Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterinin düştüğü 25 Mart 2009'dan bu yana tam 17 yıl geçti...
17 yıl boyunca Türkiye'nin önemli bir bölümü şu soruyu sordu:
Kaza mı?
Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterinin düştüğü 25 Mart 2009'dan bu yana tam 17 yıl geçti...
17 yıl boyunca Türkiye'nin önemli bir bölümü şu soruyu sordu:
Kaza mı?
NATO: Dünyanın en büyük askerî ittifakı...
Kuruluş amacı ne?
Savaş çıkarmak mı?
Palavra... Palavra... Palavra...
Son günlerde Ankara'dan Washington'a uzanan diplomasi trafiğini izlerken aklıma hep bu şarkının nakaratı geliyor.
Çünkü verilen sözler çok, övgüler çok, vaatler çok... Peki ya sonuç?
Biz yine yanlış yere bakıyoruz...
Donald Trump'ın;
Kendi suyunu...
Bizim güzel Türkçemizin o meşhur, taş gibi oturan bir deyimi vardır:
“NATO kafa, NATO mermer…”
Hani birine derdini kırk kere anlatırsın da lafın geçeceği bir milimlik yer bulamazsın ya, tam öyle durumlar için söylenmiştir.
Bizim Temel’e sormuşlar:
Yahu Temel, dünyada anlatılması en zor şey nedir?
Temel içini çekmiş, kafasını sallamış:
“NATO + ABD: Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık” başlıklı yazım 29 Haziran 2026’da yayınlandıktan sonra, Dünya Medeniyetleri Girişimi Araştırma Merkezi (DÜNYA-MER) ev sahipliğinde düzenlenen "Dünyada Güvenlik ve NATO Konferansı" dikkat çeken konuşmalara sahne oldu.
Ulusal Kanal TV yayınında CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu’nu izledim.
NATO'nun kuruluş dönemindeki ideolojik kutuplaşmanın büyük ölçüde sona erdiğini belirten Kuşoğlu dedi ki;
Türkiye’nin NATO ve ABD ile olan ilişkileri hiçbir zaman pürüzsüz bir ortaklık zemininde yürümedi. Ancak son yıllarda yaşanan gelişmeler, müttefiklik maskesinin altındaki o soğuk, hesapçı ve ikiyüzlü çehreyi hiç olmadığı kadar berrak bir şekilde gözler önüne seriyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın meydanlarda göğsünü gere gere söylediği "Türkiye, NATO’nun en güçlü, en kritik üyesidir." sözü dillere pelesenk oldu. Madem ittifakın doğu sınırındaki en büyük kalesiyiz, o hâlde sormak gerekir:
Neden kendi paramızla Patriot hava savunma füzesi almak istediğimizde Washington engeline takılıyoruz? Neden parasını peşin ödediğimiz ortak üretim programı F-35’ten hukuksuzca dışlanıyoruz? Neden hava kuvvetlerimizin omurgasını koruyacak F-16 modernizasyon kitlerini bile binbir diplomatik talebimize karşın vermiyorlar?
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na göre Cumhurbaşkanı seçimi için aranan oranlar ve kurallar özetle şöyle hükme bağlanmıştır:
MADDE 101:
Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.
CHP Meclis Grup Başkanı Özgür Özel dün gerçekleştirdiği TBMM grup konuşmasında dedi ki:
“Ya bir yol bulacağız, ya bir yol açacağız”
Haydi bu yollara bakalım…
Geçtiğimiz günlerde Saadet Partisi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen kritik toplantının ardından objektiflere yansıyan bu fotoğraf karesi şu soruyu gündeme getirdi:
Bu fotoğraftan cumhurbaşkanı adayı çıkar mı?
Türk siyasetinin muhafazakar kanadındaki arayışları ve geçmişin büyük hesaplaşmalarını yeniden önümüze serdi.
Yıllardır her önüme gelen teknoloji uzmanına, siber güvenlikçiye hep aynı soruyu sorarım:
“Amerika günün birinde canı sıkılsa, internetin fişini çekip dünyayı teslim alabilir mi?”
Öyle müthiş bir haber okudum ki sorumun yanıtı ortaya çıktı.
17 Haziran 2015’te 90 yaşında hayatını kaybeden Türkiye Cumhuriyeti'nin 9. Cumhurbaşkanı, Türk siyasetinin en renkli, en dirayetli ve hem de en tartışmalı isimlerinden biri olan Süleyman Demirel'in vefatının 10. yıl dönümü.
1 Eylül 1969'da gazeteciliğe ilk adımımı attım.
Aradan geçen 56 yılı aşkın meslek hayatımda 8 Cumhurbaşkanı, 15 Başbakan gördüm.
Ankara'daki gençlik yıllarımızdan, parkelerdeki o heyecan dolu basketbol maçlarımızdaki rakibim olan değerli kardeşim İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu, 13 beyaz et üreticisine "denetim kayyumu" atanmasına şöyle isyan etti:
"Türk devlet geleneğinde mülkiyet hakkına saygı esastır. Siz kovboy değilsiniz, burası da Teksas değil!"
Müsavat Başkan: Kusura bakma ama "Kovboy ve Teksas" benzetmene itirazım var. Yasama, yürütme ve yargıyı tek adamda toplayan ucube tek adam rejimi "Şerif yetkileri" ile donatıldı.
CHP Sözcüsü Müslim Sarı’nın, Özgür Özel’in “A Takımı” olan 9 milletvekili; Ali Mahir Başarır, Gökhan Günaydın, Özgür Karabat, Veli Ağbaba, Burhanettin Bulut, Ensar Aytekin, Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Umut Akdoğan, Turan Taşkın Özer hakkında tedbirli olarak kesin çıkarma cezası istemiyle Yüksek Disiplin Kurulu'na (YDK) sevk kararını duyurması sadece bir başlangıçtı.
Kemal Kılıçdaroğlu, bu 9 milletvekilinin ardından önce “2. İhraç Dalgası” hazırlığında. İhraçların dalga, dalga süreceği CHP kulislerinde ifade ediliyor
CHP Genel Merkez Yönetimi, Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ve 8 tutuklu belediye başkanı hakkında “disiplin suçu” çalışması başlatıldı.
Türk siyasi tarihi çok kırılma, çok garabet gördü.
Darbelerle; çok üzücü idamlar yaşandı, partiler kapatıldı, liderler yasaklandı
Tekrar tekrar demokrasiye dönüldü.
Koç Holding 100. Yıl toplantısında o koltukta otururken, yüzünüzde mutlulukla uzanıp iki elinizle birden kavradığınız, o sımsıkı sarıldığınız el var ya...
İşte o elin kime ait olduğunu ve siyasi olarak Türkiye’nin bugünkü durumunun sorumlularından biri olduğunu gerçekten bilmiyor musunuz Sayın Özgür Özel?
Siz o anı siyasette bir "yumuşama" ya da "normalleşme" fotoğrafı sanıyorsanız çok ama çok yanılıyorsunuz.
Şampiyonluklar için bir oy bir başkan
Bugün günlerden Fenerbahçe...
Sarı-lacivert sevdaya gönül vermiş, uykusuz geceler geçirmiş, haksızlıklara karşı göğsünü siper etmiş her bir Fenerbahçelinin kader seçimi bugün...
Türkiye’de siyasi hafıza, ne yazık ki sadece dünü hatırlayacak kadar sığ, bugünün gürültüsünde kaybolacak kadar zayıftır.
Ana muhalefet partisi CHP, Bölge Adliye Mahkemesi’nin (BAM) 38. Olağan Kurultay’a dair verdiği “Mutlak Butlan” kararıyla kelimenin tam anlamıyla çalkalanıyor.
Parti barut fıçısı, yandaş medya ise adeta bayram havasında.
Türk siyaseti uzun süredir kurumların işlevsizleştirildiği, Anayasa kurallarının kişilere göre esnetildiği ve nihayetinde "siyasetin tamamen sıfırlandığı" karanlık bir dehlize doğru sürükleniyor.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) yaşanan son "mutlak butlan" krizi ve ardından başlayan kavga, ne yazık ki bu sürüklenişi hızlandırmaktan başka bir işe yaramıyor.
Bugün gelinen noktada, CHP’lilere, mevcut ve eski genel başkanlarına çok net, çok yalın bir gerçeği anımsatmak ve sorular sormak gerekiyor.
Kurban Bayramı; barışın, kardeşliğin, küskünlerin barışıp el sıkıştığı, toplumun her kesiminin birbiriyle helalleştiği mukaddes bir zamandır.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Merkezi koridorlarında yaşanan olaylar neticesinde CHP Genel Merkezi, ne yazık ki basına yönelik çirkin bir fiziki müdahale ve hakaret sözleriyle çalkalandı.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun binaya girişi sırasında, yakın koruma ekibinin yarattığı arbedede, kamera ve cep telefonlarının önü kapatıldı, gazeteciler tartaklandı.
Türk siyaseti, tarihin en ironik ve bir o kadar da düşündürücü günlerinden birini yaşıyor.
Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) yaşanan "mutlak butlan" sonucu Kemal Kılıçdaroğlu ve eski Parti Meclisi ile Başkanlık Divanı yargı kararı ile göreve döndü.
Kılıçdaroğlu ve kadrosu “Olağanüstü Kurultay” için yol haritasını, “yargının tedbir kararı” ile “Yargıtay kararı” sonrasına bıraktıklarını açıkladılar.
Kurban Bayramı'nın birinci gününü bugün idrak ediyoruz.
Bayramlar; bir toplumun ortak sevincini, yardımlaşma duygusunu ve kardeşlik hukukunu tazelediği, dargınlıkların unutulduğu kutsal zamanlardır.
Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, "Bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez" diyerek işaret ettiği o birlik ve beraberlik ruhu, milletimizin en büyük gücüdür.
Bugün CHP çevrelerinden yükselen itirazlara bakıyorum; “Yargı siyasete müdahale ediyor.”
“Delege iradesi yok sayılıyor”, “Mahkemeler siyasi karar veriyor”, “Parti içi demokrasi yargıyla dizayn edilemez” diyorlar.
Peki aynı Türkiye’de, aynı tartışmalar 2016 yılında MHP’de yaşanırken kim ne yaptı?