Bayramda barış, sofrada bolluk, ülkede demokrasi!
Kurban Bayramı'nın birinci gününü bugün idrak ediyoruz.
Bayramlar; bir toplumun ortak sevincini, yardımlaşma duygusunu ve kardeşlik hukukunu tazelediği, dargınlıkların unutulduğu kutsal zamanlardır.
Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, "Bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez" diyerek işaret ettiği o birlik ve beraberlik ruhu, milletimizin en büyük gücüdür.
Bu şuurla idrak ettiğimiz bayramlar, milletimizin "bir olma" iradesinin en güçlü sembolü olmuştur.
Ancak bugün, bu anlamlı güne dair içimizde buruk bir his var.
Bayramlar, sadece bir takvim yaprağı veya resmi bir tatil değildir.
Bayramlar, "etme bulma dünyası" olan şu kısa hayatta, komşusunun sofrasını sormak, hakkı ve adaleti gözetmek, mazlumun yanında durmaktır.
Bayramın Ruhu: Adalet ve Vicdan
Bugün ülkemizde demokrasi, hukuk ve adalet tartışmaları tam ortasındayken, bayramın bize verdiği en büyük mesaj "hesaplaşmak değil, helalleşmektir."
Ancak helalleşme, bir mağduriyetin görmezden gelinmesiyle değil, adaletin tecellisiyle mümkündür.
24 yıl önceki AKP iktidarından günümüze siyasi tartışmaların, yargı süreçlerinin, "kimin iradesi üstün?" kavgalarının tam ortasında kendimizi bulduk.
MHP'nin 2016'daki kurultay sürecinde yaşanan o sessizlikten, bugün CHP’nin yaşadığı "yargı ve siyaset" gerilimine kadar uzanan o uzun yol, bize şunu öğretti:
Hukuk ilkeleri, sadece sizin başınız sıkıştığında değil, herkes için adilce uygulandığında bir değer taşır.
Paylaşmak mı, yoksa birbirinden uzaklaşmak mı?
Kurban Bayramı, paylaşmanın bayramıdır.
Peki biz neyi paylaşıyoruz?
Ne yazık ki uzun süredir bu toplumda sevgi ve huzurdan ziyade kutuplaşmayı, ötekileştirmeyi ve "senin hukuksuzluğun, benim zaferimdir" anlayışını paylaşıyoruz.
Stadyumları bayram coşkusuna kapatanlar, resmi bayramlarımızı ve milli değerlerimizi bir protokol kurallar silsilesine hapsedenler; bayramın o engin "birleştirici" ruhuna da ne yazık ki yabancılaştılar.
Oysa bu toprakların insanı; sofrasında ekmeğini paylaşmayı, komşusu açken tok yatmamayı bilen, bayram sabahı birbirinin elini tuttuğunda tüm kırgınlıkları bir kenara bırakacak kadar asil bir ruha sahiptir.
Bir Çağrı:
Bayramı Bayram Gibi Yaşamak
Bu Kurban Bayramı'nda;
Siyasetin kirletici dilinden,
"Etme bulma dünyası" dedirten o hırslardan,
Adaleti sadece kendi ikbalimiz için aradığımız o yanlış yollardan arınmaya ne dersiniz?
Bayram sabahı, tüm farklılıklarımızı bir kenara bırakıp, "Bizi biz yapan bu güzel ülkenin geleceği için ne yapabiliriz?" diye düşünmek zorundayız.
Bayram, küskünlükleri değil, dürüstlüğü ve vicdanı büyüterek kutlanır.
Yeni Ankara'daki tüm okurlarımın, Cumhuriyetin temel değerlerine yürekten bağlı olan tüm okurlarımın ve vatandaşlarımızın Kurban Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyorum.
Dilerim ki; bu bayram, soframıza bereket, ülkemize hukuk ve adalet, gönlümüze ise gerçek anlamda "huzur" getirir.
İnsanlarımızın umudunu tazelediği, yardımlaşmanın gerçek manasıyla yaşandığı, barışın ve kardeşliğin yeniden hüküm sürdüğü nice bayramlara...
Bayramınız kutlu, sofranız bereketli, vicdanınız rahat olsun, ülkemiz demokratik olsun.