Yeni Parti milletin mi sarayın partisi mi?
Çerçeve yasasında Yeni Partinin göstereceği tavır konusunu Genel Başkan Özgür Özel meclis grubunda şu sözlerle açıkladı:
"Yeni Parti, kapalı kapılar arkasında yön çizilen bir yapı değil, doğrudan doğruya milletin partisidir.
Biz milletimizin ne hissettiğini, illerimizde yurttaşlarımızın ne talep ettiğini kulak ardı edemeyiz.
Bu parti milletin partisi olduğu için milletvekillerimiz de gittikleri illerde seçmenleri ve halkımız ne diyorsa, vicdanları ve milletin sesi neyi işaret ediyorsa ona göre hareket etmekte ve oyunu kullanmakta tamamen serbesttir.
Ben ve yönetici arkadaşlarım tarihsel bir tutarlılık ve sorumluluk içinde bu yasaya 'evet' diyeceğiz.
Milletvekillerimiz de seçildikleri illerde halk ne diyorsa ona göre karar verecek, ona göre oy kullanacak."
Oylama sonucu çıkan şok tablo Yeni Parti’yi de ilkelerini de yerle bir etti.
Yeni Partili 35 milletvekili "evet" 54 milletvekili "hayır" dedi. 2 milletvekili oylamaya katılmadı.
Şimdi sıra Özgür Özel’e sormaya geldi:
- 54 milletvekili “tarihsel bir tutarlılık ve sorumluluk” taşımıyor mu?
- Milletin sesini dinlemeyi milletvekillerinize bıraktınız da siz ve yönetiminiz hangi sesi dinleyerek “evet” dediniz?
- “Evet” kararınızda hakkınızdaki dokunulmazlık tartışmalarının herhangi bir etkisi oldu mu?
- Siz milletten kopuk musunuz, yoksa 54 milletvekiliniz mi milleti yanlış anladı?
- Milletin partisinde milletin “hayır” kararına karşı “evet” oyu kullanıyorsa bu durum Özgür Özel ve yönetimine karşı “güvensizlik” değil mi?
- Çerçeve yasadan sonra çıkarılacak yasalar ve yapılacak “af “ uygulamalarında Özel ve yönetimi nasıl muhalefet yapacak? Meclis’te nasıl oy kullanacak?
- Yeni Parti'nin gerçek siyasi iradesi hangisidir?
- Yeni Parti’nin ideolojisi nedir, siyasi yelpazedeki yeri neresidir?
Değerli okurlarım,
Özgür Özel’in “tarihsel bir tutarlılık ve sorumluluk” açıklaması kendi milletvekilleri tarafından yerle bir edildi.
Büyük umutlarla kurulan Yeni Parti, daha ilk ciddi sınavında siyasi olarak ikiye ayrıldı. Genel Başkan ve yönetimin ‘evet’ dediği yasaya, kendi milletvekillerinin çoğunluğu “hayır” dedi.
Aslında Özgür Özel’in CHP Genel Başkanı seçilmesinden sonra AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile “normalleşme- yumuşama” politikası ile başladı sorun.
Kemal Kılıçdaroğlu, "sarayla müzakere edilmez, mücadele edilir" sözü ile Özel’e tepki göstermişti.
İktidarın siyasi stratejileri ekseninde; CHP’nin muhtemel cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, ekibi ve birçok CHP’li belediye başkanı hakkında peş peşe açılan davalar ile tutuklama kararları siyasetin tansiyonunu iyice yükseltti. Yargı mekanizmasının bu kadar hızlı ve sert işlemesi, kamuoyunda iktidarın sandıkta yenemediği birinci parti konumundaki CHP’ye yönelik bir 'siyasi hesaplaşma' hamlesi yürüttüğü eleştirilerini ve yargının siyasallaştığı kaygılarını beraberinde getiriyor.
Normalleşme siyaseti yerini; meydanlarda yükselen sert muhalefet söylemlerine, diploma tartışmalarına ve iktidara yönelik istifa çağrılarına bıraktı.
Yumuşama tarihi sertliği hatta savaşa dönüştü.
Özgür Özel’in siyasi kariyeri açısından yeni bir fırsat da MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “Öcalan’a umut hakkı” açıklaması ile ortaya çıktı.
Benim başından beri Amerikan projesi olarak nitelendirdiğim bu sürece Özel ve yönetimi şiddetle karşı çıkmadı.
Meclis’te kurulan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme Süreci Araştırma Komisyonu” çalışmalarına CHP’nin katılıp katılmayacağı tartışılırken şunları önerdim:
İmamoğlu ve yargılanan CHP’li belediye başkanları için tutuksuz yargılama kararı alınmadan, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, Can Atalay serbest bırakılmadan komisyona katılmasın CHP…
Tam tersi oldu ve Özel yönetimindeki CHP, “kayıtsız şartsız” komisyon çalışmalarına katıldı.
Özel’in karşısına bir fırsat daha çıktı.
Komisyon İmralı’ya bebek katili Öcalan’la görüşmeye bir heyet gönderilmesine karar verdi.
İmralı’ya gidecek heyete katılmama kararı alan Özel, MHP + DEM + AKP’nin Öcalan ile yapılacak pazarlıkları öğrenme fırsatını da göz göre göre kaçırdı.
Bütün bunlardan sonra Özel ve yönetiminin “evet” 54 milletvekilinin ise milletin sözüne uyarak “hayır” verdiği çerçeve yasada çok açık ve net söylüyorum:
Meclis komisyon raporuna katılan CHP Özgür Özel ve yönetiminin çerçeve yasanın hazırlanmasında siyasi desteği vardır.
İşte bu destek nedeniyle Özel ve yönetiminin çerçeve yasaya “evet” demesi de kaçınılmaz olmuştur.
O gün CHP’de bu zigzag siyasetlerini yapan, sarayın siyasi kumpaslarının şifrelerini çözemeyen Özgür Özel gördük ki Yeni Parti’de de eski kafada…
Bir yelkenlinin 2 yelkeni rüzgara karşı iki ayrı yöne açılırsa ne olur?
32 yıldır denizlerde yelken açan Ercüment kaptan bu soruma şöyle verdi:
- Yelkenlerden biri rüzgârı doğru alırken,
- Diğeri ters dolacağı için (backwind/backwinded), tekneyi ters yöne itmeye çalışır.
- İki yelken birbirinin kuvvetini bozar.
- Dümen sürekli mücadele eder.
- Tekne hız kaybeder, hatta durabilir.
- Şiddetli rüzgârda tekne kontrolünü kaybedebilir ve ani dönüş (kontrolsüz kavança veya tramola riski) yaşayabilir.
- Bir yelken rüzgârı sancaktan, diğeri iskeleden almaya çalışırsa, tekne hedefe gitmez; kendi içinde mücadele eder. Sonunda hızını ve rotasını kaybeder.
Yeni Parti'nin bugün içinde bulunduğu durum tam da budur.
Genel Başkan ve yönetimi saraydan esen rüzgara “evet” diye yelken açıyor.
Milletvekillerinin çoğunluğu milletten esen rüzgara “hayır” diye yelken açıyor.
Özgür Kaptan'ın sıfır saatteki yeni yelkenlisi, iki ayrı rüzgârla hangi rotaya gidecek?
Kaptan Özgür Özel gemisini işte bu kafayla yönetiyor ama Yeni Parti’nin ideolojisi açısından şu sorular da ortaya çıkıyor:
- Atatürk milliyetçiliğini esas alan bir siyasi çizgi mi?
- Sosyal demokrat bir çizgi mi?
- Merkez siyaset mi?
- Yoksa her önemli konuda farklı yönlere savrulan yeni bir yapı mı?
- Yeni Parti kendi içinde ikiye bölündü.
Şimdi Türkiye'nin önünde yeni bir soru duruyor.
Yeni Parti, Meclis'te ortaya çıkan 54 "hayır" iradesinin arkasında mı duracak?
Yoksa Genel Başkan'ın açıkladığı “evet” çizgisinde mi ilerleyecek?
Yeni Parti milletin partisi mi, Saray'ın politikalarına destek veren parti mi?
Benim için artık asıl tartışma budur.
Partilerin gerçek kimliği seçim meydanlarında söylenen sözlerle değil, tarihî oylamalarda kullandıkları oylarla ortaya çıkar.
Yeni Parti’nin tavrı milletin hayallerini ve beklentilerini yıkarken birçok siyasi maskeyi de düşürmüştür.
Şimdi Özgür Kaptan’a soruyorum:
İki ayrı yöne savrulan bu yelkenliyle, hangi ideolojiyle, milletin kararı ile ters düşerek “iktidar olma” sözünüzü nasıl tutacaksınız?
Yeni Parti tek başına iktidar olamaz, cumhurbaşkanı adayınız yüzde 50+1 barajını aşamazsa Yeni Parti liderliğinden ayrılmaya söz verdiniz.
Unutmayın ki eğer adayınız cumhurbaşkanı seçilemezse CHP’yi bölme sorumluluğu yanınıza kar kalmaz, hatta siyasi hayatlarınızın kara lekesi olur.