Selçuk Özdağ; "Muhsin Yazıcıoğlu öldürülmüştür."
Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterinin düştüğü 25 Mart 2009'dan bu yana tam 17 yıl geçti...
17 yıl boyunca Türkiye'nin önemli bir bölümü şu soruyu sordu:
Kaza mı?
Sabotaj mı?
Suikast mı?
Bugün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma kapsamında 29 şüpheli hakkında işlem yapılması, 25 kişinin yakalanması ve soruşturmanın "tasarlayarak kasten öldürme" şüphesi kapsamında yürütüldüğünün açıklanması, bu soruların yeniden ve çok daha güçlü biçimde gündeme gelmesine yol açtı.
Bu dosyada en dikkat çekici isimlerden biri, Muhsin Yazıcıoğlu'nun yaklaşık 35 yıllık yol arkadaşı, Büyük Birlik Partisi'nin kurucularından ve uzun yıllar en yakın çalışma arkadaşlarından biri olan Selçuk Özdağ'dır.
Bugün Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Meclis Yeni Yol Grubu Grup Başkanvekili olan Özdağ kazanın hemen arkasından yıllardır aynı kanaatini dile getiriyor.
Hiç değiştirmedi.
Hiç geri adım atmadı.
Ve hep şu cümleyi kurdu:
- "Muhsin Yazıcıoğlu öldürülmüştür."
Özdağ’ın Yazıcıoğlu'nu en yakından tanıyan isimlerden biri olarak yıllardır kamuoyu önünde dile getirdiği feryat umursanmamıştır…
Bugün yürütülen yeni soruşturma da bu dosyanın hâlâ bütün yönleriyle aydınlatılamadığını gösteriyor.
Yıllardır cevap bekleyen soruların sayısı azalmadı.
Tam tersine arttı.
Enkazdaki cihazlar neden söküldü?
GPS cihazı neden yerinden çıkarıldı?
Deliller neden kayboldu?
Arama-kurtarma neden gecikti?
Kim görevini yaptı?
Kim yapmadı?
Kim sustu?
Kim susturuldu?
İşte bugün yeniden açılan dosyanın asıl önemi burada yatıyor.
Bu olayla ilgili hafızalardan silinmeyen bir başka söz de dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün şu ifadesidir:
- "O vidaları, parçaları keçiler mi söktü?"
Bu sorular aslında milyonlarca vatandaşın da sorusuydu.
Daha önemli bir konu da ortaya çıkıyor.
Abdullah Gül, Cumhurbaşkanıydı.
Devletin zirvesindeydi.
Eğer gerçekten bu sözleri söylemiş ve olaydaki delillerin doğal yollarla ortadan kalkmadığı yönünde ciddi kuşkular taşıyorsa...
Türkiye'nin en üst makamındaki Cumhurbaşkanı'nın iradesi...
Bu gerçeği ortaya çıkarmaya neden yetmedi?
Bu soru, bugün de cevabını bekliyor.
O dönem kamuoyunda Abdullah Gül'ün Fethullah Gülen hareketine yakınlık duyduğu veya sempati beslediği yönünde çok sayıda siyasi değerlendirme yapılıyordu.
Bugün yeniden açılan soruşturmada da FETÖ’cüler iddiası var.
Ancak bu değerlendirmeler, tek başına bu dosyanın neden sonuçlandırılamadığına ilişkin bir kanıt oluşturmaz.
Asıl cevaplanması gereken soru şudur:
Devletin bütün kurumları çalışırken...
Bu dosya neden 17 yıl boyunca bütün yönleriyle aydınlatılamadı?
Bugün ise yeni bir tablo var.
Soruşturmada adı geçen bazı isimlerin daha sonra FETÖ üyeliği veya 15 Temmuz darbe girişimiyle bağlantılı davalarda yargılanmış ya da hüküm giymiş olmaları, kamuoyunda yıllardır dile getirilen şüpheleri yeniden gündeme taşıdı.
Fakat unutulmaması gereken nokta şudur:
Her şüphe, ancak bağımsız mahkemelerin değerlendireceği delillerle hukuki sonuca ulaşabilir.
İşte bu nedenle yeni soruşturma büyük önem taşıyor.
Muhsin Yazıcıoğlu'nun ailesinin...
Yakınlarının...
Arkadaşlarının...
Ve milyonlarca vatandaşın beklentisi artık çok nettir.
Bu dosya bir daha kapanmamalıdır.
- Kim suçluysa ortaya çıkarılmalıdır.
- Kim delil kararttıysa hesap vermelidir.
- Kim görevini ihmal ettiyse yargı önüne çıkmalıdır.
- Kim masumsa da hukuk önünde aklanmalıdır.
Çünkü adalet...
Sadece suçluyu bulmak değildir.
AKP iktidarının vermesi gereken soru da şudur:
Neden 17 yıl geciktirildi…
Yazıcıoğlu’nun ve ekibinin öldüğü 25 Mart 2009'dan bugüne tam dokuz farklı bakanlık dönemi yaşandı.
|
Adalet Bakanı |
Görev süresi |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Muhsin Yazıcıoğlu dosyasında artık yalnızca "helikopter neden, nasıl düştü?" sorusunun değil...
"Gerçek neden 17 yıl boyunca ortaya çıkarılamadı?"
Sorulması gereken soru şudur:
Gerçeğe ulaşılmasını engelleyen neydi?
Delil mi yoktu? İrade mi yoktu? Yoksa başka bir güç mü vardı? O güç bugün yok muydu ki Akın Gürlek harekete geçti? Gürlek de engellenebilir mi?
Türkiye, bunu Muhsin Yazıcıoğlu'na...
Ailesine...
Ve adalet duygusuna borçludur.