Pansuman değil, ameliyat; Çözüm erken seçim

Orhan Uğuroğlu

Orhan Uğuroğlu

Yazar
Tüm Yazıları

Siyasetin en tehlikeli yanı, çoğu zaman yüksek sesle söylenenlerden değil, fısıltıyla geçiştirilenlerden anlaşılır.

Bugün Ankara’da kulislerde dolaşan cümleler, kamuoyuna yapılan sert açıklamalardan çok daha fazla şey anlatıyor.

Çünkü görünen tablo ile gerçek tablo arasındaki fark giderek açılıyor.

Bu noktada siyaset sahnesinde çözüm tartışmaları başladı.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in açık çağrısı bu tartışmayı alevlendirdi.

Özel dedi ki;

  • “Ara seçim çağrısı yapıyorum, milletin iradesi yeniden sandığa yansısın…”

Bu çağrı yalnızca bir siyasi çıkış değil, aynı zamanda mevcut tek adam rejimine yönelik güçlü bir itiraz olarak değerlendirilmeli.

Ancak iktidar cephesinde aynı netlik yok. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Meclis kulisinde gazetecilerin bu konudaki sorularını adeta duymamış gibi davranması, aslında en güçlü cevaptır: Sessizlik.

Gözler doğal olarak Cumhur İttifakı’nın diğer ortağı MHP’ye çevriliyor:

Devlet Bahçeli bu konuda ne düşünüyor?

Ankara kulislerine yansıyan tabloya bakıldığında, Devlet Bahçeli’nin “ara seçim” ya da “erken seçim” başlığı altında net ve yeni bir çıkış yaptığına dair güçlü, açık ve güncel bir beyan öne çıkmış değil.

Ancak Bahçeli’nin siyaset tarzını bilenler için bu durum şaşırtıcı değil.

Çünkü Bahçeli çoğu zaman doğrudan ara seçim tartışmasına girmez; bunun yerine “seçimler zamanında yapılacaktır” çizgisini koruyan, sistemin devamlılığını önceleyen bir dil kullanır.

Bu yaklaşım, aslında Cumhur İttifakı’nın genel stratejisiyle de örtüşüyor. İktidar kanadı, seçim tartışmasının gündemin merkezine oturmasını istemiyor.

Çünkü seçim konuşulmaya başlandığında, ekonomi daha fazla konuşuluyor; ekonomi konuşuldukça da toplumsal memnuniyetsizlik daha görünür hale geliyor.

Dolayısıyla Erdoğan’ın sessizliği ile Bahçeli’nin kontrollü ve temkinli duruşu aynı politik hattın iki farklı yansıması olarak değerlendirilebilir.

Ancak burada önemli bir kırılma noktası var.

Muhalefet, özellikle Özgür Özel’in ara seçim çağrısıyla tartışmayı açarken, iktidar cephesi bu tartışmayı, “ekonomi güçlü” anlayışı ile büyütmemeyi tercih ediyor.

Bu da şu soruyu beraberinde getiriyor: Eğer tablo güçlü ise neden seçim tartışmasından kaçınılıyor?

Siyasette bazen en net pozisyon, kaçınılan tartışmalarda ortaya çıkar.

Bugün gelinen noktada, Bahçeli’nin açıkça “ara seçime karşıyım” çıkışı yapmaması, mevcut düzenin devamından yana pozisyon aldığını gösteriyor.

Ancak bu sessizlik ve temkin, aynı zamanda sahadaki gerçeklerin de farkında olunduğuna işaret ediyor olabilir.

Çünkü ekonomi, artık siyasi tartışmaların gölgesinde kalacak bir alan değil; doğrudan siyasetin belirleyicisi haline gelmiş durumda.

Sonuç olarak tablo net:
Muhalefet seçim istiyor, iktidar ise seçim konuşulmasını istemiyor.

Ve belki de bu yüzden en kritik cevap, verilen değil verilmeyen cevapların içinde saklı.

Değerli okurlarım,

Türkiye, uzun süredir yalnızca bir yönetim tartışması değil, aynı zamanda bir yön arayışı da yaşıyor.

Ekonomide alınan kararlar, dış politikadaki zikzaklar ve iç siyasetteki sertleşme, tek tek değerlendirildiğinde bile ciddi sonuçlar doğururken; bütün olarak bakıldığında daha büyük bir yapısal soruna işaret ediyor: karar alma mekanizmasının daralması.

Ankara’da konuşulan en önemli başlıklardan biri, bürokrasinin eski reflekslerini kaybetmiş olması.

Eskiden “devlet aklı” denilen kavram, yalnızca siyasi iradeye bağlı olmayan, kurumsal hafızayla hareket eden bir yapıydı.

Bugün ise birçok kritik kararın dar bir çevrede şekillendiği, teknik kadroların ise çoğu zaman uygulayıcı rolüne itildiği ifade ediliyor.

Bu durum, hataların telafi edilmesini ve sorunların çözümünü zorlaştırıyor.

Ekonomi cephesinde yaşanan gelişmeler ise artık soyut tartışmaların çok ötesine geçti.

Her gün adeta yağmur gibi yağan zamlar, akaryakıttan ekmeğe kadar hayatın en temel alanlarını vuruyor.

Vatandaşın sofrası küçülürken, iktidarın çözüm üretmekte zorlandığı açıkça görülüyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in uyguladığı politikalar piyasalara güven vermek üzerine kurulu olsa da sahadaki gerçeklik farklı: geçim sıkıntısı dayanılmaz şekilde had safhaya ulaştı.

Burada ironik ama bir o kadar da çarpıcı bir tablo ortaya çıkıyor. Yıllarca kendisini “ekonomist” olarak tanımlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a bugün toplumun farklı kesimlerinden ve özellikle yandaş medyadan şu çağrı yükseliyor:

  • “Sayın Erdoğan, şu Şimşek’in kulağını çeksene!”

Çünkü ortada bir başarı hikâyesi değil, giderek derinleşen bir ekonomik baskı var.

Siyasi iktidar, zaman zaman sert söylemlerle kontrolü elinde tuttuğunu göstermeye çalışsa da sahadaki gerçekler farklı bir hikâye anlatıyor.

Özellikle yerel seçimler sonrası ortaya çıkan tablo, seçmenin mesaj verme kapasitesinin hâlâ güçlü olduğunu gösterdi.

Verdik yetkiyi, gördük etkiyi” duygusu artık yalnızca bir slogan değil, geniş kesimlerin ortak kanaatine dönüşmüş durumda.

Muhalefet cephesinde ise farklı bir problem dikkat çekiyor:

Ekim 2024'ten beri süren operasyonlarda toplamda 21 belediye başkanı tutuklanırken, yalnızca ikisi bu süreçte tahliye edildi.

Seçmenin “bugün hangi CHP’li belediye başkanı tutuklanacak? tepkisine rağmen operasyonlar üst üste sürüyor.

Özgür Özel’in ara seçim çıkışı, “bu operasyonları kırma” arayışıdır.

Türkiye’nin ihtiyacı olan şey çok net: Bağımsız ve tarafsız yargı ile demokrasi ve adalet…

Bu temel anayasal ilkeler sağlanmadan ne ekonomik istikrar kalıcı olabilir ne de toplumsal huzur.

Tarih bize bunu defalarca gösterdi.

Bugün gelinen noktada, akademik bir perspektiften bakıldığında mevcut sistemin sürdürülebilirliği ciddi biçimde tartışmalıdır.

Karar alma süreçlerinin merkezileşmesi, denge-denetleme mekanizmalarının zayıflaması ve ekonomik kırılganlıklar birleştiğinde ortaya çıkan tablo nettir: ucube olarak tanımlanan tek adam rejimi artık tıkanmıştır.

Sorun çok, çözüm yok” dönemi, yerini açık bir krize bırakmaktadır.

Bu nedenle tartışmayı doğru zemine oturtmak gerekiyor.

Ara seçim, mevcut yapının içinde bir nefes alma alanı yaratabilir; ancak kalıcı çözüm değildir.

Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, sistemi yeniden tanımlayacak güçlü bir demokratik iradedir. Bu da ancak erken seçimle mümkündür.

Çünkü mesele birkaç sandalyenin değişmesi değil, demokrasinin kurallarının yeniden yazılmasıdır.

Ve şimdi asıl soru şudur:

Ara seçim ile geçici pansuman mı, gerçek tedavi için erken seçim mi?