; barışın, kardeşliğin, küskünlerin barışıp el sıkıştığı, toplumun her kesiminin birbiriyle helalleştiği mukaddes bir zamandır.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Merkezi koridorlarında yaşanan olaylar neticesinde CHP Genel Merkezi, ne yazık ki basına yönelik çirkin bir fiziki müdahale ve hakaret sözleriyle çalkalandı.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun binaya girişi sırasında, yakın koruma ekibinin yarattığı arbedede, kamera ve cep telefonlarının önü kapatıldı, gazeteciler tartaklandı.
Türk siyaseti, tarihin en ironik ve bir o kadar da düşündürücü günlerinden birini yaşıyor.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) yaşanan "mutlak butlan" sonucu Kemal Kılıçdaroğlu ve eski Parti Meclisi ile Başkanlık Divanı yargı kararı ile göreve döndü.
Kılıçdaroğlu ve kadrosu “Olağanüstü Kurultay” için yol haritasını, “yargının tedbir kararı” ile “Yargıtay kararı” sonrasına bıraktıklarını açıkladılar.
Kurban Bayramı'nın birinci gününü bugün idrak ediyoruz.
Bayramlar; bir toplumun ortak sevincini, yardımlaşma duygusunu ve kardeşlik hukukunu tazelediği, dargınlıkların unutulduğu kutsal zamanlardır.
Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, "Bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez" diyerek işaret ettiği o birlik ve beraberlik ruhu, milletimizin en büyük gücüdür.
Bugün CHP çevrelerinden yükselen itirazlara bakıyorum; “Yargı siyasete müdahale ediyor.”
“Delege iradesi yok sayılıyor”, “Mahkemeler siyasi karar veriyor”, “Parti içi demokrasi yargıyla dizayn edilemez” diyorlar.
Peki aynı Türkiye’de, aynı tartışmalar 2016 yılında MHP’de yaşanırken kim ne yaptı?
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), tarihinin en kritik dönemlerinden birini yaşarken, gündemini yine kendi içindeki "arınma" tartışmalarına hapsetmiş durumda.
Eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile mevcut Genel Başkan Özgür Özel arasındaki söz düellosu, partinin enerjisini içe dönük bir polemik sarmalına sokuyor.
Oysa Türkiye’nin önünde devasa bir "arınma" sorunu duruyor: Ucube Tek Adam Rejimi.
Hayır yüreklere sığdırılamayacak kadar büyük bir iradedir.
19 Mayıs’tı. Türk milletinin küllerinden yeniden doğduğu, emperyalizme "hayır" diyerek bağımsızlık meşalesini Samsun’dan yaktığı o büyük günün 107. yıl dönümü.
Ancak bu sene de gördük ki; bayramlarımız, iktidarın tepesinden gelen bir emirle, adeta bir "yasaklılık" psikolojisiyle, ruhundan arındırılmış, protokolün kara duvarlarına hapsedilmiş durumda.
Dünya, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla tarihin en büyük enerji ve ekonomi krizlerinden birinin eşiğine gelmiş durumda. Amerika ve İsrail’in pervasızca başlattığı "İran’ı dize getirme" operasyonu, şimdilik tam tersi bir restle, hatta devasa bir fiyasko ile sonuçlandı. Tahran yönetimi teslim olmak bir yana, küresel ticaretin şah damarını keserek hem Donald Trump’ı hem de Binyamin Netanyahu’yu kelimenin tam anlamıyla köşeye sıkıştırdı.
Peki, "dünya devi" olduğunu iddia eden Amerika’nın lideri bu sert jeopolitik gerçeklik karşısında ne yapıyor?
Tabii ki en iyi bildiği işi: Sosyal medyada algı kurgulamayı. Ancak bu sefer baltayı taşa vurmakla kalmamış, teknolojinin nimetlerini kendi cehaletine alet etmiş. Trump, sosyal medya hesabından yapay zekâyla üretilmiş bir görsel paylaştı. Üzerinde iddialı bir slogan:
Zikrullah Erdoğan’ın 33 yaşında Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Tedarik Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne atanması, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) kurumsal yapısı ve liyakat tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Muhalefetten "33 Yaş" Vurgulu Tepkilerin bazıları şöyle:
Cumhuriyet Halk Partisi:
Türkiye kendi insan gücünün ve uluslararası değerlerinin büyüklüğünü görmekte gecikiyor.
Öyle kıymetli insanlarımız var ki dünya konuşuyor, uluslararası bilim çevreleri ayakta alkışlıyor…
Bir dava açılıyor… Toplum önce şunu soruyor:
İşte tehlike burada başlıyor.
Çünkü hukuk devletlerinde insanlar mahkeme salonlarına güven duyar.
Sivil haklar ve özgürlük lideri Martin Luther King der ki:
Merhum Başbakan Bülent Ecevit der ki;
Türkiye demokrasiden, monokrasiye geçerek yol ayrımı yaşadı.
Milli Nizam Partisi (MNP) 26 Ocak 1970'te Prof. Dr. Necmettin Erbakan liderliğinde kuruldu. Ancak 20 Mayıs 1971'de Anayasa Mahkemesi tarafından laiklik ilkesine aykırı faaliyetleri gerekçesiyle kapatıldı.
Milli Selamet Partisi kuruldu.
1995 seçiminde Prof. Dr. Necmettin Erbakan liderliğindeki Refah Partisi, yüzde 21,38 oy ve 158 milletvekili ile birinci parti oldu. Erbakan ve Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Tansu Çiller ile 28 Haziran 1996'da Refah-Yol Hükümeti’ni kurdular. Erbakan, başbakanlığı Çiller'e devretmek amacıyla 18 Haziran 1997'de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e istifasını sundu. Cumhurbaşkanı Demirel hükûmeti kurma görevini Çiller'e değil, ANAP lideri Mesut Yılmaz'a verdi.
Bir ülkenin geleceği sadece ekonomisiyle değil, o ülkenin insanlarını sağlıkla uzun yıllar yaşatacak hekimlerin nitelikli olarak nasıl yetiştiğiyle de ölçülür.
Ancak gelinen noktada görüyoruz ki sağlığımız da ranta kurban ediliyor.
Hasta mı, müşteri mi?
Tarih bir bütündür ve asla unutmaz.
Özgür bir gazeteci olarak, tarihin sadece işimize gelen sayfalarını değil, her satırını okumak ve hatırlatmak zorundayız.
Eğer bugünkü "seçim mühendisliğini" eleştiriyorsak, bu mühendisliğin "ilk hatalı düğmesini" de ıskalamamalıyız. Okurlarımız "Hoca bunu sakladı mı?" demesin. Saklamayız, saklayamayız. Çünkü gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.
Fenerbahçe futbol takımı, tarihinin en karanlık, en plansız ve taraftarını en çok kahreden döneminden geçiyor.
Galatasaray yenilgisinden sonra şampiyonluğun bir kez daha avucumuzun içinden uçup gitmesinin ardından kulüpten yapılan o resmi açıklama aslında "perşembenin gelişinin çarşambadan belli olduğunun" tesciliydi:
Peki, biz bu noktaya nasıl geldik? Hatırlayalım...