Cumhur İttifakı, nereye savruldu?
"Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler."
Mustafa Kemal Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'nden aldığım bu bölüm, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde görüşülen "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" için adeta yeniden yazılmış gibidir.
Bu yazıyı yalnızca 57 yıllık bir gazeteci olarak yazmıyorum.
PKK terörüyle mücadele yıllarında komando asteğmen olarak görev yaptım. Operasyonlarda bir şehidimizi ve altı gazimizi omuzladım.
Ancak mesele sadece benim vatani görevimde yaptığım operasyonlarda yaşadığım acılar değildir.
Mesele, Türkiye Cumhuriyeti'nin PKK terörüne karşı mücadelede verdiği binlerce şehit, on binlerce gazi ve ocaklarına ateş düşen sayısız ailenin ortak vicdanıdır.
Şerefli Türk askerlerinin yarım asırdır verdiği unutulamaz efsane mücadeledir unutulmaz olan…
Onun için bugün önümüze getirilen bu teklif benim gözümde sadece bir kanun teklifi değildir.
Bu teklif, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin terörle mücadelesinin, şehitlerin hatırasının ve gazilerin fedakârlığının nasıl değerlendirileceğiyle doğrudan ilgilidir.
Daha açık söyleyeyim.
Benim değerlendirmeme göre bu teklif, yıllardır Amerika’dan destek gördüğü yönünde çok sayıda iddia ve tartışmaya konu olan PKK terörüyle mücadelede ödenen ağır bedeller karşısında, örgüt mensuplarına getirilmek istenen aftır.
Bu, Amerika ve PKK’nın Türkiye’ye karşı terör iş birliğinin tanığı da bu konuda defalarca en sert açıklamaları yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır.
Erdoğan’ın şu sözleri hala hafızamızdadır:
- 17 Temmuz 2015: "Dolmabahçe Mutabakatı ifadesini asla kabul etmiyorum. Bölücü terör örgütüne sırtını dayayanlarla mutabakat asla düşünülemez.”
- 10 Şubat 2016: “PYD de YPG de bal gibi terör örgütüdür. PKK nasıl terör örgütüyse onlar da terör örgütüdür.
Ey Amerika! Size kaç kere söyledim. Siz bizimle beraber misiniz, yoksa PYD ve YPG terör örgütüyle mi berabersiniz?"
Öcalan’ın sözcülüğünü yapan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, TBMM Adalet Komisyonu'nda açıkça ilan etti:
"Biz DEM Parti olarak, ilk defa Meclis'te ve bir komisyonda ilk imza sahibi, bir teklifin sahibi olarak konuşuyoruz."
Nerede kaldı Erdoğan’ın, “Bölücü terör örgütüne sırtını dayayanlarla mutabakat asla düşünülemez” sözleri?
DEM’in Öcalan tarafından hazırlanan yasa teklifini iktidar kanadından ilk imzalayan da MHP Lideri Devlet Bahçeli oldu ve arkasından MHP ve AKP’lilerin imzaları eklendi.
İşte tüm bu nedenlerle “PKK’lılara kayıtsız şartsız af” girişimini kabul edilemez buluyor ve en sert biçimde eleştiriyorum.
Şehitlerin kanı kurumadan, gazilerin acısı dinmeden, terörün açtığı yaralar kapanmadan böyle bir düzenlemeyi vicdanım da kabul etmiyor, kalemim de.
İktidar bu düzenlemeye "Millî Dayanışma", "Toplumsal Bütünleşme", "Terörsüz Türkiye" gibi kulağa hoş gelen isimler veriyor.
Ben ise teklifin satır aralarına bakıyorum.
Çünkü hukukta isimler değil, maddeler konuşur.
Tam da bu nedenle, teklifi değerlendiren iki önemli ismin hukuki görüşleri özellikle dikkatimi çekti.
Biri Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli ceza hukukçularından Prof. Dr. İzzet Özgenç…
Diğeri eski Yargıtay Cumhuriyet Savcısı, YARSAV'ın kurucu başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu…
Önce Prof. Dr. İzzet Özgenç...
Burada okuyucularımın özellikle bilmesini istediğim önemli bir ayrıntı var.
Prof. Dr. İzzet Özgenç herhangi bir muhalefet hukukçusu değildir.
Türk Ceza Kanunu'nun hazırlanmasında görev almış, uzun yıllar iktidar çevrelerinde hukuk alanındaki çalışmalarıyla etkili olmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a hukuk alanında danışmanlık yapmış bir bilim insanıdır.
Yani bugün yaptığı uyarılar siyasi polemik değil, doğrudan ceza hukuku açısından yapılan açık ve net değerlendirmelerdir.
Prof. Dr. Özgenç'in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “X” hesabından paylaştığı hukuki mütalaasını okuduğumda ürperdim.
Bakınız neler söylüyor.
"Teklif, bir özel etkin pişmanlık düzenlemesi mahiyetinde değildir."
Yani bugüne kadar çıkarılan "eve dönüş" yasalarındaki temel şart burada yoktur.
- Pişmanlık yok...
- Örgütten kopma şartı yok...
- İşlenen suçların ortaya çıkarılması şartı yok...
- Silah teslimi şartı yok...
- Hakikatin ortaya çıkarılması şartı yok...
Prof. Dr. Özgenç bunu daha da açık ifade ediyor.
"Kişinin işlediği suçlardan dolayı pişmanlık duyması gerekmemektedir."
Yine aynı mektubunda şu tarihi uyarıyı yapıyor.
"Ceza infaz kurumlarında bulunan PKK mensubu hükümlüler, pişmanlık bağlamında hiçbir koşul aranmaksızın serbest bırakılacaktır."
Bununla da yetinmiyor.
TBMM Adalet Komisyonu'nda kabul edilen metni değerlendirirken çok daha ağır sonuçlara dikkat çekiyor.
"PKK'nın Kandil'de bulunan bütün yöneticileri de haklarında hiçbir adli kontrol tedbiri uygulanmadan tamamen serbest bırakılacaktır."
Ardından şu ifadeyi kullanıyor.
"PKK yöneticileri hakkında daha önce verilmiş olan yakalama, gözaltı veya tutuklama kararları hemen kaldırılacaktır."
Ve kamuoyunun mutlaka üzerinde düşünmesi gereken şu değerlendirmeyi yapıyor.
"Bu kişiler hiçbir hak yoksunluğuna maruz bırakılmadan belediye meclisi üyesi, belediye başkanı, milletvekili ve hatta Cumhurbaşkanı adayı olabilecek ve seçilebilecektir."
Bir hukuk profesörü bunu söylüyor.
Ben söylemiyorum ama yürekten katılıyor ve nefretle çok şiddetli tepki gösteriyorum.
Özgenç hoca devam ediyor.
"Teklif bu kişilerin serbest bırakılabilmek için bizzat başvurularını da bir koşul olarak aramamaktadır."
Daha da önemlisi...
Prof. Dr. İzzet Özgenç, bu teklifin TBMM Adalet Komisyonu'nda birkaç rötuşla düzeltilemeyeceğini belirtiyor.
Çözüm önerisi de net.
"Teklifin Alt Komisyona havale edilerek işin uzmanı kişilerin katılımıyla yeniden tartışılıp ıslah edilmesi gerekir."
Şimdi gelelim ikinci isme...
Eski Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ömer Faruk Eminağaoğlu...
Uzun yıllar yargının içinde görev yapmış, anayasa hukuku ve yargı bağımsızlığı tartışmalarının yakından tanıdığı güvenilir bir hukuk adamı.
Onun değerlendirmeleri de en az Prof. Dr. Özgenç'inki kadar dikkat çekicidir.
Bakınız nasıl başlıyor.
"Yasada demokratikleşme konusunda tek bir hüküm yok."
Ardından çok daha ağır bir hukuk eleştirisi geliyor.
"On maddenin onu da Anayasa'ya aykırı."
Sonra teklifin oluşturduğu yapıyı şöyle iddia ediyor.
"PKK fiilen Cumhurbaşkanlığı'na bağlanıyor."
Ve şu uyarıyı yapıyor.
"PKK ve mensupları konusunda her şey TBMM'nin değil, Cumhurbaşkanı'nın iki dudağı arasında."
Bir başka değerlendirmesi ise çok tartışılacak nitelikte.
"Öcalan'a siyaset yolu açılıyor."
Bu değerlendirmelerin tamamı, teklifin Anayasa ve ceza hukuku bakımından doğurabileceği sonuçlara ilişkin hukukçuların görüşleridir.
Katılan olur...
Katılmayan olur...
Ancak şu gerçeği kimse inkâr edemez.
Bir tarafta yıllarca iktidarın hukuk politikalarında etkili olmuş bir ceza hukuku profesörü...
Diğer tarafta eski bir Yargıtay Cumhuriyet Savcısı...
Her ikisi de aynı teklif konusunda çok ağır hukukî uyarılar yapıyor.
Bu uyarılar görmezden gelinemez.
Ben ise bu tabloya siyasi açıdan bakıyorum.
Ortaya çıkan yeni denklem nedir?
- AKP
- MHP
- DEM
Ve bütün bu sürecin merkezinde Abdullah Öcalan'ın çağrıları...
Ben bu yeni tabloyu 2028 Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçim için tarif ediyorum.
Bugün bunun adı iktidara sahip olanlar için, "Terörsüz Türkiye" olabilir.
Ancak gerçek adı kesinlikle bu değildir.
Gerçek adı Ata’mızın şu sözü ile ortaya çıkmaktadır:
- “Gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet”
Türkiye'nin önüne getirilen bu yeni siyasi denklemin sonuçlarını millet çok dikkatle takip etmek zorundadır.
Bu nedenle yazımın sonunda Türk Milletinin defalarca yeniden okunmasını önererek bir kez daha Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere vasiyetine dönüyorum.
"Ey Türk gençliği!
Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir."
"Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur."
"İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî bedhahların olacaktır."
"Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler."
"Ey Türk istikbalinin evladı! İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur."
En kritik cümleyi anlaşılır kılayım:
“Hatta ülkeyi yönetenler, kendi kişisel çıkarlarını, vatanı ele geçirmek isteyen yabancı güçlerin siyasi hedefleriyle birleştirebilirler."
Değerli okurlarım,
Bilmenizi işyerim ki;
ABD + Öcalan + AKP + MHP + DEM iş birliği sürecinin nihai hedefleri şunlardır:
Yeni Anayasa mutabakatı.
Erdoğan’ın defalarca yeniden aday olmasının açılması.
Türk vatandaşlığı tanımlarının yeni anayasada kökünden değiştirilmesi.
Ucube tek adam rejiminin yasama, yürütme ve yargı üzerindeki tahakkümünün daha güçlü şekilde sağlamlaştırılması.
Demokratik devlet yerine monokratik devlet rejimine geçilmesi…
Son söz olarak;
Ben bu yasa teklifine hayırlı ve uğurlu olsun diyemiyorum.
Aksine, Türkiye'nin geleceği açısından hayırsız ve uğursuz sonuçlar doğuracağı kanaatiyle reddediyor ve hayır diyorum.