Cemaat, Cinayet, Siyaset

Orhan Uğuroğlu

Orhan Uğuroğlu

Yazar
Tüm Yazıları

Süleymancılar cemaatine yönelik soruşturma, Türkiye’de cemaatlerin yalnız siyasi ve bürokratik gücünü değil, ekonomik güçlerinin boyutunu da tartışmaya açtı.

MASAK incelemelerine dayanılarak yapılan haberlerde, cemaatle bağlantılı olduğu öne sürülen kişi ve şirketler üzerinden mali büyüklük açıklandı:

2 MİLYAR 130 MİLYON DOLAR

İşte şimdi çok daha temel bir sorunun peşine düşmek gerekiyor:

Bu para nasıl toplandı?

Süleymancılar bu ekonomik güce nasıl ulaştı?

Şirketlerden mi?

Bağışlardan mı?

Cemaat mensuplarından toplanan paralardan mı?

Ticari faaliyetlerden mi?

Yurt içi ve yurt dışındaki varlıklarının gerçek büyüklüğü ne kadar?

KUŞOĞLU: BAŞKA CEMAATLERİN DE YAPTIĞINI BİLİYORUZ

CHP eski Genel Başkan Yardımcısı, hesap uzmanı kökenli Bülent Kuşoğlu’nun TİVİ 6’daki şu açıklaması tam bu noktada çok önemli.

“Cemaatle ilgili operasyon yapıldı biliyorsunuz. Neden?

Paralarını yurt dışına götürüyorlar. Cemaatler bile tedirgin oluyor. Buradan para kazanıyorlar değil mi?

Bütün gelirleri yurt içerisinde, yurt dışına götür götürmeye çalışıyor.

İş adamları da öyle yapıyor. Cemaatler bile buna katılmış.

Yani bunu sadece Süleymancılar değil başka cemaatlerin de yaptığını biliyoruz.

Demek ki Türkiye'de yatırım ortamı, Türkiye'de servetinizi tutma ile ilgili bir soru işareti var. Sıkıntı var.”

Bülent Kuşoğlu sıradan bir siyasetçi değil.

Maliye Bakanlığında Baş Hesap Uzmanlığı yapmış, dört dönem milletvekilliği ve üç yasama döneminde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliği yapmış deneyimli bir maliyeci.

O halde “Sadece Süleymancılar değil başka cemaatlerin de yaptığını biliyoruz” sözünün verdiği mesaj kimlere?

Bu mesaj belli ki; Süleymancılar benzeri cemaatlerin kayıt dışı servetlerinin açığa çıkartılması için cumhuriyet savcılarına ve Adalet Bakanı Akın Gürlek’e yaptığı açık çağrıdır.

Kuşoğlu bu çağrıyı “biliyoruz” diyerek yaptıysa;

MASAK bilmiyor mu?

Hazine ve Maliye Bakanlığı bilmiyor mu?

Savcılıklar bilmiyor mu?

Asıl araştırılması gereken sorular bunlardır.

Dönemin Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, 2017'de el konulan 965 kurum ve şirketin varlık büyüklüğünü yaklaşık 41 milyar TL, dönemin kuruyla 11,3 milyar dolar olarak açıklamıştı.

Üstelik bu rakama FETÖ'nün bütün yurt dışı varlıkları ile 934 okul, 109 öğrenci yurdu, 104 vakıf, 1.125 dernek, 15 üniversite ve 19 sendikanın mal varlıkları eklendiğinde ortaya çıkan tabloya dahil değil.

Süleymancılarda soruşturmaya yansıyan büyüklük yaklaşık 2,13 milyar dolar ise Menzil, İsmailağa, İskenderpaşa, Erenköy, Işıkçılar ve diğer büyük cemaatlerin kontrol ettiği şirketlerin, vakıfların, gayrimenkullerin ve diğer ekonomik varlıkların toplam değeri nedir?

Türkiye'deki “cemaat ekonomisinin” büyüklüğünü gösteren envanter neden resmi yollardan açıklanmıyor.

Kuşoğlu biliyoruz dediyse devlete düşen malumun ilanıdır.

Yoksa cemaatlerin mali yapıları ancak siyasi ilişkiler bozulduğunda ve haklarında ceza soruşturması açıldığında mı mercek altına alınıyor?

BİR CİNAYET ŞÜPHESİ

Süleymancılar dosyasının ekonomik boyutunun yanında şimdi çok daha ağır bir hukuki dosya gündemde:

Süleyman Hilmi Tunahan’ın torunu, eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un ölümü.

Denizolgun 2016’da Beykoz’daki evinde yaşamını yitirdi.

Adli Tıp Kurumu raporunda ölüm nedeni beyin kanamasına bağlı doğal ölüm olarak değerlendirildi.

Ancak ölümle ilgili cinayet şüphesi yeniden soruşturma konusu. Son haberlerde Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığının dosyada bazı ifadelerin zaman ve kişiler bakımından çelişkili olduğuna ilişkin değerlendirmelerinin bulunduğu bildiriliyor.

Daha da önemlisi, Denizolgun’un ölümünün ardından cemaat yönetiminin Alihan Kuriş’e geçtiği bugün yürütülen soruşturma bağlamında yeniden tartışılıyor.

Eski HSK üyesi Prof. Dr. Ahmet Gökçen’in de mevcut Süleymancılar soruşturmasında adının geçmesi üzerine Prof. Dr. İzzet Özgenç çok önemli bir açıklama yaptı.

Özgenç’in açıklamasını aynen yayımlıyorum:

“Ahmet Arif Denizolgun’un 8.9.2016 tarihinde Beykoz’daki evinde ölümü üzerine cinayet şüphesiyle başlatılan soruşturma sürecinde düzenlenen Adli Tıp Raporunun içeriği değiştirilerek sahta rapor düzenlendiği şüphesiyle soruşturma başlatılmıştır.

Çeşitli medya organlarında yapılan haberlerde Ahmet Gökcen hocanın Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu Üyesi olarak bu rapor değişikliğini sağladığı ileri sürülmektedir.

Sahteliği ileri sürülen raporda Ahmet Denizolgun’un öldürülmediği, beyin kanamasına bağlı olarak öldüğü yönünde tespitte bulunulmuştur.

Bu soruşturmada Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermiştir.

Yani yapılan soruşturmada rapor değişikliği yapıldığına dair bir tespitte bulunulmamıştır. Bu soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğine göre, bu karar usulüne uygun olarak kaldırılmadığı takdirde, söz konusu olay tekrar soruşturma konusu yapılamaz.

Her ne kadar Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığında Ahmet Arif Denizolgun’un öldürüldüğü şüphesiyle derdest bir soruşturma mevcut ise de Adli Tıp Kurumu’nun adı geçen kişinin ölümünün doğal ölüm olduğu yönündeki tespitine dair raporu hukuki varlığını devam ettirdiği için, bu ikinci soruşturmanın hukuki dayanağı bulunmamaktadır.

Adli Tıp Kurumu’nun raporunda doğal ölüm olarak tespit edilmiş olan ölümün tanık ifadesine dayanılarak cinayet olduğu şüphesiyle yeniden soruşturma yapılamaz.

Adli Tıp Kurumu’nun söz konusu raporunun sahte olduğu konusunda bilimsel esaslara uygun yeni bir delilin tespit edilmesi halinde ve Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının vermiş bulunduğu kovuşturmaya yer olmadığı kararı bu delile dayalı olarak usulüne göre kaldırıldığı takdirde, bu iddia yeniden soruşturma konusu yapılabilir.

Bu nedenle söz konusu olayın tanık ifadesine dayalı olarak hâlâ soruşturuluyor olmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı soruşturmada Ahmet Gökcen hoca bu olay nedeniyle de soruşturulmaktadır.

Ahmet Gökcen hocanın Cumhuriyet başsavcılığındaki ifadesine ve Sulh hakimliğindeki sorgusuna ilişkin tutanak içeriklerinden, diğer şüphelileri tanıyıp tanımadığı, tanıyor ise hangi münasebetle tanıdığı gibi, somut bir suç şüphesini açıklığa kavuşturmaya elverişli olmayan hikayeden soruların sorulduğunu tespit etmiş bulunmaktayım. Yanlışta ısrar etmemek, fazilettir!”

Özgenç’in açıklaması önemli çünkü cinayet iddiasını doğrulamıyor, tam tersine mevcut soruşturmanın hukuki dayanağını sorguluyor.

Ama açıklaması aynı zamanda çok önemli bir gerçeği de doğruluyor:

Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığında Arif Ahmet Denizolgun’un öldürüldüğü şüphesiyle bir soruşturma var.

O halde tartışılması gereken şey spekülasyon değil, dosyadaki yeni delildir.

Arif Ahmet Denizolgun doğal nedenlerle mi öldü, yoksa cinayete mi kurban gitti?

Alihan Kuriş soruşturması 2,13 milyar dolarlık para trafiğinin yanında bu ölümün nedenini de aydınlatacak mı?