Bu fotoğraftan Cumhurbaşkanı çıkar mı?

Orhan Uğuroğlu

Orhan Uğuroğlu

Yazar
Tüm Yazıları

Geçtiğimiz günlerde Saadet Partisi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen kritik toplantının ardından objektiflere yansıyan bu fotoğraf karesi şu soruyu gündeme getirdi:

Bu fotoğraftan cumhurbaşkanı adayı çıkar mı?

Türk siyasetinin muhafazakar kanadındaki arayışları ve geçmişin büyük hesaplaşmalarını yeniden önümüze serdi.

Fotoğrafta yan yana dizilmiş isimler oldukça dikkat çekici:

AKP kurucularından 11’inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül,

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan,

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan,

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu...

Eğer muhafazakar dindar seçmenin de onayını alabilecek, merkez sağa hitap edecek güçlü bir çatı aday aranıyorsa, bu kare siyaset için adeta bir laboratuvar niteliğinde.

Ancak bu kareye bakıp gelecek planlaması yapmadan önce, geçmişin o meşhur ve karanlık sayfalarını, Türk siyasi tarihine "Helikopter Vakası" olarak geçen o günü hatırlatmak şart.

Sarayın unutulmayan müdahalesi

Tarih: Nisan 2018. Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken, Millet İttifakı’nın Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısına "çatı aday" olarak Abdullah Gül’ü çıkarma planı kulislere sızmıştı.

Muhalefetin bu hamlesi Saray’da adeta alarm zillerinin çalmasına neden oldu.

İşte tam o günlerde, dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, askeri bir helikopterle Abdullah Gül’ün İstanbul Ayazağa’daki ofisinin bahçesine "baskın" yaptılar.

Kamuoyuna yansıyan tepkiler ve kulis bilgileri çok netti:

Bu ziyaret, nezaket sınırlarını aşan “sakın aday olma” anlamında bir siyasi uyarı ya da adeta tehdit niteliğindeydi.

İddialara göre Erdoğan, bu helikopter vasıtasıyla Gül’e çok net ve sert bir tehdit mesajı gönderdiği iddiası medyaya yansımıştı:

"Aday olursan, bunun siyasi ve hukuki sonuçlarına katlanırsın."

Peki sonuç ne oldu? Toplumda büyük bir tepki dalgası yaratan bu helikopter baskını karşısında Gül ne yaptı?

Tabii ki her zamanki gibi geri adım attı.

Bana göre Gül, cesur olmayan bir siyasetçi kimliğine sahiptir.

Bu tür riskli ve fırtınalı maceralara asla atılmaz, atılamaz.

Bir göreve atanmasını bekler, ön plana çıkıp “Ben de varım” demez.

Siyaset cesaret işidir; kapısına helikopter indiğinde sinen bir siyasetçiden Türkiye’yi yönetecek bir lider olmaz..

Dolayısıyla bu fotoğraftaki Abdullah Gül seçeneği, henüz yolun başında elenmiş bir alternatiftir.

Peki diğer isimler neden olamaz?

Kareden Gül’ü çıkardığımızda geriye kalan muhafazakar aktörlerin siyasi tahlilini gerçekçi yapmak gerekiyor.

Fatih Erbakan: Necmettin Erbakan’ın mirası üzerinden Yeniden Refah Partisi ile bir rüzgar yakalasa da liderlik profili henüz kitleleri peşinden sürükleyecek makro bir vizyondan uzak.

Söylemleri marjinal bir tabana hitap ediyor; kapsayıcı, kucaklayıcı ve devlet tecrübesi olan bir Cumhurbaşkanı profili çizmekten çok, sadece kendi mahallesinin sesini yükseltmeye odaklı.

Türkiye'nin devasa krizlerini yönetecek bir devlet ve siyaset deneyimi henüz onda karşılık bulmuyor.

Mahmut Arıkan: Saadet Partisi’nin başında dürüst ve ilkeli bir duruş sergiliyor.

Geleceğin aranan ve takdir görecek siyasetçisi olarak görüyorum.

Ancak partisinin oy potansiyeli ve toplumsal merkezdeki karşılığı düşünüldüğünde, Erdoğan gibi bir figürün karşısında tüm Türkiye’yi birleştirecek, sandıkları patlatacak bir "ortak aday" olması için siyasette çok yol katetmesi lazım.

Ahmet Davutoğlu: AKP Genel Başkanlığı ve başbakanlık döneminde Pelikan grubunun ve başta Süleyman Soylu ve Berat Albayrak olmak üzere birçok AKP’linin hedefi oldu.

Erdoğan’ın hedefi haline gelince ayrılıp Gelecek Partisi’ni kurdu. Ancak Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda gerekli desteği alıp alamayacağı belirsiz.

Fotoğraftaki genç ve dinamik çözüm: Ali Babacan

İşte tüm bu isimlerin arasında fotoğraftaki en güçlü muhafazakar aday Ali Babacan’dır.

Türkiye’nin bugün en büyük sorunu nedir? Kuşkusuz ekonomi.

Babacan, Türk ekonomisinin altın çağını yaşadığı, Türk lirasından 6 sıfırın atıldığı, enflasyonun tek haneli rakamlarda istikrar kazandığı dönemlerin arkasındaki iradedir.

Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcılığı ve Avrupa Birliği (AB) Bakanlığı dönemlerindeki başarıları hem uluslararası finans çevrelerinde hem de Türkiye’deki merkez sağ seçmende hala derin bir güven kredisine sahiptir.

Üstelik Babacan, sadece geçmişin başarılarıyla yetinen bir isim de değil. Değişen ve dönüşen Türkiye’nin genç, dinamik, liyakatli ve dünyayı okuyabilen bir lider modeline ihtiyacı var.

Hatırlayın; 6’lı masa tarafından aylar süren titiz bir çalışmayla hazırlanan, Türkiye'nin yarınını inşa edecek o devasa "Ortak Politikalar Mutabakat Metni" tam 240 sayfaydı!

İşte o 240 sayfalık, adeta bir hükümet programı niteliğindeki vizyon belgesinin altındaki en büyük teknik ve yapısal emek yine Babacan ve ekibine aitti.

Sonuç olarak; Türkiye’nin yarınında korkak siyasetçilere de, marjinal söylemlere de yer yok. Eğer muhafazakar tabandan güç alan ama yönü evrensel hukuka, liyakate ve ekonomik istikrara dönük genç bir Cumhurbaşkanı adayı aranıyorsa, o aday bu fotoğraftadır; o isim Ali Babacan’dır.