NATO prangası

Orhan Uğuroğlu

Orhan Uğuroğlu

Yazar
Tüm Yazıları

Bizim güzel Türkçemizin o meşhur, taş gibi oturan bir deyimi vardır:

“NATO kafa, NATO mermer…”

Hani birine derdini kırk kere anlatırsın da lafın geçeceği bir milimlik yer bulamazsın ya, tam öyle durumlar için söylenmiştir.

İşin en trajikomik tarafı ne biliyor musunuz?

Yıllardır içinde yer aldığımız şu şanlı Kuzey Atlantik İttifakı, yani bildiğimiz NATO, Türkiye’nin güvenlik kaygıları söz konusu olduğunda tam da bu deyimin vücut bulmuş haline dönüşüyor.

Biz anlatıyoruz, onlar bakıyor; biz gösteriyoruz, onlar kafasını çeviriyor.

Karşımızda kelimenin tam anlamıyla bir "NATO kafa, NATO mermer" duvarı var.

Çünkü yıllardır aynı masal, aynı ninni. Bizim Ankara koridorlarında bir laftır döner durur:

“Stratejik ortak.” Mış!..

“Kanat ülkesi.” İmiş!..

“Vazgeçilmez müttefik.” Miş miş de muşmuş...

Yahu bu müttefiklik dedikleri terazi, ne hikmetse hep bizi tartarken bozulur.

Geriye dönüp bakıyorum...

İkinci Dünya Savaşı bitmiş, dünya ikiye bölünmüş. Biz kapılanmışız NATO’ya.

Karşılığında ne almışız?

Amerika’nın savaş artığı hurda Cems’leri, miyadı dolmuş CJ-5 Jeepleri, sırt telsizlerini…

Bizim askeri hibe diye sevinçle garaja çektiklerimiz, aslında onların hurdalık masrafından kurtulma kurnazlığıydı.

Biz ne verdik?

Kore çöllerinde, elin memleketinde toprağa verdiğimiz kınalı kuzuların canını verdik!

Kosova’da, Afganistan’da, Akdeniz’in azgın dalgalarında ittifakın güvenliği için nöbet tutan Mehmetçiğin emeğini, kanını verdik.

NATO’nun ikinci büyük askeri gücü olduk, göğsümüzü siper ettik.

Peki, gün geldi bizim canımız yandı. Sınırımıza terör dadandı.

O çok bilmiş, o çok şanlı müttefiklerimiz ne yaptı?

Bizim güvenliğimizi tehdit eden örgütlerin eline tırlar dolusu silahı kendi elleriyle teslim ettiler. Müttefik müttefiğin kuyusunu kazar mı? Kazdı işte.

Hızlarını alamadılar; paramızı ödediğimiz F-35 programından bizi kapı dışarı ettiler.

Parasıyla hava savunma sistemi almak istersin, vermezler; gidip başkasından alırsın, bu sefer de "Ortaklığa sığmaz" diye parmak sallarlar.

Yani anlayacağınız; biz faturayı hep peşin ödedik, onlar ise müttefiklik hukukunu çiğneyip üzerimize yağan ABD ambargolarına derin bir sessizlikle ortak oldu.

Kıbrıs’ta soydaşlarımız katledilirken bizi Johnson mektuplarıyla tehdit edenler, parasını verdiğimiz silahlara ambargo koyanlar bunlardı.

Bugün de değişen bir şey yok. Sınırımızda terör devleti kurulmaya çalışılırken gözünü kapatan, kendi ürettiğimiz yerli ve milli silahlara karşı örtülü ambargolar uygulayan yine aynı hırpani ittifak.

Demek ki NATO, müttefikini koruyan bir şemsiye değil; sadece kendi küresel çıkarlarını korumak için Türkiye’yi ileri karakol olarak kullanmak isteyen bir prangaymış.

Biz bu gerçekleri görmediğimiz, müttefik masallarına inanmaya devam ettiğimiz sürece, bu NATO terazisi daha çok yanlış tartar.