Yeni Parti ve Özerk Kürdistan

Orhan Uğuroğlu

Orhan Uğuroğlu

Yazar
Tüm Yazıları

Özgür Özel ve beraberindeki 90 milletvekili, Cumhuriyet Halk Partisi'nden (CHP) e-Devlet üzerinden istifa ederek YENİ Parti'yi kurdu.

CHP’li Bülent Kuşoğlu’nun açıklamaları sonrası CHP ve Yeni parti programlarını karşılaştırdığımda aralarında çok önemli bir fark olduğunu belirledim.

Yeni Parti programında yer alan “özerklik” bölümünün Öcalan’ın “Demokratik Özerklik” talebi ile örtüşmesi çok dikkat çekicidir.

  • Öcalan diyor ki;

“Demokratik özerklik, ulus-devleti reddetmeyen ama onu sınırlandıran, kendi öz yönetimine sahip, ulus-devlet içinde kendi sivil meclislerini, öz savunmasını, sosyoekonomik ve kültürel kurumlarını inşa eden demokratik bir yönetim biçimidir.

Demokratik özerklik, merkezi devletin yetkilerinin yerele devredilmesinden ibaret basit bir belediye reformu değildir. Toplumun kendi kendini yönetme hakkının meclisler, komünler ve kooperatifler temelinde organize olmasıdır.

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı olumlu bir adımdır ancak Kürt sorununun çözümü için tek başına yeterli olamaz. Sadece idari ve mali özerklik, sorunun özünü oluşturan kimlik, kendi kendini yönetme ve öz savunma ihtiyacını karşılamaz.”

  • Yeni Parti programında yer alan bölümler ise şöyle:

“Kürtlerin ‘benim sorunum var’ dediği her alan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ve siyasetinin ortak sorunudur. Kürt sorunu, bir güvenlik meselesi değil; demokrasi, insan hakları ve adil paylaşım meselesidir. Çözüm ancak meşru parlamenter zeminde, Meclis çatısı altında ve tüm toplumsal kesimlerin rızasıyla mümkündür.

Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi ve ortak dili Türkçedir. Ancak bir halkın ana dili onun varlık gerekçesi ve kimliğidir.

Eğitim sistemimizde ana dilin öğrenilmesi, kamusal alanda kullanılması ve ana dilde eğitimin önündeki pedagojik ve yasal engellerin aşılması için uluslararası standartlara uygun reformlar hayata geçirilecektir.

Yerel yönetimlerin idari ve mali özerkliği güçlendirilecek; yerel idarelerin yetki, görev ve öz kaynakları genişletilecektir. Türkiye'nin taraf olduğu Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'na konulan coğrafi ve idari çekinceler kaldırılarak tam olarak uygulanması sağlanacaktır.

Seçmen iradesini yok sayan, merkezi idarenin vesayetini güçlendiren kayyum uygulamalarına derhal son verilecek; Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı üzerindeki çekinceler gözden geçirilerek yerel demokrasiler güçlendirilecektir.”

“Özerk Kürdistan” mı?

Yeni Parti programında hedeflenen “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı” çok önemlidir.

Önemini anlatmak için bu sözleşme sonrası yaşanan siyasi tartışmaları da hatırlatmam gerekir.

Avrupa Konseyi tarafından 1985 yılında kabul edilen ve yerel yönetimlerin yönetsel, mali ve hukuki özerklik ilkelerini uluslararası güvenceye bağlayan bu sözleşmenin temel amacı şudur:

Yerel makamların merkezi idarenin müdahalesi olmaksızın yetkilerini serbestçe kullanabilmelerini teminat altına almak.

Türkiye, Özerklik Şartı’nı 21 Kasım 1988 tarihinde imzalamış, 8 Mayıs 1991 tarihli ve 3723 sayılı kanunla onaylamıştı.

Türkiye, Özerklik Şartı çerçevesinde 30 paragrafından 10 maddede yer alan toplam 11 paragrafa çekince (şerh) koyarak bunları onay kapsamı dışında bırakmıştı.

O tarihte Strasbourg’daki bu anlaşmayı imzalayan hangi hükümetti hatırlatayım.

Anavatan Partisi (ANAP) tek başına iktidardaydı.

46. Türkiye Hükûmetinin Başbakanı: Turgut Özal, Cumhurbaşkanı: Kenan Evren’di.

Sözleşme, TBMM’de 3723 sayılı Kanun ile 8 Mayıs 1991 tarihinde kabul edilerek resmen onaylandı.

İktidarda yine tek başına: ANAP vardı.

47. Türkiye Hükûmetinin Başbakanı, Yıldırım Akbulut, Cumhurbaşkanı, Turgut Özal’dı…

Yukarıda madde madde koyduğum şerhleri koyan da ANAP iktidarıydı.

  • Turgut Özal ve Kürdistan

8. Cumhurbaşkanı Özal 1988-1991 döneminde 1988 Halepçe Katliamı ve 1991 Birinci Körfez Savaşı sırasında Irak'tan kaçan yüz binlerce Kürt sığınmacının Türkiye'ye sığınması sürecinde Batılı devletlerin "Kürt sorunu ve insan hakları" konusundaki tutumlarına karşı çok sert tepki göstermişti:

BBC ve İngiliz basınına konuşan Özal, İngiltere’nin Türkiye’yi sürekli eleştirmesine fakat mültecileri kabul etmemesine tepki göstererek şunları söylemişti:

"Eğer Kürtlerle bu kadar yakından ilgiliyseniz, insan haklarını bu kadar çok düşünüyorsanız ve onlar için bu kadar endişeleniyorsanız; bu insanları neden İngiltere’ye kabul etmiyorsunuz?

İngiltere büyük bir ülke. Alın bu insanları Falkland Adaları'na yerleştirin! Orada rahat rahat yaşasınlar."

4 Mart 1993’te Star TV Ankara temsilcisi olarak başdanışman Can Pulak’ın davet ettiği gazetecilerle Çankaya Köşkündeki basın toplantısına katıldım.

Gazeteci Cengiz Çandar’ın sorusuna Özal şu çarpıcı açıklamayı yaptı.

"Türkiye’de her şey konuşulabilmeli. Federasyon da dahil olmak üzere her çözüm şekli tartışılmalıdır. Konuşmaktan korkmamak lazım. Güçlü devletler bu tür tartışmalardan çekinmezler.

Bakın geçmişimize, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kürdistan eyaleti de vardı, Lazistan eyaleti de vardı. Osmanlı bu geniş coğrafyayı eyalet sistemiyle yönetti."

Ben de hemen soruyu patlatmıştım:

Osmanlı Devleti parçalandı, işgale uğradı. Türkiye için bölünme tehlikesi olmaz mı?

Özal bu soruma, “konuşmakla parçalanma olmaz…” diye çok kısa yanıt verdi.

Cengiz Çandar’ın Çankaya Köşkü’ndeki o toplantıda sorduğu sorunun arkasında, kamuoyunun o günlerde bilmediği çok kritik bir diploması trafiği yatıyordu.

Çandar, merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın bilgisi ve yönlendirmesi dâhilinde 1992’nin Ağustos ayında ve 1993 yılının Mart ayı başlarında Lübnan’a giderek Abdullah Öcalan ile yüz yüze görüşmüştü.

Bu temaslar, PKK’nın 17 Mart 1993’te ilan edeceği ilk tek taraflı ateşkesin zeminini hazırlamak ve Özal ile Öcalan arasındaki dolaylı mesaj trafiğini yürütmek amacını taşıyordu.

Dolayısıyla 4 Mart 1993 günü Çankaya Köşkü’nde katıldığımız o basın söyleşisinde Sabah gazetesinde başyazar / köşe yazarı Cengiz Çandar’ın yönelttiği soru ve Özal’ın verdiği tarihi yanıtlar; tesadüfi bir akademik tartışma değil, Bekaa Vadisi’nde yürütülen bu gizli mekik diplomasisinin doğrudan bir yansımasıydı.

Turgut Özal ile Öcalan arasındaki mesaj trafiğini Çandar yürütüyordu.

Cengiz Çandar, günümüzde Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir Milletvekilidir.

  • Bu yaşananlar büyük tepkilere de neden olmuştu.

Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel hemen ertesi günü 5 Mart 1993’te acil olarak kameraların ve gazetecilerin karşısına geçti.

Star TV Ankara Temsilcisi olarak izlediğim Başbakan Demirel, Cumhurbaşkanı Özal’ın federasyon ve eyalet sistemi önerilerini “üniter devlet yapısına ve Anayasa'ya açık bir tehdit” olarak görerek şunları söylemişti:

"Türkiye Cumhuriyeti üniter bir devlettir. Eyalet veya federasyon tartışmaları Türkiye'nin birliğini ve bütünlüğünü dinamitlemektir. Çankaya’da oturan zat Anayasa’yı ihlal etmektedir. Anayasa'nın değişmez maddelerini ve devletin tekliğini tartışmaya açmak kimsenin haddi değildir.

Osmanlı İmparatorluğu başka bir şeydir, modern Türkiye Cumhuriyeti başka bir şeydir. Türkiye'de 'Kürdistan' adıyla bir eyalet veya özerk bölge arayışı Sevr düşlerini hortlatmaktır. Türkiye Cumhuriyeti topraklarında tek bir devlet, tek bir bayrak ve tek bir millet vardır; bunun ötesini konuşmak felakettir."

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal şu sözlerle Özal’ın çıkışını değerlendirdi:

"Devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan tehlikeli bir fantezi. Sayın Özal, Cumhurbaşkanlığı makamının tarafsızlığını ve sorumluluğunu unutarak Türkiye’yi etnik temelde ayrıştırma riski taşıyan tehlikeli tartışmaların içine çekmektedir. Üniter yapının tartışılması Türkiye’ye huzur değil, kaos getirir."

MHP lideri Alparslan Türkeş ise Özal’ın, "Kürdistan" kelimelerini kullanmasına çok sert tepki göstererek, bunun millî bütünlüğe isyan olduğunu şunları söyledi:

"Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünüp parçalanamaz bir bütündür. Osmanlı'nın yıkılış dönemindeki idari yapıları örnek göstererek 'Kürdistan' lafını telaffuz etmek Türk milletinin varlığına ve üniter yapımıza yapılmış açık bir saldırıdır."

SHP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü de tepkisini şöyle gösterdi:

"Türkiye’nin sorunları demokrasi, insan hakları ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesiyle çözülür. Ancak bu çözümün adresi eyalet sistemi veya federasyon olamaz. Devrim kanunları ve üniter devlet yapısı korunmak zorundadır."

Özal, tüm bu eleştirilere rağmen görüşünü savunmayı sürdürüyordu.

20 Mart 1993’te ABD'ye yaptığı resmi ziyaret ve Bill Clinton ile görüşmesi sonrasında Türkiye'ye dönerken uçakta bulunan gazetecilere de şunları söylemişti:

"Ben 'Federasyonu kabul edelim demiyorum, Her şeyi açıkça konuşalım diyorum. Osmanlı Devleti’nde eyaletler yok muydu? Kürdistan eyaleti de vardı, Lazistan da... Tarihimizde olan bir şeyi konuşmaktan niye korkuyoruz?"

Turgut Özal, bu açıklamalardan kısa bir süre sonra, 17 Nisan 1993 tarihinde Çankaya Köşkü'nde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etti.

Son bölümde Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı sözleşmesine Türkiye’nin, 30 paragrafından 10 maddede yer alan toplam 11 paragrafa koyduğu çekinceleri de hatırlatayım:

Madde 4 / Paragraf 6 (Danışılma Hakkı):

Yerel yönetimleri ilgilendiren planlama ve karar alma süreçlerinde yerel makamlara önceden danışılması zorunluluğunu içeren hükme çekince koyulmuştur.

Madde 6 / Paragraf 1 (Kendi İç Örgütlenmesini Belirleme):

Yerel yönetimlerin kendi iç idari yapısını ve örgütlenmesini kendi ihtiyaçlarına göre serbestçe belirleyebilme yetkisine çekince konulmuştur.

Madde 6 / Paragraf 2 (Personel Şartları):

Yerel yönetim personelinin atanma, liyakat, eğitim ve mesleki ilerleme koşullarının yerel idarece belirlenmesi ilkesine çekince koyulmuştur.

Madde 7 / Paragraf 3 (Görevle Bağdaşmayan İşlerin Belirlenmesi):

Yerel seçilmiş organ mensuplarının (belediye başkanı, meclis üyesi vb.) görevleriyle bağdaşmayan makam ve faaliyetlerin yalnızca kanunla belirlenmesi ilkesine çekince koyulmuştur.

Madde 8 / Paragraf 2 (İdari Vesayet ve Denetim Sınırı):

Yerel yönetimlerin eylemlerine yönelik idari denetim ve vesayetin oranlılık ilkesine göre sınırlandırılması ile yetkilerin korunması hükmüne çekince koyulmuştur.

Madde 9 / Paragraf 4 (Mali Kaynakların Esnekliği):

Yerel yönetimlere sağlanan mali kaynakların sürdürülebilirliği, çeşitliliği ve hizmet maliyetlerindeki artışa göre güncellenmesi zorunluluğuna çekince koyulmuştur.

Madde 9 / Paragraf 5 (Mali Eşitleme / Zayıf Belediyelerin Desteklenmesi):

Mali bakımdan daha zayıf olan yerel makamların korunmasına yönelik mali eşitleme yöntemlerinin ve destek mekanizmalarının uygulanması zorunluluğuna çekince koyulmuştur.

Madde 9 / Paragraf 6 (Hibelerin Şartlı Yapılmaması):

Merkezi idarece yerel yönetimlere verilen hibelerin/yardımların şartlı yapılmaması ve yerel makamların kendi politikaları doğrultusunda takdir hakkını sınırlamaması ilkesine çekince koyulmuştur.

Madde 10 / Paragraf 1 (Birlik Kurma ve Katılma Hakkı):

Yerel yönetimlerin ortak çıkarlar doğrultusunda kendi aralarında serbestçe birlik kurabilmesi ve birliklere üye olabilmesi hakkına çekince koyulmuştur. (Türkiye'de birlik kurulumu Anayasa uyarınca izne tabidir).

Madde 10 / Paragraf 2 (Uluslararası Birliklere Üyelik):

Yerel yönetimlerin uluslararası yerel idare birliklerine serbestçe katılabilmesi hakkına çekince koyulmuştur.

Madde 10 / Paragraf 3 (Yabancı Devlet Yerel Makamlarıyla İş Birliği):

Yerel yönetimlerin başka ülkelerin yerel makamlarıyla doğrudan iş birliği yapabilmesi ve sınır ötesi ilişki kurabilmesi yetkisine çekince koyulmuştur.

  • Değerli okurlarım,

Merhum Yıldırım Akbulut’un başbakanlığı döneminde hükümetin bu çekinceleri koymasındaki temel hukuki gerekçe, Anayasa'da yer alan "Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bölünmez bütünlüğü" hükmüdür.

Konulan şerhler;

Üniter devlet yapısının bozulmaması ve bölgesel özerk yapılanmasına zemin hazırlanmaması amacı taşımaktaydı.

Günümüzdeki Tartışmalar:

Yeni Parti’nin programındaki “özerklik” hedefine gösterilen tepkiler şöyledir:

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:

“Kürt sorunu elbette Meclis çatısı altında ve açık, şeffaf bir yöntemle çözülmelidir. Ancak devletin üniter yapısını zedeleyecek, yerel özerklik şartındaki çekinceleri toptan kaldırarak idari bütünlüğü tartışmaya açacak ve iki dilli bir kamusal düzen vadeden muğlak adımlarla bu sorun çözülemez.

Partimizin yıllardır savunduğu bağımsızlık, milli birlik ve stratejik özerklik vizyonunun dışına çıkılarak hazırlanan bu program anlayışını kabul etmek mümkün değildir.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu:

“Türkiye’nin resmi dili ve eğitim dili tektir, o da Türkçedir. Ana dilde eğitimi ve idari özerklik şartındaki çekincelerin kaldırılmasını parti programına koyup meşrulaştırmaya çalışmak anayasal düzeni tanımamaktır.

Kürt sorununu bu dille ele alan anlayış, millî üniter yapımıza ve idari bütünlüğümüze doğrudan saldırıdır.”

DEM Parti Dil, Kültür ve Sanat Komisyonu:

“Parti programlarında anadilde eğitim ve yerel özerklik hakkından bahsedip bunu yasal sınırlandırmalara veya uluslararası antlaşmaların dar kalıplarına bağlamak oyalama taktiğidir.

Yerel demokrasi ve anadilde eğitim hakkı anayasal güvenceye kavuşturulmadıkça açıklanan bu programlar pansuman bir adımdan öteye geçemez.”

Ve programı konusundaki eleştirileri sonucu Yeni Parti ile CHP programını 34 bölümde değerlendirdiğim CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu da şu tepkiyi gösterdi:

“Mevcut kamu yönetimi anlayışında yerel yönetimlerin mali imkânlarını artırmak ayrı bir şeydir, devletin idari vesayetini ve ulusal bütünlüğünü riske atacak özerklik şartı çekincelerini toptan kaldırmak ayrı bir şeydir. Programdaki bu yaklaşım ideolojik bir savrulmadır.”

Değerli okurlarım,

Yeni Parti programında yer alan özerklik, ana dilde eğitim ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'na ilişkin düzenlemeler ortadadır.

Türkiye'de geçmişte yaşanan tartışmalar ile bugün ortaya konulan yaklaşım arasında benzerlik bulunup bulunmadığını, sunduğum resmî belgeler ve tarihsel süreç ışığında değerlendirmenizi sizlere bırakıyorum.

Son sözü ise yine millet, sandıkta söyleyecektir.