Butlan krizi ve kronoloji dersi

Orhan Uğuroğlu

Orhan Uğuroğlu

Yazar
Tüm Yazıları

Türkiye’de siyasi hafıza, ne yazık ki sadece dünü hatırlayacak kadar sığ, bugünün gürültüsünde kaybolacak kadar zayıftır.

Ana muhalefet partisi CHP, Bölge Adliye Mahkemesi’nin (BAM) 38. Olağan Kurultay’a dair verdiği “Mutlak Butlan” kararıyla kelimenin tam anlamıyla çalkalanıyor.

Parti barut fıçısı, yandaş medya ise adeta bayram havasında.

Herkes bugünü konuşuyor, oysa bu yangının ilk kibritini çakan, perdenin arkasındaki asıl aktördür.

Bugün Özgür Özel’in de Ekrem İmamoğlu’nun da “siyasi bir uyarı” olarak okumaktan aciz kaldığı bu sürecin baş mimarı Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır.

Erdoğan’ın o ilk tetiklemesi unutuldu gitti ama bir gazeteci olarak ben unutmam.

Gelin, hafızaları tazeleyelim.

  1. AŞAMA: FİTİLİ ATEŞLEYEN “ŞAİBE” ÇIKIŞLARI

4-5 Kasım 2023’teki o meşhur kurultay biter bitmez, Türkiye’de ana muhalefetin meşruiyetini tartışmaya açan ilk ses ne Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerden ne de delegelerden çıktı. İlk darbe doğrudan Erdoğan’dan geldi. Erdoğan, kurultayın hemen ardından Berlin dönüşü uçakta fitili şu sözlerle ateşledi:

  • “Ana muhalefetin kongresinde yaşananlar, paraların havada uçuştuğu o sahneler Türk demokrasisine yakışmamıştır. Orada bir kongre yapılmadı, bir tiyatro oynandı.”

Bu sadece başlangıçtı.

Erdoğan, Aralık 2023’teki Meclis bütçe görüşmelerinde vitesi daha da artırarak şöyle konuştu:

  • “Kendi içlerinde dahi meşruiyeti şaibeli olan bir yönetimle karşı karşıyayız. Delege iradesine ipotek konulan o karanlık odaların hesabı elbet sorulur.”

31 Mart Yerel seçimi öncesi, Ocak 2024’te ise hamlesini perçinledi:

  • “Biz bunların kurultaylarında hangi şaibeli işlerin döndüğünü, kimlerin hangi pazarlıklarla o koltuklara oturduğunu gayet iyi biliyoruz. Yakında kokusu çıkar.”

Erdoğan siyasi yargı yolunu bu sözlerle açtı.

Talimatı alan yandaş medya CHP kurultayındaki iddiaları çarşaf, çarşaf manşetlere ve televizyon ekranlarına taşıdı ve nihayetinde yargı mekanizması harekete geçerek peş peşe davalar açıldı.

Kılıçdaroğlu mahkeme çağrılarına gitmeyerek duruşunu korumaya çalışırken, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu iktidarın bu satranç hamlesinin nereye varacağını göremeyecek kadar büyük bir unutkanlık içindeydi.

Özel, "Mutlak Butlan" tehlikesiyle hukuki ve siyasi mücadeleyi sertleştirmek yerine, tüm enerjisini İmamoğlu’nun “cumhurbaşkanı adaylığına” kilitledi.

Peş peşe yapılan olağanüstü iki kurultay ve olağan 39. Kurultay dahil sırtını YSK’ya dayandırdığını zannetti.

Oysa geçmişte MHP’de yaşanan Devlet Bahçeli- Meral Akşener koltuk savaşında yargının nasıl bir silaha dönüştüğünü, YSK’nın o dönemde de nasıl sessiz kaldığını akıllarına dahi getirmediler.

Bu siyasi körlüğün bedeli ağırdı.

Kurultay hesapları içinde boğulurken, İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve tutuklanması süreciyle dalga dalga büyüyen o siyasi yargı operasyonunun ve mutlak butlan kararına gidişin de önü ardına kadar açılmış oldu.

  1. AŞAMA: “BİZİ İLGİLENDİRMEZ” DİYEN ERDOĞAN VE GÜVENLİ MESAFE

Şah- Mat hamlesi yapıldı, taşlar yerinden oynadı.

3 Haziran 2026’da Erdoğan, 2025 Yılı Yenilenebilir Enerji Yatırımları Toplu Açılış Töreni'nde önce “Bizim hiç alakamız yok” diyerek kenara çekilir gibi yaptı.

Ardından şu cümleleri kurdu:

  • “Yaşananlar elbette ana muhalefet partisinin iç meselesidir, bizi ilgilendirmez. Yaşananları güvenli takip mesafesinden izliyoruz. Bilhassa elinden pamuk şekeri alınmış çocuk misali hırçınlaşan karikatür tiplerin sataşmalarını muhatap almıyoruz.”

Dün yargısal ve medyatik sürecin önünü bizzat açan AKP lideri, bugün CHP’nin içine düştüğü acizliği şu sözlerle kaşıyor:

  • “Dün kahraman ilan ettiklerine bugün hain damgası vurmak var... Yarın muhtemelen benzer ithamlara bugün alkışlanan maruz kalacak.
    Siyaseti halka hizmet vasıtası yerine kariyer ve kazanç kapısı olarak görenlerin çarpık zihniyeti değişmedikçe bu utanç sahnelerine muhtemelen yarın yenileri eklenecek.”
  1. AŞAMA: YANDAŞ MEDYANIN SAKIZI VE BÜYÜK PLAN

Erdoğan ekranlar önünde “bizi ilgilendirmez” diyor ama bu kocaman bir siyasi taktikten ibaret.

CHP’de yaşananlar, önümüzdeki seçimlerde Erdoğan’ı doğrudan ve hayati derecede ilgilendiriyor.

Bugün yandaş medyaya baktığımızda ne görüyoruz?

Erdoğan’ın “güvenli mesafe” dediği yer, aslında yandaş medyanın CHP’yi bölme, kurultayı yeniletme, hatta hukuki ve siyasi olarak “CHP’yi seçime sokmama” senaryolarını bir sakız gibi çiğnediği merkez üssüdür.

Projenin fikir babası Erdoğan, uygulayıcısı yargı ve yandaş medya, kurbanı ise kendi iç hırslarından ve koltuk kavgalarından önünü göremeyen CHP’lilerdir.

SONUÇ: BEN UNUTMAM, TARİH UNUTMAZ!

Bugün Erdoğan’ın bu süreci nasıl ilmek ilmek ördüğü unutulmuş olabilir. Ama ben unutmam, arşivi önünüze koyarım.

Nitekim 21 Ekim 2025 tarihli köşe yazımda mutlak butlanın ayak seslerini şu sözlerle vurguladım:

“Yerel seçimde öyle şiddetli bir Osmanlı tokadı yedi ki; sesi sarayın tüm odalarında yankılandı. Bağırsanız sesiniz duyulur mesafedeki Balgat sarayının odalarında bile şaşkınlıkla duyuldu.
İtibarları, yenilmezlikleri yerle bir oldu. Metal yorgunluğu, çöküşe neden oldu. Hazmedemediler ikinci parti olmayı.
Birinci parti CHP’yi ‘Şaibeli Kurultay’ kumpası ile hedefe aldılar. Siyasi yargı kararlarına başvurdular.”

İşte bir yıl önceden gördüğüm ve yazdığım o "siyasi yargı kararları" bugün “Mutlak Butlan” kararıyla nihayete erdi.

YSK daha önce MHP kararlarında olduğu gibi “ben yokum” dedi.

Peki, Erdoğan tüm bu gelişmelerden, bu yargı eliyle büyütülen kaos ortamından ne fayda sağlar?

Bu sorunun tek bir mantıklı ve kaçınılmaz yanıtı vardır:

CHP toparlanıncaya kadar atı alan Üsküdar'ı yine geçer;

Erdoğan 4. kez seçilmeyi garantiler.