Suriye ve Türkiye ortak operasyon yapmalı

Orhan Uğuroğlu

Orhan Uğuroğlu

Yazar
Tüm Yazıları

Türkiye için Suriye meselesi artık diplomatik temennilerle geçiştirilecek bir başlık değildir. Sınırın hemen ötesinde isim değiştiren ama varlığını koruyan terör yapıları durdukça ne güvenlik sağlanır ne de çekilme konuşulabilir.

Halep’te başlayan operasyonlar, Şam’ın “tek egemenlik” iddiasını test ederken Ankara açısından tek ölçü sahadaki sonuçtur:

PKK, PYD ve SDG gerçekten tasfiye edilecek mi, yoksa bu coğrafyada sadece yeni bir kılıf mı giydirilecek?

İşte Türkiye’nin Suriye politikasında bütün tartışma bu sorunun cevabında düğümlenmektedir.

Şam yönetimi, PKK, PYD ve SDG çizgisindeki silahlı yapılara karşı yürütülen operasyonları “devlet egemenliğinin tesisi” başlığıyla sunarken, Ankara açısından asıl soru nettir:

Terörist yapılar gerçekten tasfiye edilecek mi, yoksa sahada isim ve üniforma değiştirerek mi varlıklarını sürdürecekler?

Suriye Ordusu Operasyon Komutanlığı, “yasa dışı terör gruplarına karşı devletin egemenliğinin ve sivillerinin korunması” ifadesini özellikle öne çıkardı.

Reuters’e göre Halep’teki çatışmalar, Şam ile SDG arasında daha önce varılan entegrasyon çerçevesinin sahada tıkanmasının doğrudan sonucudur. Reuters, tarafların “entegrasyonun nasıl yapılacağı” konusunda anlaşamadığını ve bunun askeri gerilimi yeniden yükselttiğini aktarıyor.

Aynı haberde Türkiye’nin çatışmalara doğrudan dahil olmadığı, ancak güvenlik açısından gelişmeleri yakından izlediği ve gerektiğinde destek vermeye hazır olduğu yaklaşımı da yer alıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni yasama yılı açılışında yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

“En başından itibaren Suriye’nin toprak bütünlüğünü güçlü şekilde destekliyoruz. Bugün de Suriye’nin bölünme planlarının en güçlü şekilde karşısındayız.

DEAŞ olsun, PKK olsun terörün her türlüsüyle mücadelede Suriye’ye gereken desteği sağlamaya hazırız.”

Geçici Devlet Başkanı El Şara da yaptığı açıklamalarda Suriye’de “tek devlet, tek ordu, tek egemenlik” ilkesini savunuyor ve bunun tartışmaya kapalı olduğunu vurguluyor.

El Şara, Suriye’nin herhangi bir bölgesinde federal ya da özerk bir yapının kalıcı hale gelmesini “ülkenin bölünmesine giden yol” olarak nitelendirmiş; SDG’nin ayrı bir askeri ve siyasi yapı olarak varlığını sürdürmesine açık biçimde karşı çıkmıştı.

Bu iki liderin açıklamalarındaki hedef aynıdır: Suriye’nin toprak bütünlüğü ve terör örgütlerinden arındırılması.

Reuters’e göre 10 Mart 2025’te Şam ile SDG arasında varılan çerçeve anlaşma; SDG kontrolündeki bazı askeri ve sivil yapıların merkezi yönetime entegre edilmesini, sınır kapıları ile enerji kaynaklarının devlet kontrolüne geçmesini ve ülke genelinde tek bir güvenlik mimarisinin kurulmasını öngörüyordu.

Ancak uygulama aşamasında, SDG’nin “blok halinde entegrasyon” talebi ile Şam’ın “dağılma ve merkezileşme” yaklaşımı çatıştı.

Türkiye açısından bu gelişmeler, sadece Suriye’nin iç meselesi olarak görülemez. Ankara, PYD ve SDG’yi PKK’nın Suriye uzantısı olarak değerlendiriyor ve sınır hattında silahlı, özerk ya da yarı özerk bir yapının kalıcı hale gelmesini doğrudan ulusal güvenlik tehdidi sayıyor.

Reuters’e göre Türkiye, bu tehdidin tamamen ortadan kalkmadığı bir tabloda Türk ordusunun Suriye’den çekilmesinin gündeme gelemeyeceği görüşünü koruyor.

Türkiye açısından mesele, sadece birkaç operasyon yapılması ya da belli mahallelerden silahlı unsurların çekilmesi değildir.

Sınır hattında fiili kontrolün kime ait olduğu, silahlı kadroların nereye ve kime bağlandığı, lojistik ve komuta zincirinin gerçekten kırılıp kırılmadığı belirleyicidir.

Şam’ın bugün sert bir dil kullanması, yarın aynı yapıların farklı bir statüyle varlığını sürdürmesi halinde Türkiye’nin tehdit algısını ortadan kaldırmaz.

Bu nedenle, eğer Amerika ve Avrupa ülkeleri de PKK, PYD, SDG ve IŞİD gibi tüm terör örgütlerinin Suriye’den temizlenmesini gerçekten istiyorlarsa yapılması gereken açıktır:

Türkiye ve Suriye orduları, 911 kilometre uzunluğundaki Türkiye–Suriye sınır hattı boyunca ve Suriye topraklarında 30–40 kilometre derinlikte ortak bir askeri güvenlik yapılanması kurmalıdır.

Bu konuşlanma tamamlandıktan sonra, tüm terör örgütlerine süre verilerek “silah bırakma ve teslim olma” çağrısı yapılmalıdır.

Süre dolduğunda ise tüm bölgede “Terörsüz Suriye” hedefi hayata geçirilmeli ve Suriye Ordusunun sınır hattımız boyunca kalıcı olarak konuşlanması sağlanmalıdır.

Bu adım, El Şara’nın “devlet egemenliğinin tesisi” hedeflerine ulaşması açısından da güçlü bir destek olacaktır.

Türk ordusunun Suriye’den çekilip çekilmeyeceği sorusuna gelince; bugün itibarıyla ne Şam’dan ne Ankara’dan “şu tarihte çekilme” anlamına gelecek resmi bir açıklama vardır.

Çünkü bu mesele bir takvim meselesi değil, sahadaki güvenlik sonuçları meselesidir.

En erken olası senaryo; Suriye ordusunun sınır hattında fiili ve sürdürülebilir kontrol sağlaması, PKK/PYD/SDG çizgisindeki silahlı yapının tamamen tasfiye edilmesi ve bu durumun sadece açıklamalarla değil, sahadaki uygulamalarla doğrulanmasıdır.

Dün ve bugün yaşanan gelişmeler, Şam’ın niyetini daha sert bir askeri dille ortaya koyduğunu gösteriyor; ancak sonuç henüz belirsizdir.

Ateşkes ilan edilmiş olsa bile entegrasyon sorunu çözülmeden, silahlı yapının geleceği netleşmeden ve sınır güvenliği somut biçimde sağlanmadan Türk ordusunun çekilmesi gerçekçi bir seçenek olarak masada durmaz.

PKK’nın Suriye yapılanması SDG’nin, Suriye ordusunun operasyonunun ardından kentten tamamen çıkarıldığı iddiası medyaya yansıdı.

Ancak bu teröristlerin nereye gittiği belirsizdir; asıl soru da budur.

Eğer bu süreç, PKK/PYD/SDG çizgisindeki silahlı düzenin gerçekten ortadan kaldırılmasıyla sonuçlanırsa, Ankara açısından Suriye’deki askeri varlığın geleceği ilk kez ciddi biçimde gündeme gelebilir.

Aksi halde, sert açıklamalar ve sınırlı operasyonlar sahadaki gerçeği değiştirmediği sürece Türkiye’nin sınır güvenliği gerekçesi de Türk ordusunun Suriye’deki varlığı da devam eder.

Türkiye için mesele, kimin ne dediği değil; sahada kimin gerçekten kontrol sağladığıdır.

Meclis komisyonunda devam eden “Terörsüz Türkiye” sürecine paralel olarak, özellikle sınır hattımız boyunca “Terörsüz Suriye” sağlanmadan Türk askerinin çekilmesi kesinlikle mümkün değildir.