Hasan Taşkın yalnız değildir!

Orhan Uğuroğlu

Orhan Uğuroğlu

Yazar
Tüm Yazıları

Kurban Bayramı; barışın, kardeşliğin, küskünlerin barışıp el sıkıştığı, toplumun her kesiminin birbiriyle helalleştiği mukaddes bir zamandır.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Merkezi koridorlarında yaşanan olaylar neticesinde CHP Genel Merkezi, ne yazık ki basına yönelik çirkin bir fiziki müdahale ve hakaret sözleriyle çalkalandı.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun binaya girişi sırasında, yakın koruma ekibinin yarattığı arbedede, kamera ve cep telefonlarının önü kapatıldı, gazeteciler tartaklandı.

Daha da vahimi; bu barbarca müdahalenin tam merkezinde, mesleğine yıllarını adamış, dürüstlüğü ve tarafsızlığıyla tüm siyasi partilerin saygısını kazanmış olan Yeni Ankara Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hasan Taşkın doğrudan hedef alındı.

Hasan Taşkın, bir basın mensubunun taşıması gereken en üst düzey meşruiyeti, yani “T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Resmî Basın Kartı”nı ibraz etmesine rağmen, bir polis memurunun fiziki müdahalesine uğradı.

O polis memuru, kameraların önünde pervasızca, “Sen gazeteci olamazsın!” diyerek haddini ve yetkisini aşan o skandal cümleyi kurdu.

Yeni Ankara yazarı olarak soruyorum:

Resmî basın kartı taşıyan gazetecinin kim olup olamayacağına karar vermek, eline telsiz, beline silah verilmiş bir koruma polisinin haddi midir?

Görevi sadece güvenliği sağlamak olan bir kamu görevlisi, hangi hakla bir gazetenin genel yayın yönetmenine el kaldırabilir, onu fiziki güçle geriye itebilir?

Ankara Valimiz Sayın Yakup Canbolat’a açıkça çağrıda bulunuyor ve bu polis memurunu resmen şikâyet ediyorum!

Devletin unvanını ve gücünü arkasına alarak, görevini yapan özgür basını tartaklayan, hakaret eden bu memur hakkında derhal gerekli idari ve hukuki soruşturma başlatılmalıdır.

Kamu görevlileri, siyasi figürlerin feodal muhafızları değil, hukukun ve vatandaşın koruyucusudur.

Bu Müdahale Özgür Medyaya Yapılan Bir Baskıdır!

Şunun çok net bilinmesini isteriz:

  • Hasan Taşkın yalnız değildir!

  • Yeni Ankara, Türkiye’nin özgür medyasıdır.

Yıllarını bu mesleğin haysiyetine adamış bir kalemi, koridor arkası arbedeleriyle, hoyratça itip kakmalarla susturabileceğinizi sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz.

Hasan Taşkın’a doğrultulan o haksız el, sadece Yeni Ankara’ya değil, Türkiye’de özgür medyaya ve halkın haber alma hakkına indirilmiş bir darbedir.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, basının ve gazetecinin dokunulmazlığını şu muazzam sözlerle tarihe kazımıştır:

  • "Basın, milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma ve irşatta, bir millete muhtaç olduğu fikrî gıdayı vermekte, hulâsa bir milletin hedefi saadet olan müşterek bir istikamette yürümesini teminde, basın başlı başına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir."

  • "Basın hürriyetinden doğan mahzurların çaresi, yine basın hürriyetidir."

Sadece ülkemizde değil, dünya siyasi tarihinde de demokrasiyi yaşatan tek şeyin basın özgürlüğü olduğu gerçeği evrensel bir kuraldır. ABD’nin kurucu babalarından Thomas Jefferson şöyle der:

  • “Eğer bana gazeteleri olmayan bir hükûmet ile hükûmeti olmayan gazeteler arasında bir seçim yapma hakkı verilseydi, hiç düşünmeden ikincisini seçerdim."

Distopik edebiyatın ve siyasi eleştirinin babası George Orwell ise basına sansür uygulamaya kalkan her dikta heveslisine şu tokat gibi cevabı verir:

  • "Gazetecilik, birilerinin basılmasını istemediği şeyleri yazmaktır; geri kalan her şey halkla ilişkilerdir."

Hasan Taşkın işte o çiğliğin, o arbedenin ortasında halkın gerçekleri görmesi için oradaydı.

Resmî basın kartını tanımayan, gazeteciye fiziki barikat kuran ve "Sen gazeteci olamazsın" diyen o köhne zihniyeti şiddetle kınıyoruz.

Bilinsin ki:

  • Bizler yazmaya, Yeni Ankara gerçekleri aktarmaya, yılmadan, korkmadan devam edeceğiz.

Medya